Agos, 26 Aralık 2003, Sayı 404
Yaşadığımız çağda bir diasporaya sahip olmak sadece ‘kaderin sillesini yemiş’ halkların değil, hemen hemen yeryüzündeki tüm ulusların yaşadığı bir gerçekliktir. Küreselleşme giderek yeryüzünü her zamankinden daha karışık bir yapıya dönüştürmekte, hiçbir milletin birbaşına kendi içine kapanmasına ve kendi etnik homojenliğinde kalmasına izin vermemektedir. Herkesin birbirine karıştığı, dünyanın giderek daha melezleştiği günümüzde, son yıllarda keşfedilen ve çağın yaşam biçimi olarak benimsenmeye çalışılan çokkültürlülük kavramı işte bu karışmanın dayattığı bir sonuçtur.
Bugün artık yeryüzündeki her milletin bir de diasporası vardır ve ana kimliğini yaşayamamak salt Ermeniler’in değil tüm diasporaların kaderidir.
***
Yaşadığımız çağ, zorunlu göçlerin oluşturduğu “Klasik diasporalar”a bugün artık gönüllü göçlerin oluşturduğu “Modern diasporalar”ı da ekleyerek, yeryüzündeki tüm halkları birbirlerine doğru bir açılıma sürüklemektedir. Evrenselleşme ve dünya yurttaşlığı gibi kavramlar, işte bu gidişatı anlatan terimlerdir.
Ne var ki bu dışa açılımla birlikte yaşanan içe kapanma da yine her diasporanın yaşadığı temel paradokstur.
Kendi ulusal bütünlüklerini, terkettikleri vatanlarında bırakan diasporalılar, yeni yerleşim bölgelerinde ana kimliklerini hiç olmazsa yaşatmaya çalışmak kaygısıyla birbirlerine sığınmakta, ulusaldan grupsala inen kimliklerini, kapalılaşan bir mevzi alanla korumaya çalışmaktadırlar.
Ne var ki bu kapalı alan, kimliği yaşamaya yetmemekte, bir zaman sonra ise doğru dürüst yaşanamayan kimliğin bizatihi mezarı haline dönüşmektedir.
***
Farklı diasporalarda farklı tonların olduğu da bir diğer gerçektir.
Özellikle de klasik diaspora ile modern diaspora taşıdıkları kaygı açısından birbirlerinden hayli farklılık gösterirler.
Sonuçta birincisi -Ermeniler’de olduğu gibi- diasporalığı kendi seçmemiş buna zorlanmıştır, ikincisi ise kendisine yeni bir dünya yaratmakla ilgili gönüllülüğün sonucudur. Yunan kolonilerinin Avustralya’daki, Çin mahallelerinin Amerika’daki, Fransız burjuvazisinin Kanada’daki, Türk köylüsünün Almanya’daki varlığı modern diasporalılık kavramının tipik örneklerinden sadece birkaçıdır.
Kaldı ki aynı etnik diasporalar içinde bile zamana ve nedene bağlı olarak farklı ruh halleri sözkonusudur. Sözgelimi 1915 kuşağının ruh haliyle bugün Ermenistan’dan ekonomik nedenlerle göç edenlerin hali arasında farklılıklar görülmesi çok doğaldır.
Örneğin, birincisinde ne yapıp edip çocuğunu bir Ermeni’yle evlendirmek kaygısı, ikincisinde bir Amerikalı’yla evlenmeye ve an önce Amerikalı olmaya dönüşebilmektedir.
***
Ermeni kimliği üzerine düşünürken gerçekçi bir diaspora analizi şarttır, diaspora Ermenileri’nin geçirdiği tarihsel evrelerin iyi incelenmesi gerekir çünkü bu evrelerin bugün yaşanan kimlik sorunundaki rolü büyüktür.
Ermeniler’in iki yüzyıl öncesinde ticari ve dini reflekslerle başlayan diasporalılaşmaları, 1915 ile zorunluluğa, daha sonra Ortadoğu ülkelerinden Batı’ya süren bir devamlılıkla kendi içinde ikinci bir göç hareketliliğine, Cumhuriyet döneminde Türkiye’den göçlerin sürmesine ve nihayet bağımsızlığını kazandıktan sonra da Ermenistan’dan yarı gönüllü, yarı zorunlu göçe kadar bir çok aşama içerir ve bu aşamaların herbirinin yarattığı kırılma noktaları mevcuttur.
***
Ermeni diasporasının bugünkü fotoğrafına baktığımızda görülen manzara bu kırılma noktalarının ne denli yokedici sonuçlara yol açtığını çok iyi gösterir.
Başta Rusya olmak üzere Sovyetler’den kopan birçok cumhuriyette toplam Ermeni sayısının birbuçuk milyonu aştığı tahmin edilmekte ancak Rus ve Slav kültürünün etkisiyle büyük bir kimlik erozyonu yaşanmaktadır.
Amerika kıtasında da yine bir buçuk milyonu aşkın nüfus olmasına rağmen, şiddetli bir asimilasyon görülmektedir. Keza yine Avrupa kıtasında 800 bine yakın bir nüfus da, hem okul hem de kilise sayısıyla kimliğini yaşayacak bir konumdan çok uzaktır.
***
Ermeni diasporasının kimliğini daha iyi koruyabildiği bölgeler -şaşırtıcı gelse de- daha ziyade Ortadoğu’daki İslam ülkeleri olmuştur.
İran, Irak, Suriye, Lübnan, Mısır gibi ülkelerde İslami cumhuriyetlerin tanıdığı kısmi özgürlük ortamı içerisinde tam bir kapalı cemaat yaşantısı sürdüren bir milyonu aşkın Ermeni, çok sayıda okullarıyla, kiliseleriyle, dernekleriyle Batı’daki diasporaya nispet edercesine çok daha dikkat çekici bir biçimde kendi kimliğini korumayı becerebilmiş ama ne yazık ki son otuz yıl içerisinde bölge ülkelerinde yaşanan sıcak savaş ortamlarının verdiği güvensizlikle, buradakilerin büyük çoğunluğu da çareyi Batı’ya göçmekte bulmuştur.
Bu örnekten bakıldığında şu sonucu çıkarmak olasıdır:
Batı’da kimliklere tanınan geniş özgürlükler ve olanaklar ne yazık ki bir tür kimliklerin erimesini kolaylaştırıcı katalizör işlevi görmüş, Doğu’daki özgürlük kısıtlamaları ise kimliklerin korunmasındaki inadın belki de baş sebebi olmuştur.
İhtimal ki Müslüman ülkede her gün dinlenen beş vakit ezan sesi aynı zamanda bir Ermeni’ye “Sen bir Ermenisin ve Hristiyansın” çağrısıdır ve bu hiç de yabana atılmaması gereken bir uyarıcıdır.
Görünen o ki, Batı’nın özgürlükler cenneti kimliklerin cehennemine dönüşmekte, çokkültürlülük adına kimliklere tanınan kolaylıklar ise ne yazık ki bu cehennemin ateşini söndürmeye yetmemektedir.

