Fehim Işık: “Toptancı bir bakış açısı var”

Basına yönelik operasyonları 'Haber nöbeti' girişiminin kurucularından uzun yıllar Kürt medyasında çalışmış ve hala çalışan Fehim Işık ile konuştuk.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından gazetecilere yönelik gözaltılar hızlandı. Hafta başında ardalarında Nazlı Ilıcak, Bülent Mumay, Fatih Yağmur gibi isimlerin olduğu 42 kişilik bir yakalama listesi açıklandı. Ilıcak ve Mumay gözaltına alındı. Çarşamba sabahı ise Zaman gazetesinin eski yazar ve çalışanlarına yönelik yeni bir operasyon başlatıldı. Gazetenin eski yazarlarından Şahin Alpay ve Ali Bulaç bu kapsamda gözaltına alındı. Bu son listede Hilmi Yavuz, Ahmet Turan Alkan, İhsan Dağı gibi isimlerin yer aldığı belirtiliyor.

Fehim Işık, biz Haber Nöbeti zamanında beraber çalıştık, daha sonra haber nöbeti bilhassa bu Özgür Gündem’e ve diğer medyaya yönelik baskıların ardından “Ben gazeteciyim” ismi alarak yeni bir formata geçti. Hemen peşine de darbe girişimi geldi. Sonra da OHAL ilan edildi . Hal böyle olunca sonra senle bir konuşalım diye düşündük. Şimdi bakıyoruz tartışmalara “Cemaate yakınsa alınması lazım gazeteciler bu işten muaf değildir” gibi bir argüman var ama bir taraftan da neyle suçlanıyorlar ne için yakalama kararı çıkartılmış bu insanlar gazetecilerse darbeyle nasıl ilişkileri olmuş olabilir gibi, bu iş buradan başlarsa nereye gider gibi soru geliyor aklımıza, bunların da ötesinde bu torbaya başka bir sürü gazetecinin sokulduğunu görüyoruz. Ne dersin bütün bu manzara karşısında?

Ya önce gazetecilikten ayrı genel bir şey söylemek lazım yani ben bu yaratılan dalganın özellikle darbe girişiminin bastırılmasından sonra bir hedef sıralaması oluşturulduğu hükümet tarafından ve adım adım tüm hedeflere dönük bu türden benzer operasyonların yapılabileceğine inanıyorum. Yani sonuç itibariyle Türkiye büyük bir badire atlattı evet darbe çok kötüdür darbenin hiçbir şekilde savunulabilir kabul edilebilir bir yanı yok. Ama aynı zamanda bunu bir fırsata çeviren bir hükümet ve cumhurbaşkanı ile karşı karşıyayız. Şimdi görüyoruz ki aslında bir şekliyle daha önceden hesapladıkları kesime dönük öncelikle Cemaate yakın medyada çalışan gazeteci ve yöneticilere ondan sonra da Cemaatçi olmasa bile bir zaman onlarla çeşitli biçimlerle onlarla yolları buluşmuş ya da fikir alışverişinde bulunmuş insanlara yöneliyorlar. Şimdi bu riskli bir gidiş. Bu gidişi olumlu görmek hele hele onlar Cemaatçidir zaten suçludur gibi tamamen hukuk dışı ve vicdan dışı yönelimle beraber bunların tümünü birdenbire ne olduğu belirsiz yargılama ve gözaltı süreci içine atmak hiç doğru değil. Sorunuzla ilgili de çok rahatlıkla şunu söyleyebilirim: En nihayetinde gazeteci suç işlemez gazeteci her şeyden muaftır gibi bir yaklaşım içerisinde olmayı doğru bulmam. Sonuç itibariyle yaşamının bir bölümünde suç işleyebilir. Ama bu suç şimdi yakalanan gazetecilere dönüp baktığımızda direkt darbe ile ilişkilendirilme gibi de görülmüyor birçoğunda. Daha çok birçoğunun yazdıklarıyla ilgili, görüşlerini ifade etmeleriyle ilgili. Bakıyorsunuz Bülent Mumay’la ilgili bu toplumun yüzde 90’ına da sorsanız böyle bir girişimin içerisinde olmayacağını ve gazetecilik yaptığını söyler. Hakeza gazeteci olarak bizim bildiğimiz tanıdığımız uzun yıllar birlikte mesai yaptığımız arkadaşlarımız da var. Bir şekliyle gazetecidir mesleğini yapıyor ama işte adı Cemaatle anılan medyalarda çalışıyor diye bugün rahatlıkla darbeci ilan edilip gözaltına alınabiliyorlar. Burada da kendi deneyimlerimizle kıyaslayıp söylemek istiyorum yani ben 1989’da yılında gazeteciliğe başladığımdan bu yana hep Kürt medyasında çalıştım. Çözüm Süreci’nin başladığı döneme kadar da bu ülkede toplumun geniş bir kesimi hatta meslektaşlarımız tarafından bile gazeteci olarak görülmeyen insanlardık. Deyim yerindeyse “bunların hepsi bölücüdür teröristtir” algısı geniş kesimde hakimdi. E şimdi bugün görüyorum ki çok toptancı bir bakış açısı var. Yani adeta hepsi suçlu ilan edilip hepsinin bunu hak ettiği gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.

Hatta bir tür rövanş diye bakanlar da var. Çünkü onlar Balyoz ve Ergenekon zamanı şunları şunları yazmışlardı deniyor.

O konuda da belki örnek vermek gerekebilir. Yani aslında Balyoz zamanında Ergenekon zamanında bugün adı gözaltıyla anılan birçok insanın çok doğru şeyler yapmadığını hatta tam anlamıyla bugün kendilerine yapılan linçi geçmişte başkalarına yaptığını çok rahat söyleyebiliriz. Onun için bu işi biraz da deneyimleriyle geçmişten bugüne taşıyanlar hep buna dikkat çektiler. Yani kimseyi tutup bu tür düzmece haberlerle ya da “Gazeteci değil müstahaktır” gibisinden yaklaşımlarla sorgulama, yargılama hakkının bizde olmadığını söylüyorduk. E şimdi o gün söylediğimiz insanlara bugün de aynı uygulamalara maruz kaldığından bugün uygulayanlara da söylüyoruz. Yani geçmişte nasıl birileri tutup Balyoz, Ergenekon döneminde işte Ahmet Şık’larla Nedim Şener’lerle ilgili ya da başka gazeteci arkadaşlarla ilgili bir sürü ipe sapa gelmez işler yapıp manşetler attılarsa bugün de onlara aynı şeyi yapanların oturup düşünmesi lazım. 12 Eylül’de de bunları gördük 12 Eylül sonrası ‘90’larda da gördük yani işte yarın öbür gün gazeteciler içerisinden birileri çıkıp Şemdin Sakık yakalandığı dönemde olduğu gibi andıçlar çıkarıp o andıçlar üzerinden hükümetin elini güçlendirecek yeni yönelimlere girerse şaşırmamak lazım. Ama tüm bunlara rağmen şunu da gönül rahatlığıyla demek lazım: Evet bunların tümü yaşanacak, söylenecek ama bunun üstesinden gelmek için yapmamız gereken şey ne, o da gazetecilik. Yani gazetecilik yapmak dışında bir şansımız bir yaklaşımımız yok.

Kürt medyası açısından bu yeni dönem zor mu geçecek? Zaten zor geçiyordu biliyoruz, bundan sonrası için bir öngörünüz var mı?

Dönemin kendisi kolay değil. Türkiye’de belki Kürt medyasına değil de aslında Kürt siyasal hareketine bir bütün olarak yönelmeye dönük yaklaşım belirlediklerinde çok düşünecekleri kanaatindeyim. Yani Kürt siyasal hareketine yönelmenin Cemaate yönelmek kadar kolay olacağı inancında değilim. Birincisi Cemaat kadro hareketidir. Bunu biliyoruz. Büyük kitle hareketine hiçbir zaman dönüşmedi aslında öyle bir şeyi hiçbir zaman tasavvur etmedi. Devlet içerisinde örgütlendi devlet içerisinde organize olup tüm istediklerini bu güçle yaşama geçirmeye dönük bir yaklaşım içerisinde oldu. Yani geçmişte çokça kötülük yapmasının temel nedeni de bu. Ama Kürt hareketi bir kitle gücüne dayanarak bugünlere geldi. Yani adım adım, ilmek ilmek döşenen bir süreçten söz ediyoruz. Ta ‘90’lardan bu yana birebir çalıştığım onlarca arkadaşım faili meçhul cinayetlerle yaşamını yitirdi. Yani şimdiye kadar birebir tanıdığım belki 3 bine yakın insan bir şekliyle yurtdışına kaçmak ya da cezaevlerine girip çıkmak zorunda kaldı. Yani çok büyük bir rakamdan söz ediyoruz ve tüm bu deneyimler üzerinden kendini tahkim etmiş, güçlendirmiş bugünlere taşımış bir durumdan söz ediyoruz. Buna yönelmenin evet etkisi olabilir yani bazı gazeteci arkadaşları tutuklamaları, bazı medya kurumlarını kapatmaları etkili olmaz diye bir şey yok. Ama bunu da kabul etmek gerekir ki bu bile Kürt medyasının işlevini sona erdirecek bir durum olmaz.

Kategoriler

Güncel



Yazar Hakkında

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE