LEVON BAĞIŞ

Levon Bağış

OBUR

Tuğrul Şavkay’ı anarken

Geçen sene, Daily Mail gazetesi ilginç bir haber yapmıştı. Habere göre, servisinin yavaşladığına dair eleştiriler alan bir restoran, bu yavaşlığın nedenini araştırmaya başlayınca enteresan bir sonuca ulaşmıştı. Gelen misafirler, internete bağlanmak, selfie çekmek, yemeğinin fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmak için masalarda daha uzun süre oturmaya başlamıştı. Üstelik, garsonları normalden daha fazla meşgul ediyorlardı. Dolayısıyla, garson sayısı artırılmasına rağmen servis yavaşlamıştı. 

Gerçekten de, restoranlarda, elinde telefon, yemeğin fotoğrafını çeken birilerini görmek –ben dahil– herkes için çok normal bir hal aldı. Sosyal medyada bu işe mesai harcayan ve binlerce takipçisi olan yemek meraklılarının sayısı da azımsanmayacak kadar yüksek.

Değişen dünyada, yemeğe duyulan ilgi de artıyor. Benim gibi yemeden içmeden bahseden yazarçizerler de artık kendini gösteriyor. Özellikle yazı yazmaya başladıktan sonra, yazdıklarımı kontrol etmek, yanlış bilgi paylaşmamak ve yeni yazı konuları bulmak için normalden daha fazla yeme-içme yazıları okumaya başladım. Okudukça fark ettim ki, en çok keyif aldığım yazılar hep aynı kalemden çıkma: Hayattayken tanışma mutluluğuna eriştiğim Tuğrul Şavkay...

Üyesi olduğum Şarap Dostları Derneği’nin kurucularından ve ilk başkanı olan Tuğrul Bey, herkesin memleketi hatta dünyayı kurtarmaya soyunduğu zamanlarda, insanoğlunun en temel ihtiyacı olan yeme-içmeyi, konuşulur, gazetelerde başköşeye konur hale getirmişti.

Hem mutfaktan yetişmiş biri, hem de sıkı bir entelektüeldi. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde lisans eğitimi almış, aynı üniversitede siyaset bilimi alanında master ve doktora yapmıştı. Öğrencilik yıllarında Kervansaray Oteli’nde bulaşıkçılık yapmaya başlamış, daha sonra ünlü oteller ve restoranlarda, aşçılık, yiyecek içecek yöneticiliği, danışmanlık gibi görevler yapmıştı.

Türkiye’de ilk kez bir üniversitede gastronomi eğitimi verilmesini sağlamıştı. Başucu kitabım olan ‘Aşçıbaşının El Kitabı’, Türkçe yazılmış en kıymetli gastronomik eserlerdendir.

Belki de müzmin bir obur olduğu için, maalesef çok erken, 12 yıl önce, 29 Eylül 2003’te, henüz 52 yaşındayken aramızdan ayrıldı.

Keşke yeme-içme yazan, bunun ukalalığını yapan herkes ara sıra onun yazılarını bir karıştırsa... Yazılarından alacağımız çok ders var.

Yemek yemenin sadece aç kursağı doldurmak değil, bir felsefesi de olan, derin bir kültür olduğunu bize öğrettiği için, ona çok şey borçluyuz.