1- Cemaat basınında yayımlanan bir haberden, geçen yıl Mayıs ayının ilk hafta sonunda TBMM Adalet Komisyon Başkanı Sn. Prof. Dr. Cüneyt Yüksel ile Prof. Dr. Erol Keleş, Zeki Korkutata, Ferhat Nasıroğlu, Doç. Dr. Resul Kurt ve Dr. Sevan Sıvacıoğlu gibi milletvekillerden oluşan bir heyetin Sn. Patrik (Maşalyan) hazretleri ile tanışmak ve Patrikliğin faaliyetleri hakkında ilk elden bilgi edinmek amacıyla ziyarete gittiklerini öğrendik.
Ziyaret nedeniyle konuk milletvekillerini içtenlikle selamlayan ve memnuniyetini açıklayan Patrik hazretlerinin, Patrikliğin geçmişi, görevi ve faaliyet alanı hakkında, keza Türk-Ermeni toplumunun cemaat, kilise yaşamı ve konumu hakkında genel açıklamalarda bulunduğu adı geçen haberden anlaşılmıştır.
Bu arada Sn. Patrik bu ziyaret vesilesiyle, her ne kadar genel görünümü itibarıyla önemli bir konumu olmasına rağmen Patrikliğin hükmi şahsiyetinin kesintiye uğradığını ve on yıllardan beri resmi bir statüden yoksun olduğunu dillendirmiştir.

Haberde, yapılan görüşme ve fikir teatisi sırasında Sn. Meclis Adalet Komisyonu Başkanı ve diğer milletvekillerinin Patriğin vurgulamaları nedeniyle herhangi bir yorum yapıp yapmadıkları yolunda bir açıklama yapılmamıştır.
2. Sn. Patriğe atfen habere konu edilen ve Patrikliğin hükmi şahsiyetinin kesintiye uğradığı yolundaki beyanı hakkında (şayet haberde yazılı olduğu gibi ise) bazı hususları anımsamak ve tarihi gelişmeyi yeniden gözden geçirmek amacıyla kanaatimizi açıklamak gereksinimini duyduk.
3. Şayet bir hak edinilmiş ve o hak nedeniyle birtakım tasarruflarda bulunulmuş ise, o takdirde, gerek yasaya ve gerekse örf ve adete aykırı olarak, o hakka müdahale edilmesi halinde kazanılmış bir hakkın kaybedilmesinden veya kesintiye uğramasından bahsedilebilir. Oysa normlarda ve yardımcı hukuki kaynaklarda, gerek Osmanlı döneminde ve gerekse Cumhuriyet döneminde “De Juri” (Hukuki olarak) Patrikliğe hükmi şahsiyet tanınmış olduğu yolunda bir hükme ve uygulamaya rastlamak mümkün değildir.
Nizamname ve Patriğin görevleri
1863 Nizamnamesi ile, millet olarak adlandırılan, tüzel kişiliği haiz bir bütün olarak vasıflandırabileceğimiz toplumun mensuplarının, üst kimlik olarak millet bütünlüğüne ve alt kimlik olarak da milletin mensuplarına karşı görev ve sorumlulukları belirlenmiş ve idaresi, organ olarak merkezi bir kurula tevdi edilmiştir.
İşte bu merkezi kurulun bir parçası olan Patriğe atfedilen konum ve görev, merkezi kurula başkanlık etmek ve kurul tarafından alınan kararların uygulanmasını temin etmek ve devletin emir ve talimatlarının kurul tarafından tatbikine aracı olan bir temsilcilikten ibaret olmuştur. Patriğin görevi, Nizamname ilkelerine uygun davranmak ve hükümlerinin uygulanmasını özenle takip etmektir. Bunun dışında kendisine ulaşan başvurular hakkında karar alınmak üzere konuyu ilgili kurullara tevdii etmekle görevlidir.
Buradan da anlaşılıyor ki geçmişte böyle bir statüye gereksinim dahi duyulmamıştır. Bu nedenle Patrikliğe makam olarak hukuki statü atfedilmemiştir.
Türk yargısının, bilhassa Danıştay’ın bu hususta sadır olan muhtelif kararlarından örnek verilebilir. Bu çerçevede Patrikliğin bir makam olmadığına dair Danıştay 12 Daire’nin 1970/278 E. 1972/3086 K sayılı ve 10.10.1972 tarihli kararını gösterebiliriz.
Bilhassa Osmanlı hukukuna göre tanzim edilmiş vakfiyelerle vakfın tevliyeti Ermeni Patriğine şart edilmiş olması ileri sürülerek zaptedilen vakıflar hakkındaki mazbutiyet kararlarının iptali için ikame edilen idari davalar, tevliyeti yani idaresi Ermeni Milleti Patriğine şart edilmiş olması nedeniyle ve Ermeni Patriğinin bir makam olmadığı gerekçesiyle ve Ermeni Patriğinin şahsi tevliyeti kabul edilerek mazbutiyet kararları iptal edilerek kaldırılmıştır.
Ayrıca T.C. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün 11.08.1948 tarihi ve 127-1-47-1773 sayılı Beyoğlu 1. Mıntıka Kadastro Müdürlüğü’ne gönderilen yazıyla Patrikhaneye hükmi şahsiyet tanınmamış olduğu vurgulanmıştır.
4. 1912 yılında (hicri 1328) yürürlüğe giren “Eşhası Hükmiyenin gayrımenkul Emvale tasarrufuna dair Kanunu Muvakkate” başlığını taşıyan yasa doğrultusunda gerek İstanbul’da gerekse da Anadolu’da bulunan kilise, manastır gibi Osmanlı Hayriye müesseselerinin sahip oldukları taşınmazlarla ilgili üst kimlik olarak millet bütünlüğünü temsilen Ermeni Patrikliğince hazırlanan cetveller zamanın tapu idaresi olan Defatiri Hakani Emaneti’ne tevdi edilmiştir.
Calibi dikkattir ki bu cetveller arasında Ermeni Patrikliğinin sahip olduğu herhangi bir taşınmaz kaydını içeren bir cetvel sunulmamıştır. Diğer bir ifadeyle, çeşitli kilise, hastane, yetimhane ve manastırların sahip oldukları taşınmazları cetveller halinde milletbaşı olarak, cemaat kurumları temsilcisi olarak liste halinde sunan Patriklik, faaliyet gösterdiği binayı dahi Kumkapı Meryem Ana Kilisesi taşınmazlarıyla ilgili hazırladığı cetvele kaydetmek suretiyle Tapu İdaresi’ne sunmuştur.
Zira 1863 Nizamnamesi’ne göre, çeşitli organlarıyla bir nevi hükmi şahsiyeti haiz olan cemaat kurumlarının Osmanlı Müessese-i Hayriyesi olarak adı geçen taşınmazlara sahip oldukları yukarıda bahse konu ettiğim kanun uyarınca mezkur cetvellerle belirlenmiş ve Tapu Kütüğüne adı geçen müessese adına tescil imkânı doğmuştur.
5. Bu arada ifade etmek gerekir ki, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenci olduğumuz yıllarda tetkik imkânını bulduğumuz Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin 331 no’lu yayınlarından Devletler Hukuku hocası Prof Dr. Seha L. Meray’ın “Lozan Barış Konferansı Tutanak ve Belgeler” adlı konferans tutanaklarının tercümesine dair yayınlanan dev eserinde, konferansa katılan devletlerin temsilci ve elçilerinin Patrikhaneler hakkındaki görüşmeler sırasında onların hukuk süjesi olarak anılmalarına yönelik bir tartışma ve önerilerine rastlamak mümkün olmamıştır.
6. Her ne kadar yukarıdaki açıklamalarımızdan Patrikliğe mevcut yasal çerçevede hükmi şahsiyet tanınmadığı sonucu çıksa da, böyle bir hukuki norm yaratılmasına herhangi bir engel bulunmadığını da ifade etmek isterim.



