Bir zulmü anlatmak ya da anlatamamak...

24 Nisan’da Yerevan’da bu kez Ermenilere değil başka bir halka yapılan zulmü dinledi insanlar IŞİD'in elinden kaçıp Yezidilere yapılanları duyurmak isteyen Yezidi Nadia'nınki de en ağırlarından biriydi.

Beline kadar uzun saçları var Nadia’nın. Siyah sade bir ceket giyinmiş, otelin konferans salonunda oturuyor. Biraz sonra başlayacak basın toplantısında insanlara Ezidilerin Kuzey Irak’ta yaşadığı vahşeti anlatacak. Toplantının başlamasına birkaç dakika kala herkes yerini almaya başlıyor, hikayesini önceden bilmesem acaba gözlerindeki acının bu denli büyük olduğunu görebilir miydim, diye düşünüyorum…

“Bizi köle gibi satmaya başladıklarında, kendini nehre atan kızlar oldu. Vücutlarını bıçakla tahrip edenler, kendilerini çirkinleştirmeye çalışanlar oldu. Kendimi öldürmeyi düşünmedim ama IŞİD’in adamlarının beni öldürmesini çok istedim” diyecek birazdan,  artık özgür ve dünyaya olup biteni anlatmanın ağırlığına teslim olan Nadia. 

24 Nisan’da birçok ülkede olduğu gibi Yerevan’da da anma etkinlikleri yapıldı. Hani şu Türkiye basınında genelde “Ermenilerin Türk düşmanlığı yaptığı ve zehirlerini kustuğu” mitingler olarak anlatılan anmalar.  24 Nisan’da Ermenistanlılar ve yurt dışından gelen konuklar Soykırım’da ölen yakınlarının yasını tutmak ve bu insanlık karşıtı suç için Ermeni halkına destek olmak için Soykırım Anıtı’nda toplandılar. 24 Nisan günü gece yarısına kadar sürdü bu ziyaretler. 

23 Nisan’da ise Ermenistan’da ‘Soykırım Suçları ile Mücadele Global Forumu’nun’ ikincisi düzenlendi. Bu foruma Ermenistan Dışişleri Bakanlığı’nın özel davetiyle, kendi soykırımlarına bizzat tanıklık etmiş Youk Chhay (Kamboçya), Kabanel Aloys (Ruanda) ve  Nadia Murad Basee Taha (Kuzey Irak) katıldılar. 24 Nisan günü ben Nadia’nın Ani Plaza’da Sinjar Ezidi Derneği tarafından düzenlenen basın toplantısına gitmeyi tercih ettim. 

Nadia’nın hikâyesi

Nadia neler olup bittiğini Avrupa Birliği’ne kadar götürebilmiş, oradaki kürsüden bazen ağlayarak, bazen herşeyi tekrar yaşayarak bazen de geride kalanları kurtarmak için çırpınarak anlatmıştı halkının başına geleni. Sadece anlatacaklarını duymak için değil, benim büyük anneannemden dinlediğim vahşete çok benzeyen günler yaşadıktan sonra  bir kadın nasıl ayakta kalır, hâlâ nasıl mücadele verir, bunu gözlerimle görmek için de oraya gittim. IŞİD’li vahşilerin elinde ‘sabia’ olup, 3 ay boyunca tecavüze uğrayan daha sonra Almanya’ya kaçabilen bu kadının hikâyesi sarsıcıydı.

Nadia’yı dinlememiş olsak bile aşağı yukarı ne olup bittiğini biliyoruz.  Mezopotamya’nın en eski etnik gruplarından bir olan Ezidilerin Irak’taki nüfusu 600 bindi. 400 bini Sinjar’da yaşayan Ezidilerin 200 bini ise Niveh ve Dohuk civarında yaşıyordu. Tüm bu veriler  3 Ağustos 2014 öncesine ait. O Ağustos günü Irak’taki Peşmerge birdenbire geri çekilince, bölge IŞİD’in eline geçmiş oldu. Sinjar’ın düşmesi felaketti ve vahşeti getirdi. 150 bin kişi otonom Kürt bölgesine kaçtı; diğer Ezidiler bu kadar şanslı değillerdi, binlercesi Sinjar dağlarında ve yakındaki köylerde kapana kısıldı.

Susuzlukla, açlıkla mücadele ederek günler geçiren Ezidilere en sonunda Amerikan Hava Kuvvetleri ve YPG tarafından yardım geldi ama bazıları için artık çok geçti. Özelikle yaşlılar, çocuklar, bebekler susuzluğa dayanamadı, hayatta kalmayı başaranların ise bir kısmı patlamalar sonucunda hayatını kaybetti. 

Bu günlerde Ezidiler vatanlarından silindiler, Irak Kurdistan’ına, Suriye Kürdistan’ına ve Türkiye’ye geçtiler. Uluslararası belgelere göre 3.000 Ezidi erkek İŞİD tarafından katledildi, yaklaşık 5.000  kadın ise köle olarak satıldı. Binlerce kadın intihar etti, bir kısmı çocuklarını bu zulümden kurtarmak için derelere attı.  “İmansız ve Allahsız” dedikleri Ezidilerin kalanı ise yine IŞİD tarafından zorla Müslümanlaştırıldı. Canını kurtarabilmiş Ezidiler şu anda sığındıkları ülkelerde yaşam mücadelesi verirken, dillerini ve dinlerini de yaşatmaya çalışıyorlar. Ama nedense uluslararası kamuoyu tarafından hâlâ Ezidi soykırımına gereken önem verilmiyor.

‘Köyümüze geleceklerini düşünmedim’

Nadia, Ağustos 2014’e kadar Kuzey Irak sınırında bulunan Kocho köyünde yaşıyordu. Kardeşleri ve annesiyle yaşadıkları evi çok özleyen kadın “Almanya’da güven içindeyim, ama orası benim evim değil” diyor. Hayali öğretmen olmakmış Nadia’nın, tarih öğretmeni. “Televizyonda bu adamları yani IŞİD’lileri görmeye başladık, korkunçtu herşey. Olup bitenleri seyrederken bizim köyümüze de gelebileceklerini hiç düşünmemiştim” diyor.

15 Ağustos’ta köylerini basanlar köydeki herkesi okula kapatıyor. Bir saat içinde Nadia’ın 6 erkek kardeşi ve dayılarının da içinde bulunduğu 350 erkek katlediliyor. Güzel kızlar seçilip Musul’a köle olarak satılmak için götürülüyor. “Bizi satmadan önce 3 gün bir yerde tuttular, yıkadılar… Bazı kadınlar saçlarını kesti çirkinleşsinler diye, göğüslerini parçalayan kadınlar gördüm” diye anlatıyor genç kadın, insan ara ara dinlemekten yorgun düşüyor. 

Üç ay bu şeklide satılarak geçiyor Nadya’nın hayatı; bazen bir, bazen altı erkeğe… Son satılışında iki militan geliyorlar. “Beni isteyen çok uzun, iri korkunç bir adamdı yanında zayıf ve çirkin biri daha vardı, o odadan çıkınca diğerinin ayaklarına kapandım. Sen al beni dedim, ne istersen yaparım… İri olanın beni öldürebileceğini düşündüm, iriliğinden korktum” diyor. Kölesi olduğu bu adam Nadia’yı evine götürüyor, karısı ve çocuklarıyla yaşadığı eve… Bir gün kapısını kilitlemeyi unutuyorlar ve böyle kaçabiliyor.  Annesini, kardeşlerini 2 ay içinde tüm ailesini kaybeden Nadia çok kan, çok ceset görmüş… Sağ kalan bir kardeşi ve bir de kuzeni hâlâ kampta… Nadia bazen yaşıyor bazen yaşamıyor gibi. Masadan kalkmadan “ Ezidilere kötü şeyler oldu, herkes bilsin, kör gözler açılsın” diyor Nadia.

Nasıl kaçtığını ve göçmen kampına nasıl ulaşabildiğini anlatmak istemedi. Basın toplantısından dönünce eski demeçlerine baktım,bir şey bulamadım, hiç ama hiç bahsetmemiş. Büyük ihtimalle kendisine yardım edenleri ele vermemek için olduğunu düşünürken aklıma anneannem geldi birden  “O gencecik yaşında Ordu’dan İstanbul’a nasıl geldin, nerede kaldın, kim seni evine aldı, aç kalmadın mı Medz-mama (büyükanne)?” diye sorduğumda ağlayarak dizlerine vuran “ Gitsin gelmesin o yıllar” diye ağlayan ve fenalığı yapan yerine kendisi utanan, bana, bize hiç bir zaman cevap vermeyen büyük-anneannem…



Yazar Hakkında