YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

2016 kimin yılıydı?

Hatırlıyorum, 2015’in son günlerini de böyle geçirmiştik. “Bitsin artık bu 2015” havasındaydı çevremizdeki herkes. Böyleyiz, yeni yıldan bir şeyler bekleriz hep, daha iyi, daha umutlu şeyler. Hele ki biraz toplumsal meselelere kafa yoran, bu meselelerle umutsuzluğa ya da umuda kapılan insanlarsak. Özel hayat bir kenara bırakılır, dünya nereye gidecek, memleket nereye gidecek diye arpacı kumrusu gibi düşünülür durulur. 

Bu açıdan berbat bir yıldı dersek yanlış olmaz herhalde. 2015’te ipuçlarını, emarelerini gördüğümüz her şey 2016’da oldu. Yani “2016, 2015 gibi olmasın” temennilerimiz boşa çıktı. Hangi birini saymalı ki? Bombalı saldırılar, ülkenin bir ucunda yıkılan ve kanayan bir coğrafya, hapse atılan gazeteciler, kapatılan televizyon kanalları, gazeteler, işsiz kalan gazeteciler, akademisyenler, devlet memurları, hapse atılan milletvekilleri, yazarlar... Ve tabii, yılın neredeyse tam ortasına denk gelen ve hayatımızı köklü biçimde değiştiren başarısız ve uğursuz darbe girişimi. Dünya derseniz, o da aynı şekilde. Irkçı, sağ, popülist akımların güç kazanması, tüm dünyayı kana bulayan saldırılar ve yanıbaşımızdaki Suriye dramı.

Böyle yıl değerlendirmeleri yaparken zihnimiz ve elimiz ister istemez şuna gider: Bütün bunları sanki 2016 yılı, yani bir ‘yıl’ yapmış. Biliriz tabii öyle olmadığını ama işte, yıl sonuna mahsus bir bilinç kaymasıdır bu. Ve bu, insanoğlunun dünya ve zamana yükleyegeldiği anlamla da ilgilidir elbette. İçinde yaşadığımız dünyayı, evreni ve başımıza gelenleri anlamaya, anlamlandırmaya çalışmaya başladığımızdan beri bütün bu olup bitenlerin biz, insanoğlu ya da belli bir amaç için bir araya gelmiş insanoğlu değil de, daha aşkın bir güç tarafından icra edildiğini düşünmeye alışkınız, meyilliyiz. Sadece din değil, diğer tinsel akımlar da bu anlayışla güç bulmuştur denebilir. Neyse, maksat burada dinler tarihine ya da felsefesine girmek değil ama bir yandan da görüyoruz ki, insanoğlu, böylesi bir keşmekeşin içinde bir çıkış yolu ya da tüm bu gaddar dünyayı anlamlandıracak bir bütünlük, mana dünyası arıyor. Bu işlerle hiç ilgisi olmayanların bile zamanın bölünmesinden doğan bir kavramdan, yani ‘yıl’dan bir şeyler beklemesi bu açıdan normal herhalde.

Neyse, Dünya Güneş’in etrafındaki turunu tamamladı işte. Artık yeni bir tura başlayacak. Ancak başta dediğimiz gibi, başımıza gelenlerin çoğu insanoğlu tarafından üretildi ve icra edildi.

Bu gaddarlıkları icra edenler birkaç gün içinde değişmeyeceğine göre, 2017’nin de pek parlak geçmeyeceğini düşünmek, öngörmek, karamsarlık olmasa gerek. İyi de, o zaman ne yapmalı? Oturup yeni yılda başımıza ne felaketler geleceğini mi beklemeli?

Değil elbette. Her sıkıntılı dönem, her baskı dönemi, buna direnmek için yeni yollar, yeni imkânlar da sunar. En basitinden, dayanışma. En basitinden, doğru bildiğini söyleyebilme çabası. Şartlar ne kadar elveriyorsa artık. Ya da bu şartları zorlama cesareti.

Bunlar bedel ödemeden yapılacak işler değil. 2016 bu açıdan da bir gösterge oldu. Çok sayıda insan dayanışmak için bedel ödedi, doğru bildiğini söyleme çabası yüzünden bedel ödedi. Kimi hapiste, kimi çıktı, kimi de artık –maalesef– hayatta değil.

Öyle görünüyor ki insanoğlu, içindeki iktidar ve hükmetme arzusunu köreltmediği ya da köreltemediği için 2017 yılında da baskılar, zulümler, kadına, çocuğa, LGBTİ’lere, hayvanlara, doğaya yönelik şiddet, daha doğrusu güçlü olanın kendinden zayıf gördüğünü ezmeye, istismar etmeye, ona hükmetmeye yönelik şiddeti devam edecek.

İnsanoğlunun kendisiyle yüzleşmesine daha çok var. O zamana kadar direnenlere, dayanışanlara selam olsun. 2016 onların yılıydı çünkü.