Tüm meslek hayatını Türk Hava Yolları’nda geçirmiş biri olan benim muradımı bilen bilir: “Türk Hava Yolları’nın Yerevan’a uçuş başlatması” ve “ilk uçuşta yer almak”. Bu iki dileği yıllardır, on yıllardır kimi zaman içimden, kimi zaman sesli olarak dilemişimdir. Bu ikisi de gerçekleşti ya, mutluyum. Hem de bu uçuşu biri Türk, diğeri Azeri iki dostumla yapmış olmak, mutluluğumu daha da arttırdı. Bu dileğim yıllar önce de gerçekleşebilirdi ama olmadı. Geçmiş için yapılacak bir şey yok. Gelecek için ise uçuşların artarak devamını diliyorum.
Müjdeyi aldığımda 2025 yılı henüz bitmemişti: “Türk Hava Yolları Yerevan'a sefer başlatıyor!” Bunu duyar duymaz hemen biletimi almaya yeltendim. O da ne! Uçuş dolu görünüyor. Hemen eski iş arkadaşımı, ardından THY’deki konuya en yakın yöneticimi arayıp soruşturdum. Meğer henüz biletler satışta bile değilmiş, rahatladım. Satışa çıkar çıkmaz biletimi aldım, kenara koydum. Daha üç aya yakın bir zaman vardı. Sıradaki ise ilk uçuşla gelmek isteyecek arkadaşları davet etmek vardı: Ayla Abla ve Figen’e önerdim. Onlar da gönüllü oldular bana katılmaya.

İlk uçuş heyecanı
11 Mart 2026 Çarşamba günü yapılacak ilk sefer, tarifedeki akşam saatinden aynı gün öğlen saatine alınmıştı. Bunun sebebi ilk sefer olması nedeniyle yapılacak törenin gündüz saatine getirilmesi imiş. Uçuş öğleden sonra 13.30’da icra edilecekti. Bazı tanıdıklarımla havaalanına gittiğim otobüste karşılaşmıştım bile. İlk seferin heyecanı sadece beni sarmamıştı anlaşılan.
Bagajımızı verip gümrükten kolaylıkla geçip uçak kapısına kadar geldik. Bekleyenler arasında hararetli bir sohbet sürüyordu. Bu defa farklı bir heyecanla uçağa adım atıyordum ki, karşılamayı yapan üç hostesten baştakinin Ermenice pari yegak (hoşgeldiniz) dediğini duydum. Hem sevindim, hem şaşırdım. Bu şaşkınlığımı ifade edince onun da benim gibi İstanbul’da yaşayan bir Ermeni olduğunu öğrendim (nedense hâlâ şaşırıyorum). Genç hostes Leda Hanım, aynı zamanda kabin ekibinin de amiriymiş. Ermenistan’a giden uçakta görevlendirilmiş olması oldukça makul bir planlama elbette ama beni mutlu etmeye yetti de arttı. Bu sıradan gibi görünen karşılaşma anı aslında uzun yılların, mesafelerin ve belki de suskunlukların içinden süzülüp gelen bir selam gibiydi. Bizi lokum ikramıyla uçağa aldılar. Uçak “full”dü.
Uçağı sulama adeti
Yerevan Zvartnots Havaalanı’na indiğimizde yağmurun başladığını sandım, çünkü merakla dikizlediğimiz uçak penceresi su içinde kalmıştı. Meğer havayolunun yeni açtığı hatta yapılan ilk seferdeki adetmiş uçağı sulamak. Uçaktan indiğimizde ilk gün şerefine serili kırmızı halıdan yürüdük. Türkiye ve Ermenistan görevlilerinin kutlama töreni yapılmıştı. Gümrükten geçiş her zamankinden hızlı ve kolay oldu. Genç kadın polis bana ve dostlarıma yönelttiği birkaç malum sorudan sonra pari kalusd (hoşgeldiniz) diyerek bizi Hayasdan’a (Ermenistan) buyur etti. Alandan çıkmadan internet paketi almamız, taksi uygulamasından bir taksi çağırıp şehir merkezine varmamız yarım saatten uzun sürmedi.

Yerevan’da rehberlik
İlk gün Cumhuriyet Meydanı’na gider gitmez dostlarımın büyük beğenisine şahit oldum. Bu kadar geniş ve anıtsal binalarla çevrili bir meydan İstanbul’da dahi yoktu. Orada bulunan halk çeşmelerinden (bılbılag) su içmek de İstanbul’da artık unutulan bir alışkanlıktı. Adeta evini gururla gezdiren bir ev sahibi gibiydim. Arkadaşlarımla meydandan ilerleyerek heybetli Opera binasına gittik, hemen ertesi gün için operadan bilet almak (Anuş Operası) farz olmuştu. Modern sanat eserleriyle süslenmiş bir nevi açık hava müzesi olan Kaskad’a çıktık. Dostlarımın isteği, Ararat’ı bir de Ermenistan tarafından görmekti. Maalesef sisli ve yağmurlu hava buna izin vermedi. Bu da ne mutlu ki, Ararat’ın en güzel göründüğü Khor Virap’a gitmemize vesile oldu. Ardından Sevan Gölü ve Dilican’a günlük tur aldık.
Gezi boyunca Ermeniceden Türkçeye tercüme işi tümüyle üstümdeydi. Bu beni biraz yorsa da hoşuma giden bir görev oldu. Geçtiğimiz yerler sadece tarihsel ya da turistik duraklar değil, aynı zamanda farklı hafızaların, farklı anlatıların kesiştiği yerlerdi. Hemen her yerde Türkçe konuşan insanlara özellikle gençlere rastlamak ayrı bir sürprizdi bizim için. Halep’ten gelen Ermeniler büyüklerinden duydukları Türkçeyle pekâlâ konuşabiliyorlardı ancak bunun dışında da Türkçe konuşan gençlerle karşılaştık. Dil, her durumda siyasetin kuramadığı köprüleri hızla kuruyor, buna hiç şüphe yok. Yerevan’ın otantik hediyelik açık pazarı Vernisaj, 1700 kişilik Aziz Krikor Lusavoriç Kilisesi ve Parajanov Müzesi gezimizin ilk ziyaret noktaları oldular. Khor Virap dönüşü Echmiadzin, gezinin çok ilginç bir durağıydı. Ana kilisede o sırada din adamlarınca yapılan koro provası benim kadar dostlarım için de etkileyici bir sahneydi. Hele yol üzerinde “merhaba” demek için kapısını çaldığımız hemşerim Vartkes’in, taksi şoförümüz dahil bizi ısrarla eve davet etmesi, anılarımızda unutulmaz bir hoşluk olarak kalacak. Yerevan’ın Soykırım Müzesi’ni de Yerevan’daki tek İslami mabed olan Gök Camii’yi de beraberce ziyaret etmek anlamlıydı. Gezi günlerimizin Ermenistan Ressamlar Birliği’ndeki Ayvazovsky için hazırlanmış animasyon gösterimine de denk gelmesi bir şanstı (Halepli arkadaşım Zepür’ün hatırlatmasıyla yakaladık). El yazmaları müzesi olan Madenataran’da Şurişka İncili’ni görmek de Agos Radyo’ya her hafta bağlanan Norayr Daduryan’ın hatırlatmasıyla mümkün oldu. Yerevan’da kaldığımız son gün Ermeni Yazarlar Birliği’ndeki Dünya Şiir Günü kutlamasına katılmak, benim için son bir hediyeydi. Bu da şair dostum Hermine Navasartyan’ın katkısıydı gezimize.
Gökyüzü ve yeryüzü mesafeleri
Günler birer birer geçti gitti. Ağzına kadar dolu Airbus 321 uçağıyla gece yarısından sonra uçağa binip döndük. Yerevan’a gitmek kadar İstanbul’a dönmek de bir o kadar keyifliydi.
Yerevan’da geçirdiğimiz 10 gün boyunca, daha önce defalarca gördüğüm yerleri yeniden dolaştım, öte yandan dostlarımın gözünden şehre ve ülkeye yeniden baktım. Onlarla Yerevan’da olmak benim için farklı bir tecrübeydi. Fotoğraflara sabitlenen hatıralarla, içimize işleyen iyi duygularla kazasız belasız, mahcup olmadan yurda döndük. Bizim çok yakınımızdaki amansız ve anlamsız savaş devam ederken böyle bir seferin imkânlı olması bizim için olduğu kadar havaalanında rastladığımız İranlılar için de hayırlı bir durumdu bana kalırsa. THY’nin bu uçuşlara başlaması ilk olumlu meyvelerini vermişti bile.

İstanbul-Yerevan arasında uçuşlar THY ile başlamadı, zaten özel operatörler tarafından direkt uçuşlar yıllardır yapılageliyor. Bu uçuşların Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumu sayılan Türk Hava Yolları tarafından da başlatılması, Yerevan’a uçakla gitmekten daha büyük bir anlam taşıyor. Bundan benim umduğum, iyi niyettir, normalleşme çabasıdır, bir elin dostane uzatılmasıdır. Bu tarihin yeni bir sürecin başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Gökyüzünde mesafeler her zaman daha kısadır. Asıl mesele, yeryüzünde o mesafeleri kısaltabilmekte. Bunun da zamanla gerçekleşeceğine geçmişten daha çok inanıyorum. Umarım, İstanbul’dan Yerevan’a, Yerevan’dan İstanbul’a THY tarafından yapılacak uçuşlar sayesinde iki ülke arasındaki barış, dostluk, komşuluk ilmekleri daha sıkı atılır. Böylesi bir bağ geçmişin acılarını elbette hükümsüz kılmayacak ancak gelecek için yeni yaralara meydan bırakmamasını ve mevcutlar içinse şifalı bir rol oynamasını gönülden diliyorum.



