Agos,19 Aralık 2003, Sayı 403
Ermeni kimliğindeki çeşniliğin artmasının en önemli sebeplerinden biri Diaspora olgusudur. Ermeni halkının dünyanın dört bir yanına savrulmuşluğunu anlatan bu kavram, asırlarca Anadolu coğrafyasında birarada yaşamış kadim bir halkın çok büyük bir bölümünün son yüz yıllık süreç içerisinde yaşadığı zorunlu göç serüveninin somut ürünüdür. Diaspora olgusu sadece Ermeni halkının ana topraklarından kopuşunu ifade etmez, bu aynı zamanda asırlarca birlikte yaşamış bir halkın coğrafi anlamda da birbirinden kopuşunu anlatır. Bir ulusu oluşturan “toprak bütünlüğü”nün büyük oranda ortadan kalkışına delalet eder.
Bunun ise ulusal kimlikte yaratacağı tahribat kaçınılmazdır.
Ve ne yazık ki Ermeni halkı son iki asırda bu tahribatı çok ağır bir şekilde yaşamıştır.
***
Bu tahribatın Ermeni kimliğinde yarattığı etkinin yansıyışını anlamak için bu noktada Ararat’ın (Ağrı Dağı) Ermeni dünyasında oynadığı o simgesel role değinmek gerekir.
Bu simge, Ermeni halkının kaybettiği toprak bütünlüğüne olan hasretidir.
Ancak bu hasreti sadece “Bir toprak ya da dağ parçasına olan özlem” olarak tanımlamak yetersiz kalır.
Ermeni halkı için Ararat’ın yaydığı gölge Ermeni halkının 4 bin yıllık varlığını simgeler.
“Nuh Nebi”den beri sonsuz bir varoluşun zirvesidir.
Sadece geçmiş değil aynı zamanda gelecektir.
O hasretin bittiği yerde kimliğin de biteceği sanılır.
O nedenledir ki Diaspora’daki tüm Ermeni okullarında, kiliselerinde, kulüplerinde, derneklerinde ve hemen hemen her Ermeni evinde bir Ararat görseline ya da amblemine rastlamak mümkündür.
Ermeni şarkıları ve şiirlerinin önemli bir bölümü hep Ararat’dan yankılanır. Ararat, bugün Ermeni dünyası için sadece Erivanlılar’ın her sabah gözlerini onunla açtıkları bir uzaklık değil, dünyanın beş kıtasındaki Ermeniler’in duvarlarına astıkları bir yakınlıktır.
***
Ermeniler’in Diasporalı oluşlarının başlangıç noktasını salt 1915’in yarattığı zorunlu göçle anlatmak bir miktar haksızlık sayılır. Tipik bir Doğu milleti olan Ermeniler’in Batı’ya eğilimlerinin diğer Doğu milletlerinin (özellikle de Müslümanlar’ın) önünde olduğunu zikretmek ve Ermenilerin Batı’ya göçünün ekonomik ve ticari nedenlerle 19. yüzyılın başlarına dek uzandığını da belirtmek gerekir.
Batı’ya yönelim Ermeni burjuvazisinin ve küçük burjuvazisinin eliyle Avrupa ve Amerika’ya tek tük açılımlar sağlamış, bu açılımlar zamanla oralara yerleşmelere kadar varmıştır.
Bu süreç içerisinde gerçekleşen Diasporalılık daha ziyade yaban ellerde oluşmuş gönüllü Diasporalılığa tekabül eder ki bunun oluşmasında, Anadolu topraklarında etkin faaliyet gösteren Misyonerler’in de azımsanmayacak rolü olmuştur.
Sonuç olarak, 20. yüzyılın başlarına gelirken artık Fransa’da Katolik Ermeniler’in, Amerika’da Protestan Ermeniler’in oluşturdukları yerleşik Ermeni kolonilerine rastlamak mümkündür.
***
Ermeni halkının Batı’ya yönelimi bir tür kimliksel özelliktir ve tek göstergesi de Diaspora’ya göçü değildir. Asıl göstergeyi Batı kültürünün Doğu’ya akışında oynadığı öncü rolde aramak gerekir. Ermeniler Batı’daki tüm çağdaş yeniliklerin Osmanlı topraklarına akışında öncü rol oynamışlar, güzel sanatlardan, edebiyata, tiyatrodan müziğe, mimariden teknolojiye, birçok alanda uygarlığın gelişen süreçlerini bu topraklara taşımışlardır.
Ermeniler’in bu özelliğinin temelini sadece Hıristiyan olmalarıyla açıklamak eksik kalır. Asırlardan gelen yerleşik toplum olma özelliğiyle, kentli olma kültürünün getirdiği davranış biçiminin de Batı’yla kolay örtüşmede azımsanamayacak etkisinin olduğu kuşkusuzdur.
Bugün dahi Ermeni dünyasının kimliğindeki çözülmede, bu Batılı değerlere çok kolay intibak etme büyük rol oynar. Diaspora’da hatta Türkiye’de yaşayan orta ve yukarı sınıf ailelerin büyük çoğunluğunun çocuklarının yabancı marka kolejlerde eğitim almalarının sosyolojik verisi de ancak bu intibak hızıyla açıklanabilir.
Ne var ki, Ermeniler’in Batı’ya kolay adaptasyonu kimlik (‘yitirilmesi’ dememek için) değişiminin de ta kendisi olmuştur.
***
Diasporalı oluş Ermeni kimliğine sonuçta yeni bir boyut getirmiş, bugün sayıları yaklaşık beş milyonu aşan büyük bir nüfusu kendi içinde çift kimlikli bireyler haline dönüştürmüştür. Bu çift kimliklilik salt hem Amerikalı hem Ermeni olmakla sınırlı bir görünümü değil, daha ziyade yeni kimlikle- eski kimliğin çatıştığı, teorik bir kimlikle pratik bir kimliğin çelişkisini ifade eder. Teorik kimlik Ermeni olma idealinin unutulmamasına, pratik kimlik ise yaşanana tekabül eder.
Eski kimliğin yeri ne yazık ki nostaljiktir ancak buradaki “eski” tanımı artık “bitmiş olan” ya da “eskiyen” anlamında değil “etkinliğini yitirmiş olan” anlamındadır... Bu haliyle de yaşanan değil yaşatılamaya çalışılandır.
Yaşatılmaya çalışılanın yeri ise ne yazık ki günlük yaşamın ta kendisinde değil, her biri özel gayret gerektiren günlük yaşamdan kotarılmış anlardadır.
***
Diasporadaki tüm kurumlaşmaların hedefinde işte bu teorik kimliği yaşatma azmi yer alır. Başarının göstergesi ise pratik kimlikten teorik kimliğe aktarılanla orantılıdır.
Çocukları ve gençleri Ermeni okullarına gönderebilmek, Ermeni kurumlarında daha fazla biraraya getirebilmek, birlikte dans partileri yapmalarını sağlamak, kiliseye gitmek, derneklerde kültürel geceler düzenlemek, müzik ve folklor gösterileri yapmak, işte bu pratik kimlikten çalınan zamanları anlatır.
Acı olan ise şu ki, bu özel etkinlikler, kimliği yaşamak için değil, kimliği yaşatmak adına düzenlenir.
Ve nihayet kabaca bir tanım yapmak gerekirse...
Ermenistan kimliğin yaşandığı, Diaspora ise kimliğin yaşatılmaya çalışıldığı alandır.

