Suriyeli mültecilerin İzmir’deki yardımcıları

İzmir’de kurulan Halkların Köprüsü Derneği, sayıları her geçen gün daha da artan Suriyeli mültecilerin Ege’deki en büyük yardımcısı konumunda.

Henüz kuruluşunun bir yılını bile doldurmayan dernek, tüm halklar arasında kamusal dostluk, dayanışma duygusunu geliştirmek, toplumsal-siyasal felaketler ile toplumsal bir felakete dönüşen doğa olayları karşısında halkların birbiriyle dayanışmasına aracılık etmek üzere kurulmuş. Bu kapsamda bazı dernek üyeleri 24 Nisan’da Yerevan’a giderek Ermeni soykırımı kurbanları için bir anma ziyaretinde de bulunmuşlar.

Derneğin başkanlığını Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Terzi yapıyor. Dernek başkanı Terzi ve yöneticilerin Suriye’deki savaş yüzünden şu sıralar tek bir konusu var: Suriye’den Türkiye’ye, özellikle Ege bölgesine gelen mültecilere yardım etmek. Bu işi hayli iyi kotardıklarını söylemek de mümkün. Zira hemen her gün mültecilerin kaldıkları mahallelelere giderek eksik gediklerini tamamlıyor, her biriyle tek tek ilgileniyorlar. Derneğin en önemli özelliklerinden biri de, bünyesinde pek çok tabip barındırmasından ötürü, mültecilerin sağlık sorunlarıyla ilgilenebiliyor olması. Savaşın ardından Türkiye’ye sığınanların büyük bir travma yaşadığını ve özellikle de psikolojik desteğe çok ihtiyaçlarını belirten Terzi, pek çok mültecinin de hastalığının bulunduğunu ifade ediyor. Dernek başkanı Cem Terzi’yle Halkların Köprüsü’ne ve İzmir’deki Suriyeli mültecilerin durumuna dair konuştuk.

Derneğin kuruluş amacından bahsedebilir misiniz?

Halkların Köprüsü Derneği yeni bir dernek, yaklaşık yedi ay önce bir grup arkadaşla Türkiye’de halklar arasında eşitliğe, barışa hizmet edecek, bunun için çalışacak bir yapılanmaya ihtiyaç olduğunu düşündük. O zamanlarda devam eden çözüm süreci bu düşüncemizde etkiliydi. Çözüm sürecinin kesintiye uğramaması halinde toplumsal anlamda yapılması gereken birçok iş var. Yüzleşme süreçleri, karşılıklı önyargıların, nefretlerin, geçmişte yaşanan acıların giderilmesi bunlardan bazıları. Maalesef şu anda o noktadan çok uzağız ama kuruluş amaçlarımızdan biri de çözüm sürecinin Türkiye’deki kalıcı barışın bir parçası olması, onun için de İzmir’in genelinde halklar arası bir iletişim kurmaya dönüktü.

Dernek kurulur kurulmaz Kobane savaşı patlak verdi, ardından göçler, sığınmacılarla ilgili Suruç’ta kurulan çadırlar, o çadırlardan İzmir de dahil Türkiye’nin çeşitli illerine göçler neticesinde mültecilerin başta sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldık. Yaklaşık altı aydır da bu alanda, İzmir’e göç eden Suriyeli mültecilerin sağlık sorunlarıyla ilgilileniyoruz. Kurulur kurulmaz Suruç ve Kobane’dekilere yardımlar düzenledik, 30’dan fazla tırla gıda, ısıtıcı ve giyecek gibi yardımlarda bulunduk.

Suruç veya Kobane’ye gittiniz mi?

Her iki kenti de ziyaret ettik. İlk olarak Suruç’a, yardımları yaptıktan bir süre sonra gittik. Suruç’taki çadır kentler için bir kriz masası oluşturulmuş durumda, yardımlar sırasında orayla temas halindeydik. Daha sonra da Suruç’a giderek hem kriz masasındakileri hem de çadır kentte kalan mültecileri ziyaret ettik. Suruç ziyaretimizden bir süre sonra da, Kobane’nin IŞİD’den temizlenmesinin ardından bu kez Kobane’ye gittik. Orada bir hastane kurma çabası vardı, savaş sırasında tüm hastaneler imha edilmişti, yeni kurulan hastanenin ihtiyaçlarını belirlemek için oradaki hekimler ve sağlıkçılarla bir araya geldik. Biz döndükten sonra Kobane’ye yeniden intihar saldırıları gerçekleşti, ziyaret ettiğimiz, yapılması planlanan hastane yeniden bombalandı, yerle bir oldu ama o çalışmalara burada devam ediyoruz, hastanenin yeniden yapılması ve ihtiyaçlarının karşılanması için çalışmalar sürdürüyoruz.

Dernek mültecilere ağırlıklı olarak tıbbi yardımda bulunuyor. Türkiye hükümetinin bu konudaki eksikleri sizce neler?

İlk olarak şunu söylemek gerekir ki Türkiye, böylesi büyük bir göçe çok hazırlıksız yakalandı. Bebek, çocuk, kadın, yaşlı çok farklı yaş gruplarından binlerce mültecinin gerek yaz gerek kış aylarında yaşadığı ayrı ayrı sağlık sorunlarının üstesinden gelmek çok kolay değil. Gerek kamplarda kalanlar gerek kamptan ayrılıp şehirlere göç eden insanlar çok kötü durumdalar. Devlet kapılarını açtı ama bir organizasyon olmadığı için ve gelen insan sayısının var olan organizasyon kapasitesini çokça aştığı için bir anlamda kaderine terkedilmiş durumda bu insanlar. Karşılaştığımız neredeyse her mültecide çok ciddi sağlık sorunları tespit ettik. Tabii bu insanlara hastaneye gittiniz mi, aile sağlık hekimine gittiniz mi, aşı yaptırdınız mı diye sorunca hepsine negatif cevap aldık. Çoğu ilk defa bir hekimle derneğimiz aracılığıyla görüştü. Biz bunları hemen raporlaştırıp, tespitlerimizi yapıp acil muayene ihtiyacı olanlara hemen anında müdahale edip ilaçları kendi bütçemizden temin ettik. Kimini hastaneye bir tercüman aracılığıyla götürdük. Yaptığımız her taramanın akabinde de bu raporları İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne gidip hem dilekçeyle başvurduk hem de sözel olarak gördüklerimizi anlattık.

Mülteciler için poliklinik

Şöyle bir eksiklik var; kamu sağlıkçıları sistem olarak sahaya çıkmıyorlar, sahayla hiçbir tecrübeleri yok. Onlar bekliyorlar ki insanlar hastaysa hastaneye müracaat etsin. Bırakın bu insanlar hastanenin nerede olduğunu bilmeyi, bir kere çok büyük bir dil problemi var. Çoğu kayıtsız, büyük bir korku ve endişe içindeler acaba tekrar kampa gönderirler mi, sınır dışı ederler mi diye. Dolayısıyla bu insanların hastaneye çok olumsuz bir koşul olmadıkça başvurmaları mümkün değil. Başvurduklarında da kaydı olmayanlar herhangi bir sağlık hizmeti alamıyorlar. Mesela İzmir’e kayıtlı olmaları gerekiyor, oysa buradakiler sınır kapısında kaydolmuşlar. Bu sebepten ötürü onlara ‘Siz Urfa’ya gidin, sağlık hizmetini oradan alın’ diyorlar. Daha sonra biz bu sorunların hepsini bürokratlarla konuştuk, mültecilerin burada yeniden kayıt olmalarını sağladık. O kayıt işlemleri için de eşlik etmek gerekiyor, kendileri yalnız başlarına polise gitmekten çekiniyorlar. Bir tercümanın yardımıyla birlikte polise gidiyoruz, kayıtlarını yaptırdıktan sonra da eşlik edip onları hastaneye götürüyoruz. Var olan kamu sağlık hizmetiyle kentteki mülteciler arasında büyük bir kopukluk var, biz onu doldurmaya çalıştık. Bizim çabalarımızla, sadece Suriyeli mültecilerin yararlanabileceği, onların en yoğun yaşadığı semtlerde beş tane Suriyeli polikliniği kuruldu. O polikliniklere de dil bilen sağlıkçıları görevlendirdiler, oradaki hekimler sadece Suriyelilere hizmet vermeye başladılar. İnsanlar bunu öğrendiler, dolayısıyla artık kendilerini daha rahat hissediyorlar sağlık sorunu yaşadıklarında.

En büyük sorun ilaç temini

Halen devam eden çok büyük bir sorun var: ilaç. Bir şeker hastası tespit ediyoruz, insülin kullanması gerekiyor, onu hastaneye götürüyoruz, kontrolleri yapılıyor, reçetesi yazılıyor, ilk ilaçlarını dernek bütçesinden alıyoruz ama sürekli ilaç kullanması gerekiyor, bununla ilgili hiçbir şey yapılamadı. Eczacılar AFAD’ın kendileriyle bir protokol imzalamadığı için paralarını geri elde edip edemeyeceklerinden emin olamadıkları için ilaçları vermiyorlar. Eczacılar Odası’yla bir anlaşma imzalanması için AFAD’la görüştük, onlar ‘Biz protokol teklif ettik ama onlar kabul etmedi’ diyor, Eczacılar Odası da ‘Bizim protokol imzalama yetkimiz yok, Eczacılar Birliği’nin imzalaması lazım’ dediler, resmen bir İzmir’i mülteciler için çekim merkezi yapmamak adına bu insanları ilaçsız bırakmış durumdalar. Bu durum, çözüm bekleyen en büyük sorun. Şunu düşünemiyor kimse, herhangi bir mülteci kızamık veya başka bir hastalık taşıyorsa ve aşı olmamışsa, bu hastalık çevredeki herkese, önce mültecilere ardından da yerel halka yayılacak.

‘Doğum ameliyatında yardım ettiler’

Suriye’deki savaş mağdurlarından Kamışlılı Salem Ali de İzmir’e sığınan mülteciler arasında. Halkların Köprüsü Derneği üyelerinin yaptığı saha araştırması sonucunda ulaştığı Ali, birkaç ay önce doğum yaptı. Annesini ağır kanser hastasıyken Türkiye’ye getirdiklerini belirten Ali, annesi öldükten sonra babasının cenazeyle birlikte Suriye’ye gittiğini, kendisinin hamile olduğu sebebiyle gidemediğini ifade ediyor. Salem Ali, eşinin de yanına geleceğini ancak sınırların kapatılmasının ardından gelemediğini söylüyor: “Sınırlardaki kontroller iyice arttığı için kocam buraya gelemiyor. Bir tarafta bizimkiler çok sıkı denetliyorlar, diğer yanda da Suriye Ordusu. Kaçak yolla da gelemiyor. Korktuğundan ötürü göze alamıyor çünkü Kürtler ya orada kalabileceğini veya orduya katılabileceğini söylüyorlarmış.”

Salem Ali, Halkların Köprüsü Derneği’nin üyelerinin kendisiyle nasıl iletişime geçtiğiniyse şu sözlerle anlatıyor: “Kapıda oturuyordum. Bir grup, Suriyeli mültecilerle konuşup onların sorunlarını dinliyormuş. Biri birinden, öbürü bir başkasından bahsederken benimle de iletişime geçtiler. Daha sonra bir başka sağlıkçıyla beraber yanıma oturdular, hamile olduğumu görünce durumumu sordular. Kamışlı’dan geldiğimi, yalnız yaşadığımı söyledim. Derneğin Kürtçe tercümanlarından Gule benden telefon numaramı ve ihtiyaçlarımı istedi, gebeliğim konusunda bana yardımcı olabileceklerini söyledi. Kısa bir süre sonra da beni arayarak gerçekten de durumumla ilgilendiler.” 

Kategoriler

Güncel

Etiketler

mülteci


Yazar Hakkında

1990 İstanbul doğumlu. Kültür sanat, müzik, insan hakları ve güncel politika haberleri yapıyor.