Ermeni Seçim Çalışmasının (ArmES) Aralık 2025 – Şubat 2026 tarihleri arasında yürüttüğü birinci anket sonuçlarını daha önce ayrıntılı biçimde ele almıştık. O analizde öne çıkan tablo, iktidar partisi oy oranlarında önde göründüğü idi. Ancak Başbakan onayı yaklaşık yüzde 36 ile tarihi tabanında sabitlenmişti; seçmenin üçte biri ülkenin yanlış yönde gittiğini düşünüyordu, ekonomiye ilişkin geriye dönük algı da belirgin biçimde olumsuz şeklindeydi.
Şubat – Mart 2026 tarihleri arasında tamamlanan ikinci araştırmada ise tablonun hemen her göstergesinde kayda değer bir hareket var. Rakamlara dalmadan önce hangi gelişmelerin bu hareketi açıklayabileceğini düşündüğümüzde; iki anket arasında üç önemli gelişme yaşandığını görüyoruz. Birincisi ABD Başkan Yardımcısı Vance'in Ermenistan ziyareti, ikincisi hükümetin emekli maaşı artışını açıklaması ve üçüncüsü İran savaşının bölgesel belirsizlik yaratmasına karşın sınır hattının sakin kalması.
Vance ziyaretinin –anket sonuçlarına da yansıdığı üzere– iktidara net bir diplomatik katkı sağladığını söyleyebiliriz. Bunun yanında sosyal konulara artan harcamalar özellikle kırsal seçmenin bu tür değişiklikleri gerçek hayatta doğrudan hissetmesinden dolayı somut bir etki yaratmış durumda. Güvenlik cephesinde ise savaşın ülkeye sıçraması korkusunun önceki haftalara nazaran azaldığını söyleyebiliriz.
Kırılma noktası mı, atmosfer değişikliği mi?
Bu durumda soru şu: Bu hareket bir kırılma noktasını mı, yoksa geçici bir atmosfer değişikliğini mi yansıtıyor? Gelin bu değişiklikleri rakamlar üzerinden anlamaya çalışalım;
Başbakanın onay oranlarındaki değişim, iki anket arasındaki en çarpıcı verilerden bir tanesi. Birinci ankette yaklaşık yüzde 36 olan genel onay oranı, ikinci ankette yüzde 47.2'ye fırlamış; onaylamayanlar ise yüzde 45'ten yüzde 35.8'e gerilemiş durumda. On bir puanlık bu sıçrama, tek bir kampanya dönemi için olağandışı büyüklükte bir değişiklik. Kararsız seçmenlerin sonuçlarına baktığımızda ise her ne kadar “onaylıyorum” diyenlerin oranında önemli bir değişiklik yaşanmamış olsa da “onaylamıyorum” diyenler yaklaşık 1.8 puan düşüşle yüzde 31’e gerilemiş durumda.
Ülkenin yönüne ilişkin soruda da belirgin bir kayma var. Birinci ankette yüzde 37.9 ülkenin yanlış yönde olduğunu söylerken, yüzde 34.9 doğru yöne gittiğini belirtmişti. İkinci ankette bu ilişkinin tersine döndüğünü görüyoruz. Seçmenlerin yüzde 41.2’si doğru yönde olduğunu, yüzde 33.3’ü ise yanlış yönde gittiğini düşündükleri görülüyor. Bu ilk kez Sivil Sözleşme Partisi ve Paşinyan lehine bir net iyimserlik yaratmış olsa da dış etkilerle farklı yönlere savrulma ihtimalini ve aradaki yaklaşık 8 puanlık farkın, bu kadar hassas bir denge söz konusu olduğunda değişebileceğini de unutmamak gerekiyor. Bu arada bir önceki ankette kararsız seçmenlerin ülke yönüne dair sonuçları açıklanmışken bu ankette bu bilgi belirtilmemiş.
Ekonomi algısında değişim
Ekonomi algısındaki dönüşüm belki de en yapısal görünen değişim. Birinci ankette seçmenlerin yüzde 37.9'u ekonominin bir önceki yıla kıyasla kötüleştiğini söylerken, ikinci ankette bu oran yüzde 27.9'a düşmüş, olumlu algı ise yüzde 32.1'den yüzde 39.5'e çıkmış durumda. Yani geride kalan bir yıla bakıldığında, negatif algı tam on puan gerilemiş.
Ama asıl ilginç veri ileriye dönük beklentilerde. Birinci ankette gelecek yıl ekonominin daha iyi olacağını düşünenlerin oranı yüzde 35.3, kötüleşeceğini düşünenlerin oranı yüzde 23.2 idi. İkinci ankette olumlu beklenti yüzde 40.4'e, olumsuz beklenti yüzde 11.9'ya gerilemiş. Buraya kadar iktidar için temiz bir tablo gibi gözükmekle beraber şuna dikkat çekmeden geçemeyiz; aynı dönemde “bilmiyorum/cevap vermek istemiyorum” yanıtı yüzde 29.9'dan yüzde 39.1'a sıçramış. Yani seçmen bugün daha iyimser, ama geleceği daha bulanık görüyor. İki anket arasında ekonomiye güven artmış ama bu güvenin yarın da geçerli olup olmayacağına dair inanç zayıflamış. Ekonomideki bu sonuçları, rahatlamış ama henüz güvende hissetmeyen bir toplumun paradoksu olarak değerlendirebiliriz.
Kararsız seçmenler “daha az güvende” hissediyor
İki anket arasındaki en kritik uyarı sinyali, aslında genel tablonun en görünmez köşesinden geliyor. Genel nüfusta güvenlik ortamının iyileştiğini düşünenlerin oranı yüzde 50'den yüzde 52.4'e çıkmış; kötüleştiğini düşünenler ise yüzde 41'den yüzde 40'a gerilemiş durumda. Yani genel tablo açısından çok önemli bir değişiklik yok ve iktidar için olumlu algı devam ediyor. Ancak kararsız seçmenler arasında tablo tam tersine dönmüş. Birinci ankette kararsızların yüzde 50.7'si güvenliğin iyileştiğini söylerken, ikinci ankette bu oran yüzde 45.6'ya gerilemiş. İyileşmediğini düşünenlerin oranı ise yüzde 36.9'dan yüzde 41.2'ye yükselmiş.
Yani ABD/İsrail – İran savaşı koşullarında, genel nüfus giderek daha güvende hissederken, kararını henüz vermemiş olan seçmen giderek daha az güvende hissediyor. Kararsız seçmenin güvenlik algısı, iktidar partisine yakınlığın en güçlü öngörücülerinden biri olduğunu düşünürsek, güvenlik algısındaki bu gerileme dikkatle izlenmeye değer. Tabanını zaten konsolide etmiş olan iktidar ile seçmeni güvenlik cephesinde aynı sayfada duruyor. Ama kararsız seçmen, muhtemelen bölgesel belirsizliği hâlâ tam olarak sindiremiyor ve bu belirsizlik onun iktidar kadar güvende hissetmesini engelliyor.
Güçlü Ermenistan’ın oylarında gerileme
Oy oranlarına ait tabloya bakıldığında, Sivil Sözleşme yüzde 26.1'den yüzde 33.6'ya çıkmış ve 7.5 puanlık bu artış, iki anket arasındaki en büyük hareketlerden bir tanesi. Buna karşılık Güçlü Ermenistan istatistiksel hata payı içinde kalan bir değişim ile yüzde 11.9'dan yüzde 11.4'e gerilemiş. Ermenistan İttifakı yüzde 3.35’ten 4.20’ye yükselmiş olsa da hala iki-üç partili ittifaklar için Anayasanın belirlediği yüzde 8’lik barajın çok altında gözüküyor. Müreffeh Ermenistan ise yüzde 6'dan yüzde 3.3'e yarı yarıya düşmüş ve partiler için belirlenen yüzde 4’lük barajın altına inmiş durumda. Anketteki hata payını dikkate aldığımızda kesin olarak baraj altında kalacak diyemesek de bu ihtimal halen ortada.
En kritik unsurlarından birisi ise, tüm gelişmelere rağmen kararsız ve cevapsız kategorilerin toplamının yüzde 37'de kalmaya devam etmesi. Yani 7.5 puanlık artışa rağmen iktidar, o büyük sessiz kitleyi henüz eritemiyor. İktidar için ivme var; ama önceki yazılarımızda üzerinde durduğumuz yapısal sorunlar yerinde duruyor.
Fark ne anlama geliyor?
Ermeni Seçim Çalışmasının kararsız seçmenlerin Paşinyan’ın partisine yakınlığını ölçmeye çalıştığı yakınlık endeksi için ikinci ankette ölçüm değerleri değiştirilerek kullanılmış. Dolayısıyla doğrudan bir Şubat-Mart karşılaştırması yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Bununla beraber Sivil Sözleşme partisinin oy potansiyeli göstermesi açısından son yapılan anketin modellemesine göre seçim şu zamanlarda gerçekleştirilecek olsa ve katılım oranı %89’a ulaşırsa partinin oy potansiyeli en fazla yüzde 41.5 ile yüzde 50.3 arasında gözüküyor. Bu oran ise tek başına ya da yakın bir çoğunlukla hükümet kurma senaryosunu gerçekçi kılıyor. Aynı ankette tek başına ayrıca ölçülen yatkınlık tahminlerine baktığımızda ise Sivil Sözleşme Partisine yatkın olanların toplam oranı da yüzde 52.8 iken yatkın olmayanların toplam oranı ise yüzde 47.2 olarak hesaplanmış.
Sonuç olarak en baştaki sorumuza geri dönersek; iki anket arasındaki bu iyileşme, Ermenistan siyasetinde yapısal bir zemin kaymasını mı yansıtıyor; yoksa birkaç olumlu gelişmenin geçici atmosfer etkisini mi?
Argümanlar her iki yöne de çekilebilir. Yapısal değişimi savunanlar, Başbakan onayının yüzde 36'dan yüzde 47'ye sıçraması ve ülkenin yönüne ilişkin dengenin iktidar lehine dönmesi, basit bir hava değişikliğiyle açıklanamayacak kadar büyük olduğunu söyleyecektir. Ekonomik algının hem geriye dönük hem de ileriye dönük boyutlarda aynı anda iyileşmesiyle, seçmenin birden fazla konuda aynı yönde hareket ettiğini söylemek de mümkün gözüküyor.
Ancak veriler, konjonktürel rüzgâr tezini savunanlar için de konuşuyor. Vance ziyareti, emekli maaşı artışı ve Amerika/İsrail – İran savaşının nispeten daha az hissedilmesi gibi üç ayrı konunun aynı anda devreye girmesi, bir kez daha üst üste gelme ihtimali düşük bir kümülatif etki yaratmış olabilir. Bu tür geçici şokların anket verilerini tahminlerin çok ötesinde hareket ettirdiği, başka seçim anketlerinde de defalarca gözlemlendi. Ayrıca kararsız seçmende güvenlik algısının gerilemiş olması, bu iyileşmenin en kritik demografide köklenip köklenemediği sorusunu da canlı tutmaya devam ediyor.
Üçüncü okuma
Aslına bakarsınız üçüncü bir okuma da mümkün. Belki de her iki şey aynı anda doğrudur. İktidar yapısal olarak güçlenmiş ama bu güçlenme halen kırılgan olabilir. Seçmen genel tabloda iyimserleşirken, geleceğe ilişkin belirsizlik artmış olabilir. Bu çelişki, ikinci anketin en kayda değer bulgularından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Özetle önceki yazılarımızda kurduğumuz tez hâlâ yerinde duruyor: bu seçim, partilerin oy oranlarından önce seçmenin güven ve korku denkleminde bir çözüm bulup bulmayacağıyla şekillenecek. İktidar bu tabloyu finişe taşıyabilirse, sandık sonuçları anketlerin gösterdiğinden çok daha net olabilir. Eğer ivme dağılırsa ve kararsız seçmenin güvenlik kaygısı derinleşirse, tablo yeniden birinci ankette görülen belirsizliğine dönebilir. Seçim sonucunu bu iki olasılık arasındaki mesafeyi kimin kapattığı belirleyecek.



