Kırkpınar’da piknik
Yusuf, Jason’ın fotoğrafını çekmeden önce, ışığın yönünü değiştirerek gölgede kalan yüzünü aydınlatmak için ilkin beyaz bir porselen tabağı kullanmaya çalıştı. Fakat sonra, Jason fotoğrafının çekildiğini fark edince, tabağı alıp, Ortaçağ ikonalarındaki melekler gibi bir poz verdi. Kırkpınar’da yağlı güreşçilerin fotoğraflarını çekiyorduk; mola vermiştik. Ne güzel günlerdi! Her şey yeniydi benim için, ne görsem ilgimi çekiyordu. Yeni arkadaşlar, daha önce hiç gitmediğim, yeni yerler...
Aradan neredeyse 10 yıl geçti, memleketim olarak gördüğüm bu ülkeye hâlâ âşığım ama o zamanlar, Türkiye’de sırf fotoğraf çekmek için gidebileceğim ne kadar çok yer olduğunu keşfettiğimde büyülenmiştim. Yeni arkadaş olduğum fotoğrafçılar aralarındaki teması, oluşturdukları bir nevi ağ sayesinde sürdürüyorlardı. Yerel fotoğrafçılar, şehirlerine dışarıdan gelen, yabancı fotoğrafçılarla birlikte vakit geçirmeyi seviyordu nedense. Bizim için de aynı şey geçerliydi. Türkiyeli bazı fotoğrafçıların ne kadar müthiş işler yaptığını öğrenmek güzel bir keşif olmuştu benim için.
İşin bir de şöyle bir güzel yanı vardı: İster yerli olsun, ister yabancı, herhangi bir fotoğrafçıyla tanıştığınızda, çok geçmeden, onun tanıdığı diğer fotoğrafçıların tümüyle de tanışıyordunuz. Tanıdıkları kişileri cömertçe birbirleriyle paylaşıyorlardı. Bunun için elbette sosyalleşmeniz, yani biri sizi bir fotoğrafçı arkadaşıyla tanıştırmak üzere bir yere davet ettiğinde, davete icabet etmek için çaba göstermeniz gerekiyordu. Bazen, yolu İstanbul’a düşmüş beş-altı yabancı ile, bir o kadar da Türkiyeli fotoğrafçının bir araya geldiği, masaların etrafında oturup dur durak bilmeden sohbet ettiği gece buluşmalarına katılıyordum. Bu toplantılara gitmek benim için o kadar kolay olmuyordu, çünkü o zamanlar Beylikdüzü’nde yaşıyordum; üstelik, diğer herkes birbiriyle Facebook üzerinden haberleşirken, benim Facebook hesabım yoktu. Buluşma olacağında, şanslıysam, içlerinden biri bana telefon edip haber veriyordu.
Türkiyeli fotoğrafçı arkadaşlar bizi, sık sık, yıllardır takip ettikleri, taşradaki panayırlar gibi yılda bir kez yapılan etkinliklere, düğünlere, Çingenelerin pikniklerine, yağlı güreşlere, yaylalara davet ediyordu. Kırkpınar’a da, böyle alicenap bir yerel fotoğrafçı olan Yusuf Darıyerli’nin davetiyle, hep birlikte gitmiştik. Bu arada, çoğu zaman gezilerinde ona eşlik etmem mümkün olmasa da hâlâ her defasında çağırır beni. Yusuf gibi fotoğrafçılar o kadar iyi yürekli insanlar ki, fotoğrafladıkları hikâyelerin yalnız kendilerine ait olduğu gibi bir düşünceye kapılmadan, gezilerine bizi de davet ediyorlar. Gerçek cömertlik bu olsa gerek.

