NAYAT KARAKÖSE

Geçtiğimiz günlerde, Cultural Heritage Without Borders (CHWB) adlı, kültürel mirası yaşatmaya odaklanan, restorasyon yaparken sadece yapıları değil, ilişkileri de restore etmeye çabalayıp mükemmel işlere imza atan kurumun hafıza mekânları üzerine düzenlediği bir çalıştay vesilesiyle Tiran’ı ziyaret etme fırsatı buldum.

Arnavutluk, Enver Hoca’nın 45 yıllık totaliter rejimi boyunca türlü türlü hak ihlallerinin ve akıl almaz yasakların yanı sıra, ülke dışına çıkma yasağı nedeniyle de dünyanın en izole ülkesi olarak nitelendiriliyordu.

‘Hello’ parçasıyla açılışı birkaç hafta önce âdeta gümbür gümbür yapan Adele, sonunda sevenlerini yıllardır pişirdiği şarkılarından oluşan ‘25’ adlı albümüyle, 20 Kasım’da buluşturdu.

Mankenlerin üzerindeki kıyafetleri âdeta can havliyle söken, birbirinin replikası olmak için kepenklerin altından sürüne sürüne (gerçekten de sürünerek!) mağazaya giren onca insanın ayakkabıların numaralarına, elbiselerin bedenlerine bakmadan ne bulursak alalım hali, birçoklarımızı hayretler içinde bıraktı.

Bugünlerde ne zaman içim sıkılsa, hemen Mozambik tecrübesini ve HERORAT denilen kahraman fareleri düşünüyorum. İnsanın da, hayvanın da olduğu her yerde, umut da var neticede...

Çok fazla hafıza ve hakikat yaralar mı? Geçmişle bir mekân üzerinden yüzleşilebilir mi? Katliam mahali olan yerler, mesela on binlerin öldürüldüğü Nazi toplama kampları, ziyarete açılmalı mı?

Geçtiğimiz günlerde gözüme bir kampanya çarptı; kampanyanın içeriği özetle şöyle: Malum yazın Adalar’ın ziyaretçisi çok fazla, ziyaretçilerin sayısı bayramlarda 50 bin kişiye kadar ulaşıyor. Adalar’da nefes alacak yer kalmıyor, bisikletlerin yarattığı gürültüden geçilmiyormuş. Bu sebeple Adalar’a gelenlerden 5-10 TL ücret alınsa ve belediyeler bu öneriyi dikkate alsa iyi olurmuş!