Aşk bir şeylerin ‘ama’sı olmasa

Her gün aşk uğruna işlenen cinayetleri görürken, mahkemelerde “seviyordum hakim bey” diyerek iyi hal indirimi uygulananları duyarken, tüm bu entrikaların ve planların aşk ile meşrulaştırılmasına itirazım var sayın seyirciler.

Kanal D’de bir süredir ‘Hayat Şarkısı’ adlı bir dizi ekrana geliyor. Dizinin en basit hali ile hikâyesi şu: Sekiz yaşından beri Kerim’e aşık olan Hülya’nın istediklerine ulaşma uğruna yaptıkları. Bunlara ek olarak, zorunlu evlilikler, yoksulluklar, yoksunluklar, zengin geniş aile, her yerli dizide bulabileceğimiz huysuz görümce, yakışıklı esas oğlan ve entrika dolu esas kadın. 

Dizi, karakterlerini tanıtırken Hülya Cevher için şunları diyordu: “Daha küçükken yoksullukla bilenmiş, içi isyan ve öfke dolu. Tek kurtuluşu, 8 yaşından beri aşık olduğu Kerim.”

İtiraf ediyorum bu tanıtım nedeni ile diziyi 10. bölümüne kadar izlemedim. Çünkü bu tanıtımı ilk gördüğüm anda zihnimde “Neden?” çığlıkları yükselmişti. “Neden bir kadının tek kurtuluşu yine bir erkek?” Israrla kadınların bu karakterde yazılmasından çok sıkıldım. Güçlü kadın olmak, ayakta kalabilmek, var olabilmek için bin bir mücadele içinde oluyor olduğumuz doğru. Ama bunları kendi olabilmek için yapan kadınları ekranda görmek zor mu? Kocasız, babasız, patronsuz var olmak için çalışan, mücadele eden, çirkefleşmeyen, güçlü kadın profilleri istiyorum.

10. bölümünü bir arkadaşın evinde izledikten sonra diziye bir şans verdim. Dizinin konusunu sevmesem de Ahmet Mümtaz Taylan’ın doğallığı ve şukela performansı, Tayanç Ayaydın’ın oyunculuğu, Mahir karakteri ve geniş ailedeki kadın karakterlerin hepsi diziyi izlettiriyor. 

İlk bölümden son bölümüne kadar aralıksız izledim ve tarihsel bir Hülya Cevher perspektifim oldu diyebilirim. Sosyal medyadan Hülya Cevher hakkında yazılanları takip ettim ve karşıma çıkan manzaraya itirazım var. Denilen “Hülya Cevher kötü değil. Bunları yapıyor ama aşık, Kerim’i seviyor.” Buradaki ‘ama’ya büyük bir isyanım var. Buradaki aşk Hülya’nın tüm yaptıklarını meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor. Her gün aşk uğruna işlenen cinayetleri görürken, mahkemelerde “seviyordum hakim bey” diyerek iyi hal indirimi uygulananları duyarken, tüm bu entrikaların ve planların aşk ile meşrulaştırılmasına itirazım var sayın seyirciler.

Hülya çok zeki/güçlü bir kadın olarak çizilmiş. Ama aşkını da zekasını da kendisini sevmeyen bir erkeğe ve bir evliliğe bağlı kalmak için kullanıyor. Neden, çünkü aşık. Açık konuşalım Hülya’nın yaptıklarının Zeynep’in yaptıklarından farkı yok. Ama biz Hülya’yı bağrımıza basarken; Zeynep’ten nefret ediyoruz.  Aşk neden bir şeylerin “ama”sı olsun ki? Zeynep’in Cem ile planları ile Hülya’nın Mahir ile planlarına bakışımızdaki fark o ‘ama’dan sonra geliyor: Ama Hülya çok aşık. Sonuç, o planlar sonrasında birilerinin hayatı değişiyor, mahvoluyor, engelleniyor.

Dahası bu aşk şöyle de bir algı yaratıyor. Zorla evlilikler, seçmediğiniz eşlerle ailemizin isteği (zoru) ile evlenmelerde de bir ‘hayır’ vardır. Bak sonunda evli, çocuklu ve mutlu olabiliyorsun: HülKer aşkı! Kocan korktuğun kadar korkunç olmayabilir (Kerim’in gamzeleri), sana da bakar bebeğine de. Sen planlarını yap, yuvanı koru, erkeğine bağlı kal: Hülya Cevher ol!

Tecavüze uğrayan kadının kendisine tecavüz edildiğini hiçbir şey yapmadan seyreden adama âşık olmasını da izledik. O dizide de bu dizide de aşk ile yapılan meşrulaştırmalara isyanım var. Hülya’nın geçmişi onun geleceği üzerinde etkili olacaksa, illa bir erkeğe, bir bebeğe, bir aileye bağlı kalmak için olmasın. Kendini keşfetmek, Hülya olabilmek için olsun; Hülya Cevher olabilmek için değil!

 

Kategoriler

Yaşam



Yazar Hakkında