YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

Belki çok büyür de, küçücük bir haber olur..

Biz döndük. Sonra yeni ekip gitti. Yeni ekibin fotoğraflarına bakıyorum, bize ev sahipliği yapan “ora”lı gazetecilerin hepsi karelerde var. İstanbul’da oturduğum yerden daha da mahcup oluyorum. Biliyorum çünkü yeni ekip de dönecek, arada başka şeyler olacak “ora”nın gazetecileri oraya buraya koşacak, arkadaşlarını gözaltından almaya çalışacaklar, yaralı arkadaşları için çare bulmaya çalışacaklar, sosyal medyayı hareketlendirmeyi deneyecekler, nereden geleceği belli olmayan bir kurşunu hesaplamaya çalışarak haber takip edecekler. Sonra da, sonraki ekip gidecek.

Bir yandan da “İyi ettik” diyorum, hiç olmazsa iki satır dertlerini dinledik, beraber habere gittik, bize inanılmaz kibar davrandılar, daha oraya ayak basışımızın üzerinden iki saat geçmişken bizi yayına çıkardılar, elimize mikrofon verdiler.

Halbuki aslında tersi olması gerekir, belki de. Bizim onları buraya çağırıp ellerine mikrofon vermemiz gerekir.

Neyse bırakalım artık, onlar/biz muhabbetini. Hepimiz gazeteciyiz işte. Öyle değil mi? Öyle olmasına öyle ama işte, aslında değil. Gördüğümüz, yaşanan, tam da Kürt meselesindeki eşitsizliğin gazeteciliğe yansımasıdır. Burada en fazla gaz vardır, gözaltı vardır, ama orada gözaltı oldu mu, birden ürperirsin. Akibeti ne olacaktır?

Bu haber nöbeti aslında bu yüzden önemli. Evet tabii ki oraya zaman zaman gidiyoruz, biz gitmezsek arkadaşlarımız gidiyor, ama aslında mesele başka.

Mesele oraya başka bir ülkeye gider gibi gitmek, dönünce de başka bir ülkeden döner gibi dönmek, başka bir ülkeden bahseder gibi bahsetmek.

Çünkü orası başka bir ülke. Evet bunu demeye çekinmemeliyiz, orası başka bir ülke. Oradaki insan hakları ihlalleri burada haber bile olmaz. Biz şimdi twitter var diye ve etrafımızdaki herkes twitter’da yazıyor diye bunlar yazılıyor sanıyoruz.

Ama yazılmıyor. Twitter ya da sosyal mecralar evet önemli ama etki alanı çok sınırlı ve büyük oranda kendi yazdığımızı kendimiz okuyoruz. Tamam bazı bilgiler oradan yayılıyor, bazı haberler oradan gelişiyor ama, o kadar.

Mesela orada olup bitenler diyelim –kendi gerçekliği içinde- herhangi bir televizyonda yer alıyor mu? Almıyor. Biz mesela çoğu zaman büyük kanalların ana haber bültenlerini izlemeyiz.  Es kaza denk geldiğimizde gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi sersemler kalırız.

Çünkü gördüklerimiz twitter’de kurduğumuz dünyada, muhalif medyada okuduğumuz haberler değildir. Bunu elbette ki biliriz. Gördüğümüz bambaşka bir dünyadır. Türkiye’nin büyük bölümünün içinde yaşadığı, hareket ettiği, düşündüğü dünyadır. Devletin özene bezene kurduğu “imal edilmiş” gerçeklik oradadır. Biliriz ve tam da bu yüzden canımız sıkılır, moralimiz bozulur. İçimizi bir sıkıntı kaplar. Söyleniriz. Sonra yine kendi dünyamıza döneriz. Kendi gazetelerimize, televizyonlarımıza, twitter hesaplarımıza.

İşte biz zaman zaman böyle hissediyoruz ya. Orada böyle hissedilmiyor, genel olarak böyle yaşanıyor. O gerçekliğe kısa da olsa bir dokunma imkanı verdiği için de kıymetlidir haber nöbeti.

Oradayken de buradayken de hep demiştim. Bu iş keşke haber nöbeti ile sınırlı kalmasa. STK’lar, diğer kurumlar mesela bir “yurttaş nöbeti” başlatsalar. Her hafta buradan bir grup Kürt illerine gitse (‘ora’ demeyi bırakalım artık) sadece birkaç gün gün dursa, olup bitene tanıklık etse sonra geri dönse. Olmaz mı?

Sonra belki bu girişim büyür büyür de, büyük gazetelerden birinde küçücük bir haber olur bakarsınız. Olmaz mı?

Not: Bu yazıyı aslında önceki hafta ekip olarak Diyarbakır’a gittiğimiz Haber Nöbeti girişiminin blog sayfası için yazmıştım hafta başında. Yani ilk olarak orada yayınlandı. Aradan geçen günlerde atmosfer dağılmadığı gibi yeni ve daha da iç karartıcı haberler aldık. Sur’da hala çatışmalar sürüyor ve mahsur kalan sivillerin çıkarılması için Valilikle görüşmelerini sürdüren insan hakları savunucularından oluşan bir heyet, çarşamba günü bir basın açıklaması yaparak, sokağa çıkma yasağına 24 saat ara verilmesini istedi. Bu yazı yazılırken valilikten henüz bir yanıt gelmemişti. Ve yine bu yazı yazılırken Cizre’de öldürülenlerden 8 kişinin kimliği belirlenmişti ve bu kişilerin arasında Azadiya Welat Gazetesi yazı işleri müdürü Rohat Aktaş da vardı. Rohat Aktaş 12 yaşında, Urfa’nın Suruç ilçesinde Azadiya Welat'ın dağıtımını yapmaya başlamış. Liseyi bitirdikten iki yıl sonra gazetede görev almış. Haber takibi için 20 Aralık’ta Cizre’ye giden Aktaş, 23 Ocak’ta top mermisi isabet etmesiyle çöken bodrum katında kalmıştı. Kolundan hafif yaralanan Aktaş ile son irtibat 6 Şubat’ta kurulmuştu. Son olarak da malum haber geldi. Artık bu ateş çemberinin son bulması dileğiyle..