BASKIN ORAN

Baskın Oran

İÇLİ DIŞLI

Teslim olmayı reddedince Paşa tarafından vurdurulan Topal Osman’ın başsız cesedi TBMM’yi yatıştırmak için Ulus Meydanında ayağından asılıyor. Ama 1925’te kendisine Giresun’da bir anıt mezar yapılacak ve Ergenekon davasının en önemli sanıklarından olan, Hrant Dink cinayetinden de iyi tanıdığımız Tuğgeneral Veli Küçük’ün 2001’de yaptırdığı heykeli, bu iş için yıktırılan saat kulesinin yerine 2008’de dikilecek.

AKP niteliğinde bir partinin, kendisini iktidara getiren köylüleri ve esnafı değil, kendisini iktidarda (ve refahta) tutan ve simge olarak “Beşli Çete” diye anılan zenginleri tercih ediyor olması doğal sayılmalı.

CHP sözcüsü Hrant’ın sözlerine başvururken bunları keşke bilseydi. Belki o zaman, HDP’ye yükleneceğine, AKP’nin D. Karabağ savaşına müdahale edip Ermenistan’a karşı SİHA yollamasına yüklenirdi. Hele de, Ermenistan’ın D. Karabağ sorununun ikiz kardeşi Kıbrıs sorununa sahip bir ülkede.

KKTC'de Yüksek Mahkeme, Din İşleri Dairesine halk arasında bilinen ismiyle “Kuran kursu” düzenleme yetkisi verilmesini laikliğe aykırı bularak iptal etti. Karar, Türkiye’de Gayrimüslim ruhban okulu (ör. Heybeliada) açtırmayan AKP+MHP iktidarının büyük tepkisine sebep oldu.

Fikir özgürlüğünün ve eleştirinin Kâbesi sayılan bir fakülteden ve bir de daha önce tanımadığım bir öğrenci kuruluşundan örnek vereyim. Geçtiğimiz hafta Mülkiye (AÜ SBF) Maliye bölümünden Doç. Dr. Meltem Kayıran görevden atıldı. Mülkiye’nin atanmış dekanı ve yönetim kurulunun önerisi ve AÜ’nün atanmış rektörünün imzasıyla. 300 tane lisans, 3 tane lisansüstü tez öğrencisi vardı. “Bir öğrenci kuruluşu”na gelirsek, o örneği geçenlerde bizzat yaşadım.

Kanal İstanbul hem yandaşlar için muazzam-ötesi bir rant projesiydi, hem de Erdoğan yönetiminin batan ekonomiye kan nakli için bir “dış merkez bankası” gibi kullandığı Katar için. Fakat bundan çok daha önemlisi, dış politika, iç politikanın (= iktidarda kalmanın) bir aracıydı.

Yandaşlar dahil Türkiye’de insanlar bu kadar hata yapılabilmesini anlayamıyorlar. Çünkü Montrö’yü (ve İstanbul Sözleşmesi’ni) dış politika olarak düşünüyorlar. Böyle düşününce, iç mi dışı yoksa dış mı içi etkiledi sorusu patlak veriyor. Oysa Tek Adam Rejimi’nin dış politikası filan yok. Sadece iç politikası var.