BASKIN ORAN

Baskın Oran

İÇLİ DIŞLI

Keyfi kaçmış Hasankeyf’te ilginç durumlar

Geçen hafta Diyarbakır’daki Nevruz’dan sonra Batmanlı dostum Ömer Akat’la Hasankeyf’’e gidip bir kahvaltı yaptık. 

Doğa Derneği Başkanı Güven Eken şöyle diyordu Milliyet’teki röportajda: “Çin için Çin Seddi neyse, Mısır için Piramitler neyse, Hasankeyf de Türkiye için odur” (link).  

Şu anda kaya dolgusu yüzde 95 oranında tamamlanmış olan barajın tutacağı sular 2 veya 3 yıl içinde buraya ulaşınca, bu cümledeki “odur” yüklemini “idi” yüklemiyle değiştireceğiz. 11.500 yıllık antik şehir kalıntısını ve mağaraları, ekonomik ömrü 50 bilemedin 60 yıllık bir baraj için ilelebet gözden çıkarıyoruz. Fotoğraflarda hep gözüken El Rızk minaresinin tepesine kadar gömeceğiz. AKP iktidarının can suyu olan beş-altı dev inşaat şirketinin kasasına devlet hazinesinden 1,5 milyar Avro girsin diye.

ILISU BARAJI TERÖRE KARŞI!

Şirketlerin semirmesinden ve AKP iktidarını semirtmesinden başka neye yarayacak baraj, diye sorarsanız: Şirketlerin dediğine göre Türkiye elektriğinin yüzde 10’unu, G. Eken’in dediğine göreyse yüzde 1’den azını üretmeye yarayacak. Ha, bir de diyor ki şirketler, “terörün önünü kesecek”. Yakında sinemalarda: Ilısu Barajı Teröre Karşı!

Uluslararası bilirkişi heyeti raporuna bakarsanız projenin sakatlıkları saymakla bitmiyor: Yeterli sayıda uzman yok; ekosistemlerde biyoçeşitlilik araştırmaları yapılmamış; Batman’daki tesis faaliyete geçtiğinde Dicle’yi kirletecek; kamulaştırma tazminatları çok düşük; kamulaştırma uluslararası standartlara aykırı; tarihî eserleri kurtarma çalışmaları çok yetersiz. (Bunlara bir de benden katkı: Dicle’ye bir kilit daha vurunca Irak’la -Kürdüyle ve Arabıyla- su kavgasına bakın gayri).

Türkiye projede hiçbir düzeltme yapmayınca Almanya, İsviçre ve Avusturya kredi kuruluşları 7 Temmuz 2009 itibariyle desteklerini çektiler (link). Ama engelli bakım aylıkları değil ya bu; AKP iktidarı bastırdı parayı, iç kaynaklarla devam ediyor.  

Hasankeyf ve çevresi, bir zamanlar sivil toplum sayesinde kurtarılmış ve şimdi ABD ekonomisine yılda 750 milyon dolar kazandıran Grand Canyon milli parkı gibi turizm alanı ilan edilse? Edilemez, çünkü o zaman yandaş inşaat şirketlerinin arpası kesilir. Ayrıca, edilmeyecek ki, köylülerin tarlaları ucuza kamulaştırılsın. Gazeteci Devrim Sevimay soruyor: “Bu kadar değerliyse turizm sektörü niye bugüne kadar el atmamış Hasankeyf’e?” Cevap:

Çünkü buraya çivi çakmak yasak. Sit alanı. Örneğin belediye başkanı kalede bir mağara müzesi yaptı, ânında mühürlendi. İnanılmaz ironik bir durum: Çivi çakmak yasak, sulara gömmek serbest. Baraj yapacakları yerin kalkınmasını istemiyorlar, o yüzden de hiçbir yatırıma, restorasyona izin vermiyorlar.”   

Hasankeyf, bir antik eseri “dünya mirası” ilan etmek için UNESCO’nun belirlediği 10 kriterden 9’una sahip, ki bunlardan 1 tanesi bile kafi gelmekte. Böyle ikinci bir alan yok dünyada.

KAYMAKAMIN SANKİ HABERİ YOK…

Hasankeyf’in Bilkent mezunu genç bir Rizeli kaymakamı var. Yalnız, kendisiyle konuşmayıp da başkasından dinleseydim, buranın yakında ebediyen ortadan kalkacağını duymamış bu kaymakam, der idim. Çünkü öyle bir turizm projeleri üretmeye girişmiş ki, sanki Hasankeyf’e bir şey olmayacakmış ve kendisi de ebediyen burayı yönetecekmiş gibi bir vaziyet var. Oysa sordum, görev süresi Temmuz’da doluyor. 11 adet proje üretmiş ve yürüyor. Birkaçı şöyle:

1) Cittaslow Hasankeyf: İtalya’da 1999’da icat edilmiş Sakin Şehir kavramını Türkiye’ye getiren Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer de, ki tanır ve çok çok severim, biz oradayken civardaydı. Kaymakam Bey Cittaslow başvuru dosyasını hazırlamakta.

2) Slow Food Hasankeyf: Kaymakam, tüm aşamalarında Hasankeyfli kadınların istihdam edileceği, onların yaptığı yöresel yemekleri  sunacak bir Slow Restoran planlıyor. Buralı kadınların kamusal alanda yer almaları, el işlerinin satıldığı bir dükkancık halinde şimdiden başlamış. Çok ucuza, çok zevkli şeyler aldık.

3) Sanal Tur Projesi: Hasankeyf’in sular tarafından yutulmadan önceki durumunu gösteren sanal gerçeklik videoları hazırlanıyor; ziyaretçilere “kafa kontrollü” olarak sunulacak. Yani ziyaretçi nereye bakar ise görüntü eşzamanlı olarak oraya kayacak.  

4) Ekolojik Köy Projesi: Hasankeyf’in bütün çevresi silme mağara. Merkezdekiler 1. derece arkeolojik sit olduğu için, 7 km. mesafedeki Üçyol Köyü’nde (bkz. kroki) tamamı mağaralardan oluşan bir atölye çarşı, çok amaçlı konferans salonu, info/müze, köyde yetiştirilen organik ürünlerin satıldığı bir pazar yeri, aktive edilecek iki taş değirmen, yine konaklama amaçlı bir kompleks ve izci kamp alanı planlanmakta. Tam biz ayrılırken, bunları çizmiş ve gerçekleştirecek olan mimarlar İstanbul’dan gelip arabadan indiler, tanıştık.

5) Hasankeyf Seyir Alanı: Sular altında kalmaktan kurtulacak tek yer, Kale’nin en üst kısmı. Kaymakam burada turistlerin 3-4 saat geçirebilecekleri bir seyir ve dinlenme alanı planlıyor.   

İNSANLAR NE OLACAK? YA TARİH?

İnsanlar mı, iyi olurlar inşallah. Uzakta, dağların eteğinde, suların ulaşmayacağı biyerlerde inşaatlar seçiliyor: Yeni Hasankeyf.  İnsanlar oraya götürülecekmiş. Tabii ki kendilerinin hiç fikri alınmamış. Taşınabilir tarihî eserlerin bir kısmı da oraya taşınacakmış.  

Bahsettiğim projelerin yanı sıra, Kaymakam’ın tasarladığı iki teleferik hattı var. İkisi de Yeni Hasankeyf’ten kalkacak. Birincisi Kale’ye, ikincisi ise turistik tesislere ulaşacak.

Kaymakam Bey bu Ilısu Barajı konusunda karar verici makam değil. Bırakın süreci tersine çevirmeye, eleştirmeye bile yetkisi yok. Açıkça görülüyor ki tek yapabileceği şey, Hasankeyf'te turizmin bitmemesi için projeler geliştirmek. Bunu yapmak için de umut dolu olmak zorunda:

“Daha önce sular altında kalan yerler enteresan bir biçimde turizm açısından daha cazip hale gelmişler. Şanlıurfa Halfeti, baraj projesi bittikten sonra daha fazla turist çekmeye başlamış; bu durum Hasankeyf'te de olabilir…”

BAŞ VE TARAK…

Gözüm yine karşı dağların eteklerine kayıyor. En büyük bina kompleksi beyaz bir dev inşaat; görüldüğü kadarıyla tamamlanmış. Ne olduğunu soruyorum, “Üniversite, hocam. 4 yıllık üniversite…” diyor Kaymakam Bey. TOKİ yapmış. Ne diyeyim, başımı önüme eğiyorum, “Anlıyorum…” diyorum.

Kel Başa Şimşir Tarak diyeceğim ama, bu hem idealist hem realist kaymakamı niye üzmeli? Demiyorum.

Üstelik, bu tabir zerre kadar anlamlı da olmaz. Çünkü ne Hasankeyf kel, ne de üniversite, özellikle de Anadolu’daki üniversiteler şimşir

Hazin bir not: Dost yitirme olayı bir yana, ben şimdi Ermeni meselesinde sıkışınca kimi arayacağım? Sarkis Seropyan beyciğim de giti…

Bir not daha: Vazife şehidi savcının otopsi raporunu merak ediyorum.