PAKRAT ESTUKYAN

Pakrat Estukyan

Մենք ու մերոնք - BİZ VE BİZİMKİLER

Günceli doğru algılamak

İnsan ömrü zerre bir süreye tekabül eder koca göbekli tarih kitabında. Zamanı yüzyıllar, hatta binyıllar ölçeğinde kayda geçen tarih bilimi için insan ömrünün lafı bile olmaz. Bu da bizi yaşadığımız dönemin gelişmelerini doğru algılamaktan alıkoyan bir durum. Örneğin ‘terör’ diye tanımlanan eylemi nereden çıktığı belli olmayan bir cürüm olarak algılarız. Daha doğrusu, öyle algılamamızı sağlarlar. Sanki kötü niyetli birileri durduk yere sırf insanlara kötülük olsun diye, olmadık suçlar işlerler. Ancak sosyal bilimler, özellikle de toplumbilim, her yeni olgunun arkasında onu hazırlayan bir birikimin bulunduğunu söylüyor. Yukarıda da dediğimiz gibi, bu gerçeği değerlendirebilmek için meselelere biraz daha bütüncül bakmamız gerekir.

II. Dünya Savaşı’nın bitiminde Filistin’de bir İsrail devleti oluştuğu zaman, bütün dünyanın bilinçaltında Holokost’un Yahudi halkına yaşattığı ağır travmanın bedelini ödeme ihtimali oluşmuştu. Hıristiyan Avrupa kültürünün yüzyıllara uzanan antisemit nefretle karartılmış vicdanı, şimdi bu fırsatla temizlenecekti. O esnada Filistin halkının yaşayacağı mahrumiyeti hiç kimse görmek istemiyordu.

Aynı şekilde I. Dünya Savaşı’nın bitiminde Orta Doğu’nun sınırları Sykes-Picot anlaşmasıyla belirlenirken Kürt halkının anavatanının dörde bölünmesi de kimsenin umurunda olmadı.

Sonuçta henüz ulusal bir bütünlük oluşturamamış olan Kürtler, aşiret düzeni içerisinde ulusal bir irade ifade edecek durumda da değillerdi. Keza uluslaşma sürecini tamamlamış olan Ermeniler de devletleşme ve Osmanlı içinde özerkleşme arasında ortak bir mutabakat geliştirememişti. Ermeni soykırımını büyük bir aymazlıkla seyreden batı, bu suçun unutulmayacağını, Bundestag’ın 101 yıl sonra nedamet getireceğini öngörememişti. 

Günümüzde Avrupa, Orta Doğu ülkelerinden gelen kitlesel göçün şokunu yaşarken, bu durumun tepkisi aşırı sağ partilerin desteklenmesi, İslamofobi, daha da öte medeniyetler çatışması olarak ifade buluyor. Avrupa toplumu da bu göç dalgasını tetikleyen esas etkenleri algılayacak durumda değil. Oysa yakın tarihe yönelik küçük bir anımsama bile bugün yaşananları algılamaya yardımcı olacaktır. Batı dünyası uzak ülkelerin kaderiyle oynama yetkisini, doğal bir hak olarak kabul ediyor. Ajanların marifetiyle hükümetler devirmenin, sınırlar değiştirmenin, kendilerine yönelik hiçbir sonucu olmayacağını sandı.

Aynı şekilde ABD, anti Sovyet politikalarıyla ‘yeşil kuşak teorisi’ diye adlandırdığı komployu kurgularken bizzat eliyle silahlandırdığı El-Kaide’nin New York’u vuracağını hesap edememişti. Bilindiği gibi İkiz Kulelere yönelik saldırı sonrasında Afganistan ve Irak işgal edildi, Suriye’yle birlikte bütün Orta Doğu ateşe atıldı.

Bizim günübirlik cahilliğimizin aksine tarih bütün bunları kaydediyor. Yeşil kuşak projesinin teorisyeni Brzezinski’yi, “Üç koyup, beş alacağız” diyerek Irak işgaline hevesle kalkışan Turgut Özal’ı veya “Cuma namazını Şam’da, Emevi Camii’nde kılacağız” diyen Erdoğan’ı insanlığa karşı suç işleyenler listesine ekliyor.

Hiç şüphe yok ki Ege’nin karanlık sularında yitip giden canların hesabını soranlar çıkacak. Onlarla karşılaştığımızda olmaya ki ‘terörist’ kelimesini kullanasınız. Bilin ki, gerçek teröristler lacivert takım elbiseleriyle değişik ülkelerde parlamento koltuklarını işgal ediyorlar.

Gidin sorununuzu onların yakasına yapışarak çözün.

Nazım’ın Pierre Loti’ye hitaben yazdığı dizelerle bitirelim yazıyı: “Sarı muşamba derilerimizden birbirimize geçen tifüsün biti/ senden daha yakındır bize Fransız zabiti.”