Kimilerinin beklediği, kimilerinin hiç beklemediği gerçekleşti ve iktidarı paylaşan gizli koalisyonun iki ortağı, AK Parti ve Gülen Cemaati arasında sert bir çatışma yaşandı. Krizin doğduğu anda ve hemen sonrasında, taraflar birbirlerinin üzerine adeta kora kor yürüdü ve birbirlerine meydan okudu. Kısa bir süre sonra da, karşılıklı denge arayışını ima eden tedbirler, küçük geri adımlar atıldı. Ancak, çarpışmanın artçı dalgaları hâlâ etkisini sürdürüyor. Sürdürmeye de devam edecek.
Devletin fukaraya, bakıma muhtaç olana hangi gözle baktığı malum. Ya yok sayıp toplum dışına itmek, ya da, iyi ihtimalle, aslında hak olanı bin bir naz u niyaz ile lütfetmek… Kırk katır ya da kırk satır. Ama devlet bu: Zaten devran dönsün, çarklar işlesin diye var. Ondan daha iyisini yapmasını beklemek pek de akıl kârı değil.
Fransız milletvekili ve senatörlerin, soykırımı inkâr edenlerin cezalandırılmasına yönelik yasayı Anayasa Konseyi’ne taşıması, diasporada Ermeni siyasetini yönlendiren grupların düştüğü açmazın somut bir göstergesi oldu.
Aşırı bir öfkeyle saldırgan tavırlar sergilemek, çoğu zaman suçluluk duygusuna işaret eder. Haksız olduğuna dair derin şüphelere sahip olup bunu onurumuza yediremediğimizde, karşı tarafın üstüne çullanırız. Karşımızdakinin üzerine çullandıkça kendi zayıflığımızı örtbas ettiğimizi zannederiz.
“Dink cinayetinin arkasındaki karanlık ilişkiler aydınlatılmalı” derken, muradımız, Türkiye’de benzer cinayetlerin bir daha hiç işlenmeyeceği bir ortamın yaratılacağına dair güven duygusunun sağlanmasıydı. Fakat devlet, vatandaşına bunu çok gördü.
Cinayet davasının başından, daha doğrusu iddianamenin yazıldığı günden beri, perde arkasındaki sorumlulara dokunulmayacağını hissetmiş, yapılan yargılamanın göstermelik olduğunu anlamıştık.
Uludere’de yaşanan kanlı katliam, cehennemin yanı başımızda olduğunu bir kez daha anımsattı hepimize. 28 Aralık Çarşamba akşamı, Türkiye’nin batısında pek çoğumuzun uykuda olduğu saatlerde, güneydoğudaki bir sınır köyünde onlarca eve çoktan ateş düşmüştü bile.
2012 yılı ne getirecek? Türkiye'de ne gibi gelişmeler yaşanacak? AB, Ortadoğu, Kürt sorunu ve Ekonomi alanlarında nasıl bir yıl bizleri bekliyor? Alanlarının uzmanları yeni yılla ilgili öngörülerini Agos okurlarıyla paylaştı.
AGOS BAŞYAZI sayı: 820 (30 Aralık 2011) "Yeni yılda, nar tanelerinin neden bereket anlamına geldiğini anlamaya çalışan çocuklar kadar taze bir umut ve sevgiyle dolsun içimiz."
Fransa'da oylanan yasa teklifi mecliste kabul edildi. Fransa nasıl bir yol izlemeli, Türkiye'nin tavrı ne olmalı, Fransa Ermenilerinin bundan sonraki davranışları ne yönde olmalı, Türkiye Ermenileri nasıl bir yol izlemeli. Son sayımızda yer alan başyazımıza bir göz atın. Yorumlamaktan ve fikirlerinizi beyan etmekten çekinmeyin.
Hrant Dink devlet tarafından hedefe konulduğunu, İstanbul Valiliği’nde tehdit edildiği o görüşmede anlamıştı ilk. Karanlık ve uzun bir sürecin soğuk nefesini ilk o gün hissetmiş ve bunu da çevresindeki bazı kişilerle paylaşmıştı. Kendisini koruması gereken devlete güvenemeyeceğini, çünkü asıl tehlikenin o taraftan gelebileceğini sezmişti.
Hrant Dink’in aramızdan alınışının beşinci yılı yaklaşırken, Beşiktaş’taki, insanın içini karartan o mahkeme salonunda görülen ve adalet adına yürütüldüğüne inanmamız için bin şahidin de yetmeyeceği davanın sonuna gelindi.
Dersim özrü, giderek anlaşılıyor ki, sadece muhalefeti sıkıştırmak için ortaya sürülmüş bir hamle değil, daha geniş bir stratejik arayışın ilk ve kolay adımı. AKP hükümetinin, Cumhuriyet’in toplumla ilişkisini ele alan bir tartışmayı adım adım hayata geçirmek istediği anlaşılıyor.