Dünya sahnelerinin tozunu yutmuş bir virtüöz: Chilingirian

Henüz 12 yaşındayken ailesiyle birlikte Kıbrıs’tan İngiltere’ye göç eden Levon Chilingirian, İngiltere’deki önemli orkestralarından biri olan ve kendi adını taşıyan kuartetin kurucusu. Chilingirian, Kıbrıs’tan Londra’ya taşınan, oradan da farklı kıtalara yayılan müzikal deneyimlerini anlatıyor.

1971’den bu yana çeşitli ülkelerde çok sayıda konser veren Chilingirian Quartet’te, Levon Chilingirian’ın yanı sıra çelloda Stephen Orton, kemanda Ronald Birks ve viyolada Susie Mészáros yer alıyor. Edinburgh, Aldeburgh ve Bath festivallerinde sahne alan; Avrupa’nın yanı sıra ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Amerika, Afrika ve Uzak Doğu turneleri yapan dörtlü, İstanbul’daki dinleyicileriyle de 2004’te MSGSÜ Resim Heykel Müzesi’nde ve 2006’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde verdiği konserlerle buluştu. Levon Chilingirian, 2000 yılında oda müziğinin gelişmesine katkı sağlamış iş adamı Walter Wilson Cobbett’in anısına verilen Cobbett Madalyası’na layık görüldü. İngiltere’deki Kraliyet Müzik Okulu’nda ders veren ve İsveç’te faaliyet gösteren bir oda orkestrası olan Camerata Nordica’nın da şefliğini yapan Chilingirian’la ailesinin ve kendisinin müzik hikâyesini konuştuk.

*Aileniz İngiltere’ye ne zaman ve neden göç etti?

Annem ve babam Kıbrıs’a farklı yerlerden göç etmişler. Babam İstanbullu, annem Adanalıdır. Annemler 1921’de Adana’dan kalkıp Kıbrıs’a gitmiş; babamlar ise, 1922 İzmir Yangını ve sonrasında gelişen olaylar üzerine önce İstanbul’a, oradan da Kıbrıs’a geçmiş. Ben Kıbrıs’ta doğdum ve 12 yaşıma kadar ailemle birlikte orada yaşadım. Okula ve müzik eğitimime orada başladım. İlk keman derslerimi, henüz beş yaşımdayken, büyükdayım Vahan Bedelyan’dan aldım. Kıbrıs’taki müzik hayatının merkezinde, önemli bir yeri vardı büyükdayımın. Hem Kıbrıs’taki birçok okulda müzik eğitimi verdi, hem de 70 yılı aşkın bir süre boyunca Ermeni kilisesinde görev yaptı. Hayata veda ettiğinde 96 yaşındaydı.

Ailem, Kıbrıs’ta siyasi karışıklıkların çıkacağını öngörerek, 1960 yılında İngiltere’ye göç etme kararı aldı. Bu sayede, üç yıl sonra başlayan ve Kıbrıs’ın bölünmesiyle sonuçlanan 1963 olaylarından etkilenmedik. Londra’ya göç ettiğimizde 12 yaşındaydım. Burada Kraliyet Müzik Okulu’nda müzik eğitimi aldım, daha sonra aynı konservatuarda ders vermeye başladım, bu görevi hâlâ sürdürüyorum.

*Profesyonel müzik hayatınız nasıl başladı?

Hem anne, hem de baba tarafımda müzisyenler var. Büyükdayım ünlü bir müzik öğretmeniydi, annem piyano çalardı. Dayım çok önemli bir keman virtüözüydü. Babamın babası Levon Chilingirian, İstanbul’daki Üç Horan Kilisesi’nin başmugannisiydi. İstanbul’daki ve hatta dünyadaki Ermeni kiliselerinde org çalınmasını sağlayan ilk kişidir. 1900’lerin başında, çok büyük kavgalar vererek bunu başardı. O dönemde pek çok insan, bunun Ermeni geleneklerine aykırı olduğunu savunuyordu. Babamın çok güzel bir sesi vardı, kilise korolarında ilahi okurdu. Operalarda şarkı söylediği de olmuştur.
Annemin piyano merakına rağmen ben keman çalmayı tercih ettim. Aslında bu biraz da, ailede beş yaşına giren her çocuğun eline bir keman veren büyükdayım Vahan Bedelyan’ın etkisiyle oldu. Ara sıra piyano da çalardım.

İngiltere’ye göç ettikten sonra haftasonları keman dersleri almaya devam ettim. 18 yaşındayken konservatuvara gitmeye hak kazandım. Okul yıllarında, İngiltere’nin çok önemli piyanistlerinden biri olan Clifford Benson’la tanıştım. 1969 yılından itibaren, sekiz yıl önce o hayatını kaybedene kadar birlikte konserler verdik. 1971 yılında kurduğum Chilingiran Quartet’le de, 44 yıldır konser vermeye devam ediyoruz.

*Chilingirian Quartet bugünkü ününü nasıl kazandı?

Birçok müzik grubu gibi biz de önce çok çeşitli yerlerde sahne aldık, yarışmalara katıldık, fırsatları değerlendirdik. Yıllar boyu, Clifford Benson’la birlikte Avrupa’da birçok yarışmaya katıldık ve önemli ödüller aldık. Bu vesileyle çıktığımız radyo programlarıyla birlikte ismimiz epey duyuldu. Chilingirian Quartet’in ün kazanması ise, 1974’te İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen bir yarışmayla oldu. 1976’da New York’ta Young Concert Artists (Genç Konser Sanatçıları) adlı, çok önemli bir yarışmaya katıldık. Bu yarışmanın en iyi yönü, jürinin, beğendiği müzisyenlere, bazı müzik şirketleriyle çalışma imkânı sunmasıydı. Burada sağladığımız başarı, birkaç yıl boyunca ABD’nin neredeyse her köşesinde sahne almamızın önünü açtı. Böylece ismimiz dünya çapında da duyulmaya başladı. Bu gelişmelerin ardından, Avustralya’dan Yeni Zelanda’ya, Güney Afrika’dan Orta Afrika’ya kadar birçok yerde ve Avrupa’nın hemen hemen her ülkesinde konserler verdik. Çeşitli Klasik Batı Müziği eserlerinin özgün yorumlarını içeren, 70’e yakın CD yaptık.

‘Gomidas’ın daha çok tanınacağını düşünüyorum’

*Ermenilerin Batı Müziği’yle tanışması hangi döneme dayanıyor?

19. yüzyıl diyebiliriz. 19. yüzyıl, ünlü besteci Armen Dikranyan’ın operalarını yazdığı dönem. Dikran Çuhacıyan’ın ‘Leblebici Horhor Ağa’sı da o dönem bestelenmiştir mesela. Yine aynı zamanlarda Armen Dikranyan tarafından bestelenen Anuş Operası, Batı Ermeni müziği tarihinin en önemli örneği olarak gösterilebilir. O eserin içine Avrupai melodiler serpiştirmiştir. Gomidas’ın yaptığı dinî müzik düzenlemelerinde de Batı müziğinden izlere rastlamak mümkün. Zaten kendisi de bu eseri için, “Bu, bire bir Ermeni bestesi değildir” demiştir. Ünlü bestecilerin çoğu İtalya, Almanya, Fransa, Rusya gibi ülkelerden çıkmış olsa da, Klasik Batı Müziği’nin önemli isimlerinden biri olan Gomidas’ın zamanla daha çok tanınacağını düşünüyorum. Daha sonra, Khaçaduryan ve Babacanyan gibi, Klasik Batı Müziği formlarında eserler veren birçok Ermeni besteci çıkmıştır.

Kategoriler

Kültür Sanat



Yazar Hakkında

1990 İstanbul doğumlu. Kültür sanat, müzik, insan hakları ve güncel politika haberleri yapıyor.