Gazze'deki ölüm makinesi durmadı
70 bin Gazzelinin İsrail tarafından katledilmesinden sonra nihayet 10 Ekim 2025’te başlayan ateşkes anlaşmasında ikinci aşamaya geçilse de, Gazze’de hayat hiç de normale dönmüş değil. Günlük ölüm sayıları 40-50’lere varmıyor ama her gün mutlaka ölüm haberleri geliyor. Yiyecek kısıtlı, temiz su da öyle, soğuk havalar, kuvvetli yağışlar çadırlarda hayatta kalmaya çalışan Gazzelilere hiç de yardımcı olmuyor. Trump ekibi, enkaza çevrilmiş evlerin fotoğraflarının ardından yapay zeka marifetiyle yapılmış şıkır şıkır gökdelenleri göstererek, Gazzelilere müjdeler veriyor. Burayı kalkındıracağız. Sanki Gazzeliler orada oturabileceklermiş gibi! Oysa o enkazın altında neredeyse 10 bin Gazzelinin cesedi duruyor hâlâ. Amerika ve İsrail, Gazze’yi “hallettikten sonra” şimdi de Batı Şeria’yı terörize etmeye başladı. Filistinli Uluslararası Af Örgütü Ortadoğu uzmanı Budour Hassan’a Gazze ve Batı Şeria’daki durumu sorduk.
Ateşkesten önce öldürülen, açlıktan ve yetersiz beslenmeden ölen çocuklar, bebekler, kadınlara dair haberler geliyordu Gazze’den. Dört ay sonra durum nasıl?
İnsanlar, sırf “sözde” ve son derece "kırılgan" bir ateşkes olduğu için, Gazzeliler kitlesel olarak öldürülmediği için, ölümlerin durduğu yanılsamasına kapılıyor. Ne yazık ki doğru değil. Gazze'de ölümler devam ediyor. Aynı hızda değil ama hâlâ öldürülüyorlar. Mesela, İsrail'in, Gazze'yi parçalamak için çizdiği ve şu anda Gazze'nin neredeyse yüzde 60'ını işgal eden hayali "sarı çizgiye" yaklaşırsan, öldürülüyorsun. İsrail, şüpheli bulursa veya “Hamas savaşçısı” olduğunu düşünürse, yine öldürülüyorsun, tüm ailen yok ediliyor. Yani Gazzeliler artık “yavaş ölüm”le yüzyüze. İsrail, yardımların girişini kısıtlıyor, Filistinlilere insanlık dışı koşulları dayatıyor.
İsrail, Gazze'de faaliyet gösteren 30'dan fazla insani yardım kuruluşunun çalışmalarını yasaklamakla tehdit ediyor. Birleşmiş Milletler’in çalışmalarına kısıtlamalar getiriliyor. Tüm bunlar, özellikle bu kış mevsiminde bir felaket yaratıyor. İnsanların doktora gitmek için Gazze'den Batı Şeria'ya geçmelerine izin verilmiyor. Sağlık sektörünün durumu da korkunç çünkü İsrail yardım girişini kısıtlıyor. Gazzeliler, virüslerin yayıldığından, doktora ulaşamayan ve yaralarına baktıramayan insanları anlatıyor.
Geçmişle tek fark şu: İnsanların üzerine durmaksızın füzeler yağmıyor ancak "yavaş ölüm"ler devam ediyor. İnsanlar iki yıl boyunca protestoları sürdürdü ama şimdi onları tekrar harekete geçirmek, sırf gökten roketler yağmıyor diye soykırımın bitmediğini anlatmak daha zor. İnsanlar yoruldu, bıktı, tükendi. Ancak Gazze'deki ölüm makinesi durmadı.
Son günlerde İsrail, Batı Şeria'ya eskisinden daha fazla saldırıyor.
Evet, özellikle ordu ve hükümet tarafından desteklenen İsrailli yerleşimcilerin saldırıları da yükseldi. Kendi başlarına hareket etmiyorlar, İsrail hükümeti, çeşitli İsrail kurumları ve şu an Batı Şeria'yı yöneten mevcut hükümet tarafından finanse ediliyorlar. Daha birkaç hafta önce İsrail, yeni yerleşim birimlerini yasallaştırdı. İsrail Maliye Bakanı, bununla gurur duyduğunu söyledi. Uluslararası hukuku ihlal ettikleri için gurur duyuyorlar, böbürleniyorlar.
İsrail işgal polisi Gazze dışındaki Filistin yerleşimlerine de baskın düzenliyor, yıkıyor, halkı korkutup terörize ediyor. Gazze'de devam eden katliamlarla eş zamanlı olarak, Filistinlilerin geçim kaynaklarına, ürün aldıkları topraklara saldırıyorlar, özellikle çiftçilere. Filistinlilerin toprakların gittikçe daha fazla "yutulduğunu" görüyoruz. Ramallah'ta her geçen gün İsrail ordusu tarafından desteklenen yerleşimciler, Filistinli çiftçilerin ve çobanların hayatını daha da yaşanmaz hale getiriyor.
Saldırıp taciz mi ediyorlar?
Örnek vereyim. Diyelim ki, çobansınız. Koyunlarınızı otlatmaya götürmek için ahılınızdan çıktığınız anda, hemen bir grup İsrailli yerleşimci etrafınızı sarıyor. Bazen sizi dövmeye kalkışırlar, bazen koyunlarınızı çalarlar, bazen de silah doğrulturlar. Ve o sırada İsrail ordusu öylece durup izler. Ya da İsrail ordusu "Burası askeri bölge, daha fazla ileri gidemezsiniz" der. Ya da bir gidersiniz toprağınızın etrafı İsrailli yerleşimciler tarafından çevrilmiştir, tarlanıza giremezsiniz, kalakalırsınız. Etrafta silahlılar ve tüfekleri vardır çünkü. Daha önce topraklarını korumaya çalışan Filistinlilerin yerleşimciler tarafından vurulduğu olaylar oldu. Çok yakın bir arkadaşım böyle başından vurularak öldürüldü. Filistinlilerin zeytin ağaçlarını yakan veya kesen yerleşimciler var. Mülklere zarar verme, gece evlere saldırma vakalarını görüyoruz. Bunlar günlük hayatın bir parçası oldu. Bu saldırı biçimleri günden güne daha da kötüleşiyor. Bu saldırıların amacı, Filistinliler için bu bölgeleri yaşanmaz hale getirmek ve onları topraklarını terk etmeye zorlamak.
Tekrar Gazze'ye dönelim, yeterli yiyecek, ilaç, temiz su bulmak mümkün mü? Hastaneler çalışıyor mu? En önemlisi de çocuklar açlıktan ölmeye başlamıştı, şimdi çocuklar için daha iyi koşullar var mı?
Özellikle ekmek ve temel gıdaların girişine daha fazla izin verilmiş olsa da, mesele besleyici gıdaya geldiğinde sorun hâlâ çok ciddi. Yumurta, sebze gibi protein açısından zengin gıdalardan bahsediyorum. Tarım yapılacak yerler ya İsrail güçleri tarafından yok edildi ya yakıldı ya da şu an işgal altında, yani "sarı çizginin" doğusunda. Dolayısıyla Filistinliler buralara erişemiyor. İçeri giren besleyici gıdalar ise İsrail tarafından onaylanmış birkaç iş insanının kontrolünde. Bu kişiler de fiyatları kontrol ediyor; bu da içeri giren az miktardaki gıdanın bile çok pahalı olmasına neden oluyor ve tabii ki çoğu insan alamıyor. Özellikle besleyici gıdalar, bebek maması ve çocuklar için süt fiyatları fahiş şekilde arttı. Durumun vahametini tersine çevirmek için İsrail'in sınırsız gıda ve yardım girişine izin vermesi gerekiyor ama şu an bu yok.
Aylarca süren açlığın çocuklar, kadınlar ve emziren anneler üzerindeki etkilerini görüyoruz tabii. Bu bir iki günde veya bir iki ayda bitecek bir şey değil. Sağlık çalışanlarıyla konuşuyoruz; erken doğumlardan ve hamileliğe bağlı komplikasyonlardan bahsediyorlar. İnsanlar hâlâ çadırlarda yaşadığı için hastalıklar yayılıyor. Yağmurlu ve soğuk havada durum daha da kötü oluyor. Su ve kanalizasyon sistemi neredeyse tamamen çökmüş durumda. Kanalizasyon sularının taştığını görüyoruz. Bunlar hastalığa sebep oluyor. Çoğu yerde hâlâ akan su yok. Kısacası su, kanalizasyon ve elektrik gibi tüm sistemler çöktü. İnsanlar hâlâ yakıta, gaza, elektriğe veya oduna muhtaç. Üstüne ilaç, yiyecek girişine yapılan kısıtlamalar, emziren ve hamile kadınlar, küçük çocuklar, engelliler, yaşlılar için tam bir felaket oluyor.
Türkiye'den, Fransa'dan, İngiltere’den Amerika'dan, dünyanın her yerindeki insanlar, sizin için ne yapabilir? Aklı fikri orada olan insanlardan talebiniz nedir?
Özellikle hükümetler için şunu söyleyebilirim. Filistinlilerin insan haklarını desteklemek demek, İsrail'e silah satmamak, onlardan silah almamak demektir. İsrail yerleşim birimleriyle ticaret yapmamak demektir. İsrail'in işlediği suçlar için hesap verebilirlik konusunda ısrarcı olmak demektir. Netanyahu'nun kendi hava sahalarını kullanmasına izin vermemek demektir. Bazen soykırım sırasında ticaretin durmak bir yana, iki katına çıktığını veya arttığını görüyorsunuz. Bu yüzden sözleri eylemlere yansıtmak çok önemli.
Vatandaşlar içinse bence en önemli şey, sözde ateşkes olduğu için soykırımın bitmediği, aksine devam ettiği konusunda farkındalık yaratmak. Adalet için, ihlallerin sorumlularının hesap vermesi için çağrıda bulunmak... Soykırımı işleyenlerin hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam etmelerine izin verilmemesi gerektiğini vurgulamak... Bunlar inanılmaz derecede önemli.

