BASKIN ORAN

Baskın Oran

İÇLİ DIŞLI

En olmazında, İHH bizi kandırdı, deriz! R. T. Erdoğan’ın Yazılmamış Anıları - Fasıl 22

Temel meselelerimizi ve hal çarelerini terör belası ile dış politika gibi iki ana başlık altında toplamadan önce bir Girizgah yapmak istiyorum bugün. İleride Türk ve dünya üniversitelerinde Allah (c.c.) nasip ederse doktora dersi olarak okutulacak bu Girizgah’ta, iç ve dış politikadaki usul ve prensiplerimize temas edeceğim. 

Daha net yazayım: Bu memleket ne çekmişse çok başlılıktan çekmiştir. Bir taraftan hükümet çekiştirmiştir, öbür yandan Meclis, öbüründen Yargı, bir tarafından da o hain basın. Ve tabii ki memleket caaart diye yırtılmıştır! 

Çare nedir, tek bir çare vardır: Dizginleri dirayetli, bilgili ve muktedir tek bir şefin eline vermek ve ona güvenerek her bakımdan onun etrafında bütünleşmek. Şanlı atalarımızın yüzyıllar boyu üç kıtaya hakim olmasının hülasası da zaten bundan ibarettir.

Peki, parlamenter sisteme alıştırılmış, çürütülmüş, pasifleştirilmiş olan ülkemizin potansiyel enerjisini en iyi kullanacak bu düzene varmanın usulü nedir? Kutuplaştırma politikası! Yani, mevcut huzursuzluk ve gerginlik ortamını daha da kaşıyarak cerahati akıtacak bir politika. Sonunda halkımız, bu gerginlikten ancak Başkanlık sistemiyle kurtulabileceğimizi görecektir ki, seçim sonuçları da zaten bunu gösteriyor.

Mesela nasıl kaşıyoruz?

Mesela, Hürriyet paçavrasına baskın yapan Boynukalın kardeşimizi, eylemde sergilediği uzmanlık alanına binaen Gençlik ve Spor Bakan Yardımcılığına tayin ediyoruz. Adını Hürriyet olayı iddianamesine koydurtmuyoruz. Hainler kuduruyor. 

Mesela, hakaret davaları bütün hızıyla sürüyor. Son olarak, beni Gollum isimli çirkin bir aktöre benzeten Aydınlı doktoru hem aile hekimliğinden hem de memuriyetten attırıyoruz.   

Mesela, yeni koyduğumuz yerlilik ve kültürel uyum kıstaslarına, hatta dine-imana aykırı eski TÜBİTAK yayınlarından 50.000 kadarını toplatıyoruz. Hainler kuduruyor. 

Cemal Uşşak da terörden aranıyorsa, ben de her an içeri tıkılabilirim, Başkanlık düzeni gelip de huzuru getirene kadar ayağımı denk atmalıyım’ dedirtmeyi amaçlıyoruz.

Hem hainleri tahrik edip hata yapmalarını sağlamak, hem de din-i Mübin-i İslam’ı kararlı biçimde getirmek için Sağlık Bakanlığımız, “tercihen İslam hukuku alanında doktorasını yapmış ilahiyatçı”yı da Biyoetik Kurul’a dahil ediyor. Böylece kürtaj, aşı ve organ bağışı gibi hassas konularda yapılacakların dinen caiz olup olmadığı kontrol edecek hale geliyoruz inşallah.

Tabii ki bu çok faideli politikamızı dış politika sahasında da aynen devam ettiriyoruz. Ama iç politika ufuk turumuzu bitirmek açısından, terör belasını yazdıktan sonra gelelim oraya.

Terör belası

Bazı hainler tarafından “Kürt sorunu” diye kabul ettirilmek istenen terörü artık kökünden bitiriyoruz.  Temel strateji olarak, tüm teröristleri veya müstakbel teröristleri tenkil (yok etme) operasyonlarımızla “etkisiz hale getirme” hedefini izliyoruz (sevimsiz olan “öldürmek” kelimesini ikame ettiği için çok beğeniyorum bu tabiri!). Kendimize, 1937-38 Dersim harekatını örnek alıyoruz.

***

Sakın ola ki kimse kalkıp da; daha 91’de Refah Partisi’ne “Kürt Sorunu” başlıklı raporu sunduğumu, 2005’te de “Kürt meselesi benim de meselemdir” dediğimi, şimdi de Dolmabahçe Mutabakatı’nı yok saydığımı söylemesin bana. Ona bakarsan, Ocak 2012’de de, “Daha önceden verilmiş kitap tüm toplatma kararlarını hükümsüz hale getiriyoruz” da demiştim. Dün dündür bugün bugündür; bunlar hâlâ bıraktığım yerde otluyorlar…

***

Bu hususta başlıca yardımcımız, reform falan yapmayışımız sayesinde tahrik olup hendek açan teröristler oluyor. Aslında, bunlar hendek açmasaydı da, bu belayı bitirmek için tek usul olan tenkil operasyonlarını bir biçimde yine başlatacaktık. Ama büyük kolaylık oldu, halkımız (ve medyamız!) bu hendek meselesine çok iyi taktı.

Artık gönlümüz rahat, güvenlik güçlerimizi Mehter Marşı eşliğinde top ve tanklarla kentlere sokuyoruz, dümdüz ediyoruz. Teröristlerin yüzünden, etkisiz hale getirilenler arasında 44 de çocuk var. Günahı onların boynuna. Biz bölgedeki hastanelerde 24 saatlik nöbeti 1 haftaya çıkartarak gerekli insani tedbiri önceden aldık.

Bu arada Özel Harekat elemanlarımız, sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş kentlerde ev duvarlarına sloganlar yazıyorlar ki teröristler daha da tahrik olup hata yapsın: “Türksen övün, değilsen itaat et!”. Ne kadar veciz! İşte bu kadar!

Son olarak, kar maskeli bir Jandarma Özel Harekat mensubumuzun, öğretmenlerini hizmet içi eğitim gerekçesiyle Ankara’ya çağırarak boşalttığımız okullardan birinin yazı tahtası önünde çektirdiği fotoğraf var. Tahtaya yazmış, eliyle de gösteriyor: “Ya Allah (c.c.), Ya Bismillah. JÖH Cehenneme Gönderme Vakti”! İşte budur! Ya silahlarını bırakır üstüne beton dökersin, yahut da etkisiz hale getirilirsin.

***

Yine bu arada, yanlış anlaşılır diye korkuyorum, bu Ahmet Brüksel dönüşü ilan etti ki etkisiz hale getirilmiş teröristi sürükleyen polisler meslekten men edilmiştir. Nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri yav? Bunlar polisimizin moralini bozar! Neyse ki dosyalarına böyle bir şey konmadı.

Zaten, bu elemanlarımıza bir ceza verilmek gerekse, bu ancak, o videoyu yutuba koyup hainlere konuşma fırsatı yarattıkları için verilir; cesedi sürükledikleri için değil. Sürükleme, teröristlere haddini bildirmek zaviyesinden iyi olmuştur. Ayrıca, tahrik olup daha çok hata yapmaları için de.

Dış politikamız …

Bizden önceki hükümetlerin o pısırık Ortadoğu politikası artık bit-ti! Artık, gerek bölge ülkelerinin gerekse kendilerine büyük diyen devletlerin karşısında şahsiyetli ve aktif bir Türk politikası vardır. Çok başlılık belasını ebediyen silecek Başkanlık sistemini seçmenimizin desteklemesi için böyle bayrak dalgalandırıcı bir politika çok önemlidir.

Bu politikayı her vesileyle gözlerine sokuyoruz: Uçuşa kapalı Güvenli Bölge talebiyle ortaya çıkarak, Suriye sınırının 98 km’lik bir kısmını İslamcı kardeşlerimizin serbest geçişine açmak suretiyle iki Kürt sözde kantonunun birleşmesini önleyerek, son olarak da Musul Başika kampındaki birliğimizi kararlı biçimde asker ve tanklarla takviye ederek. Ve tabii, bu Esed alçağına yardıma gelen o Putin’in uçağını paaat diye düşürerek!

Üstelik, Rus ayısına karşı bunu yapabilen Türkiye, geçtiğimiz 2014 yılında Yunanistan’ın sözde hava sahasına muzaffer jetlerimizi tam 2.244 defa caaart diye sokup çıkarmış Türkiye’dir!

Emperyalistler panikleyince…

Maalesef, şahsiyetli ve aktif politikamızın Ortadoğu’da yarattığı Büyük Türkiye imajından paniğe kapılan Rus ve Amerikan emperyalizmleri şimdi birleşmişler, aleyhimize çalışmaya başlamışlardır.

Bu konuda o Putin alçağını anlıyorum, kuyruk acısı var. Ama özellikle Vaşington’u bulsam bi kaşık suda boğacağım. Neymiş efendim, Bağdat’ın izin vermediği tüm kuvvetlerimizi çekmeliymişiz!  

***

Bu Ahmet burada da çuvalladı yine. “Eğitim ve donatım desteğimiz Musul kurtarılıncaya kadar devam edecektir” diyerek Vaşington'dan gelen talebi sözümona geri çevirdi ama, bakanına ve bakanlığına bile sahip olamıyor ki adam! Bu Numan çıktı, hemen, “Başika’daki askerlerin çoğunluğunu çektik” diye demeç verdi. Dışişleri Bakanlığı da “Türkiye, koruma kuvvetlerinin Musul vilayetinden intikali için başlayan süreci devam ettirecektir”” diye açıklama yaptı. Ben bişey diyeceğim de Dışişleri farklı diyecek ha? Höt dedim miydi…   

Neyse ki halkımız öyle intikalden mintikalden ben ne söylüyorsam onu anlar.

***

Şimdi bu durumda, bu emperyalistler yüzünden Suriye’ye uçak kaldıramaz olduk. Güvenli Bölge talebimiz kayıplara karıştı. O 98 km’yi artık biraz zapturapta almak zorunda kalacağız. Rus uçağının paraşütle inen pilotunu havada haklayan zavallı Türkmen kardeşlerimiz bombalanıyor. Başika meselesi rezalet. Bu alçaklar yüzünden nereye el attıysak elimizde patladı.    

… yılana sarılmak zorunda kaldık

Ne yaparsın böyle durumda? Laf aramızda, atalarımız ne dedilerse onu: Denize düşen yılana sarılır. İçerideki gerginlik havasını ve dolayısıyla oy potansiyelimizi diri tutmak için Putin denilen herifle atıştığımız zaman nasıl derhal NATO’ya yanaştıysak, şimdi de sıra bu afedersin Yahudilere yanaşma ve Amerikalıları kafakola almaya geldi.  

Şimdi İsrail bize 2010 Mavi Marmara telefatı için 20 milyon dolar ödeyecek, biz de katil İsrail askerlerine açtığımız –zaten nafile olan- davalardan vazgeçeceğiz, İsrail’den doğalgaz alacağız, gazlarını Avrupa’ya taşıyacağız.  

Hamas’ı zapturapt altına almayı da kabul ettik. Bunun için Hamasçı Meşal’i çağırıp şu sıralarda denk durmasını istedik, görüntü olarak da kendisini satmadığımız havasını yarattık. Neyse ki, İsrail’in özel olarak taktığı Hamasçı El Aruri’yi bir an önce yurtdışına aparttık da, anlaşma icabatından olarak kendisini sınırdışı etmekten kurtulduk.

***

Yalnız, Mavi Marmaracılar başta olmak üzere Parti’de dırıltılar başladı. Ama bi Hacı Bayram’a giderim, bi sabah da erkenden Eyüp Sultan’a, hepsini hallederiz evelallah!

Zaten, en olmazında, nasıl yakın geçmişte başarıyla “Apo bizi kandırdı, PKK kandırdı, Esed kandırdı, Amerika kandırdı, Putin kandırdı, AB kandırdı, Irak kandırdı” ve özellikle de “Paralelciler kandırdı” demişsek ve halkımız da bize misler gibi iman etmişse, burada da en olmazında, ‘Mavi Marmara’yı gönderen İHH bizi kandırdı’ deriz, olur biter.