Ünlü İngiliz gazeteci ve Ortadoğu uzmanı Robert Fisk, ‘yeni Türkiye’nin Ermeni Soykırımı’nı tanıma başarısı gösterebileceğini düşünüyor. Fisk’e göre, Türkiye böyle bir yüzleşme için 30 yıl öncesine göre daha enerjik ve özgüven sahibi.
Robert Fisk, konu Ortadoğu olduğunda, herkesin dönüp ne diyeceğine baktığı isimlerin başında geliyor. Lübnan İç Savaşı sırasında geldiği bu topraklarda, o günden bu yana ‘otoritelere kafa tutma ve mazlumdan yana olma’ şiarıyla İngiltere’de yayımlanan Independent’ta gazetecilik yapmaya devam ediyor. Bu uzun serüvenin birikimini aktardığı 2005 tarihli dev kitabı Büyük Medeniyet Savaşı-Ortadoğu’nun Fethi, ekim ayında nihayet Türkçede yayımlandı. Usame bin Ladin röportajlarıyla başlayan kitap, SSCB’nin Afganistan’ı işgalindeki Mücahit direnişinden, Musaddık’tan İslam Devrimi’ne kadarki İran tarihine, Irak’ın Saddamlı yıllarından ABD işgaline, babasının I. Dünya Savaşı anılarından 11 Eylül saldırılarına bu toprakların tarihini şekillendiren olayları konu alan 24 bölümden oluşuyor. Biz de Fisk’le, kitabın en dikkat çekici bölümlerden biri olan Ermeni Soykırımı’nı konuştuk.
• 1915’in soykırım olduğu konusunda çok netsiniz. Sizin de bahsettiğiniz gibi, ortada bu kadar açık kanıtlar varken, Türkiye hükümetleri inkâr konusunda nasıl ısrar edebiliyor?
Sizin de bildiğiniz gibi, Türklerin Ermeni Soykırımı’nın gerçek olup olmadığı hakkında şüphe duyduğunu düşünmüyorum. Türkiye’yi her ziyaret ettiğimde, arkadaşlarımla konuşurken konuyu soykırım sorununa getiririm ve hepsi olanları kabul ettiklerini söylerler. 1999’daki korkunç deprem dolayısıyla Türkiye’deydim ve hem bilim insanı olarak, hem de kurtarma ekibi olarak görev alan kıdemli devlet memurlarından yardım aldım. İki hafta sonra, hepsini Boğaz’da yemeğe çıkardım ve gayet doğal bir şekilde sordum: ‘Ermeni Soykırımı hakkında ne düşünüyorsunuz?’ Hepsini cevabı aynıydı: ‘Tabii ki yaşandı.’
Üstüne üstlük, bildiğiniz gibi, çoğu Türk, büyükannelerinin veya büyük büyükannelerinin, Ermeni olduğunu keşfediyor. Onlar, 1915’te birer genç kızdılar ve Müslüman olarak katliamlardan kurtuldular. Bu, binlerce Türk’ün bir yanıyla Ermeni olduğu anlamına geliyor. Onların, bunu bilmeye ve atalarının meydana getirdikleri ıstırabı ve ölümü anlamaya hakları var. Bu konuştuğumuz, sadece Ermeni tarihi değil, aynı zamanda Türk tarihi…
• Peki inkâr neden sürüyor?
Bu konuda üç gerekçem var. Birincisi, Türkler gerçekten çok gururlu bir halk ve soykırımla ilgili gerçekleri kabullenmenin, kendilerine katil damgası vuracağından korkuyorlar. Eğer durum gerçekten böyleyse, bu biraz yanlış. Tarihi gerçekleri kabul etme kararı, tarihlerindeki korkunç gerçekleri kabullenmiş diğer ülkelere getirdiğinden başka hiçbir şey getirmeyecek. İngilizler, neredeyse 1915’te katledilen Ermeniler kadar İrlandalı erkek, kadın ve çocuğun öldüğü 1850’lerdeki Büyük İrlanda Kıtlığı’ndaki sorumluluğunu kabul ettiler. Almanlar 1939-1945 yıllarında işledikleri suçları, savaş suçu olarak tanıdılar. Kısa süre ön-ce, Ukrayna’nın Polonya’dan, kendi halkının Nazi işgali sırasında Polonyalı köylülere karşı işledikleri toplu katliamı da içeren korkunç suçlardan dolayı özür dilediğini gördük.
İkincisi, Mustafa Kemal Atatürk, Ermenilere karşı işlenen suçların hiçbirisinin faili değilken, hatta kendisi hiçbir zaman böyle nitelendirmese de, soykırımı tasvip etmediğinin kanıtları da yayımlanırken, daha sonraki yıllarda yakın çalışma arkadaşları olacak insanlarınsa her ne kadar dolaylı olsa da, soykırımla ilgileri var. Başka bir deyişle, bugünün Türkiye’si, yani Atatürk’ün yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin bu ilgiden dolayı zarar göreceğine dair korku duyuyor olabilirler.