LEVON BAĞIŞ

Levon Bağış

OBUR

Adada oturanından gezmeye gelenine, esnafına, hiç kimsenin kurallara uymamaya gösterdiği özen, Adalar'ı cennetten bir köşe olmaktan çıkarıp, bir cinnet merkezine dönüştürüyor.

Aslında onlar şarap üretmiyor. Şarabın anavatanlarından biri olan Anadolu’nun ortasında, binlerce yıllık bir tarihi koruyorlar. Şarabı, günümüzden 8000 yıl önce nasıl üretiliyorsa öyle üretiyorlar. Gelveri’nin mahzeninde, şarapları fermente etmek için kullandıkları küplerden biri 1200 yaşında. Udo, Tokat’ta bulduğu bu küpü her sene içine girerek temizliyor.

Bu çözümsüzlüğün en iyi ilacı olacak deniz otobüsleri ise bu hafta tarifesini açıkladı. Adalar’ın en güzel yerlerinde derme çatma prefabrik deniz otobüsü iskelesine bu sene bir gidiş bir de dönüş seferi konulmuş… Yanlış okumadınız tam olarak BİR adet…

Kırmızı şarap, meyveler ve romla yapılan bir kokteyl olan ‘sangria’, rengini kırmızı şaraptan, adını ise İspanyolcada kan manasına gelen ‘sangre’den alıyor.

15 yaşında ‘bar boy’ olarak başladığı barmenlik hayatını bir yazar ve içki kültürü temsilcisi olarak sonlandırdı. Çilingir sofraları, Rakı adabı gibi konuların piriydi. Ama esas mesleği barmenlikti. ‘Eski İstanbul Barları’, okumaktan en çok keyif aldığım kitabıdır.

Koku detaylı ve karışık bir şey olabilir ama onu algılayan bizim beynimiz. Ve maalesef beynimiz çok kolay manipüle edilebiliyor.

Kayıp olmuşuz. Adımız bilinmiyor. Bilen, ‘hiç bilinmese de olurmuş’ kadar biliyor. Sofrada eksantrik bir yemek, sinemada bir küçük yan rol ya da tozlu anılarda anlatılan tonton bir amcayız. Ama bu yokluk artık bizim meselemiz değil. Bu yerinden yurdundan edilmişlik, haksızlığa uğramışlık, talan edilmişlik bir büyük kayıp, yok oluş vakasıdır. Ama bizim vakamız değil, memleketin vakasıdır.