David Bowie ölebilir mi? Asla!

Ölümünü kaç kişi bir sanat eserine dönüştürebilir ki? Bunu ancak David Bowie yapabilirdi ve yaptı da. En yakınları harici kimse 18 aydır kanserle mücadele ettiğini, altı kere kalp krizi geçirdiğini bilmiyordu. Ne kadar da çok titremiş sevenlerinin üzerine, sır gibi saklamış hastalığını, bir de üzerine ‘Blackstar’ albümünü kaydedip hayranlarını avutmak ve onlara gitmeden verebileceği en nefis hediyeyi vermek için çabalamış. Böylesine zarif, sanatsal bir başyapıtı andıran bir ölüm görmedim ömrümde! 

Noel Gallagher bir söyleşisinde “Müesses sanatçıların mazideki şöhrete veya zaferlere asla dayanmadığının bir kanıtı Bowie” demişti ve Bowie’nin yeni albüm çıkardığı yılın her zaman iyi bir yıl olduğunu söylemişti. 

Bir dua albümü 

Bowie’nin yeni albümüyle ama onun yokluğuyla 2016 ne kadar iyi bir yıl olur bilemiyorum; ama ‘Blackstar’ bir dua albümü âdeta. Kapağında siyah bir yıldızla, kendi fotoğrafının kapağında yer almadığı tek albüm. ‘Lazarus’ şarkısında “Görünmeyen yaralarım var ve şimdi Cennet’teyim” diyor ve günlerdir bu şarkının eşliğinde, klibini izleyerek kalbimizden cenazeler kalkıyor! 

O hep sürprizlerle dolu oldu, hep avantgarddı, ilhamından onlarca sanatçı nasiplendi ama asla taklit edilemezlerdendi, a’dan z’ye sanatçıydı. Müziği, âdeta içinde hayat olduğunu keşfettiğimiz bir başka gezegendi. Nereden başlasak ki? ‘Ziggy Stardust’, ‘Heroes’, ‘Starmen’, ‘Changes’, ‘Ashes to Ashes’, ‘The Men Who Sold the World’, ‘Rebel Rebel’, ‘All the Young Dudes’, ‘Station to Station’, çoğumuzun arkafon müziği olan ‘Space Oditty’ mesela… Hepsi ayrı bir yazının konusu. 

Berlin günleri

Kimlik, sadece kim olduğumuz değildir, içinden geçtiğimiz ve içimizden geçen şehirlerdir aynı zamanda… Bowie’nin içinden Londra geçti; Berlin geçti ki dönüm noktasıydı, içinden New York geçti. 1970’lerde kokainden kurtulmak için Batı Berlin’e taşınan Bowie, Roxy Music’in efsanevi klavyecisi Brian Eno ile işbiriliği içinde Berlin Triology’si olan ‘Low’, ‘Lodger’ ve ‘Heroes’ albümlerini kaydedip Berlin günleri vesilesiyle sevenlerine nefis parçalar hediye etti. 

İçinden onlarca karakter çıktı Bowie’nin, personalar yarattı. En ünlüsü, hiç şüphesiz Ziggy Stardust personasıydı. İki yıl boyunca Stardust personası ile yaşadı. Bu persona, bir süre sonra Bowie’yi kuşattı, psikolojik sorunlar baş gösterdi ve onu korkutmaya başlattı. 3 Temmuz 1973’de Londra Hammersmith Odeon’da Ziggy olarak son şovunu gerçekleştirdi. Fakat bu son, başka personalar yaratması için engel değildi,  Halloween Jack ve The Thin White Duke gibi yenilerini yarattı. Bowie, yıllar sonra, aşırı utangaç olduğu ve sahnede kendi şarkılarını söylemeye cesaret edemediği için personalar yarattığını dile getirdi. Ayrıca Bowie, Ziggy Stardust personası ile yaşadığında biseksüel olduğunu ve bundan ötürü mutlu olduğunu dile getirdi.

2003’te Kraliçe tarafından verilen şövalyelik unvanını “Gerçekten de bunun ne için olduğunu bilmiyorum ve hayatımı bu unvanı kazanmak için geçirmedim”  diyerek reddetti. 

Bir ömre kaç hayat sığar bilinmez, ama Bowie yarattığı personalarıyla, sanatıyla, sözüyle ve üretimleriyle yarım asırlık sanat hayatına ve 69 yıllık ömrüne onlarca hayat sığdırdı. 

10 yıl sonra…

Şöhreti sorguladığıve 10 yıl aradan sonra bir sürprizle gelen ‘The Next Day’ albümündeki ‘Stars’ (are out Tonight) parçasında Bowie, “Yıldızlar, sizi göz alıcı gülümsemeleriyle yakabilir, fakat aslında sizlerin sıradan yaşantısına özenen zavallı yaratıklardır; yine de sonsuza dek yaşayacaklarını umuyorum” diye sesleniyordu.  Sıradan yaşantılarımıza özenerek acı çektiği gerçeği yürek burksa da şükür ki sonsuza kadar yaşayacak olanlardan. Hem vedası bu şekilde olan birisi ölebilir mi hiç? Asla… 

Kategoriler

Kültür Sanat Müzik

Etiketler

Derkenar David Bowie


Yazar Hakkında