YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

IŞİD’leşmenin boyutları

“2016 gitsin de gelmesin” diyorduk ki, bu temenni iki saat bile dayanmadı. Zaten hayli buruk ve tatsız girilen yeni yılın ilk saatlerinde Reina’daki gaddarlıkla irkildik. Saldırının çapı ve acımasızlığı, içinde yaşadığımız ateş çemberinin artık nerelere uzanacağının da korkutucu bir göstergesi. Ancak IŞİD’in üstlendiği bu saldırıyı tek başına değerlendirmek hata olur. Olup bitenler, öncesi ve sonrasıyla, bir bütünlük içinde cereyan etti. 

Çok değil, yılbaşının birkaç gün öncesine gitmek yeterli. Son yıllarda artan biçimde tanık olduğumuz, Noel ve Yılbaşı’na yönelik tepkiler bu yıl da devam etti. Üstelik el artırarak. Denizli’de efe kıyafeti giymiş bir grubun, Noel Baba kıyafeti giydirdikleri bir kişinin başına silah dayayarak fotoğraf çektirmesi ve bunu paylaşmasının üzerinden birkaç saat geçmişti ki, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Yılbaşı’na yönelik hutbesi yayımlandı. Şöyle demekteydi Diyanet İşleri:

“Unutmayalım ki ömür sermayesinden geçen bir yılın sonunda kendini ve yaratılış gayesini unutarak değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayri meşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mümine asla yakışmaz. Yeni bir yılın ilk saatlerinin başka kültürlere, başka dünyalara ait yılbaşı eğlenceleriyle israfa dönüştürülmesi ne kadar da düşündürücüdür.”

Aynı günlerde Şişli İlçe Eğitim Müdürlüğü de okullara bir yazı göndererek, öğrencilerin yılbaşı kutlamasına ve birbirlerine hediye almalarına izin verilmemesini istedi. Benzer bir yazının başka okullara da gönderildiğini öğrendik. Yine aynı günlerde, gerek İslamcı sağ basında, gerek buralarda yazan isimlerin sosyal medya hesaplarında Yılbaşı ve Noel’e yönelik nefret söylemlerinin yayıldığını gördük.

Reina saldırısının failinin doğrudan bu mesajları okuyup harekete geçtiğini iddia edemeyiz belki, şimdilik. Ama zaten illa öyle olması gerekmiyor ve durum daha da az tehlikeli değil. Şuraya gelmeye çalışıyorum: Toplumun bir kesimi ve resmî ağızlar zaten bu iklimin derece derece sinyallerini vermişlerdi ve vermeye devam ediyorlar. Yani IŞİD’in en uç biçimini temsil ettiği zihniyet zaten bu topraklarda bir karşılık bulmuş ve etkileşim içine girmiş vaziyette.

Bunu çok uzun süredir gözlemlemekteyiz. Evet, Noel ve Yılbaşı konusu bilhassa 90’lardan itibaren İslamcı kanatta her zaman mesele olmuştu ancak böylesi sistematik bir kampanya (geçen yıl şişme bir Noel Baba’nın bıçaklandığını hatırlatalım) aslında son iki-üç yılın eseri. Yani insanlar böyle şiddet gösterilerini hiç çekinmeden haber olarak yayma ve alkış bekleme rahatlığını bulabiliyorlar. Mesela geçen yılki şişme Noel Baba meselesi medyaya yansıdığında tepkiyle ama bir miktar da alayla, istihzayla karşılanmıştı. Şunu hatırlatmakta fayda var: Bu tür vakalar grotesk denebilecek gösteriler halinde başlayıp, sonra tehlikeli bir hale bürünür. Hep böyle olmuştur. Yani ırkçı, ayrımcı, mezhepçi gösteriler, hele ki şiddet mesajı/iması da içeriyorsa, bu bir şekilde ve maalesef fiiliyata dönüyor. Ve burada insanlar, yani bu gösterilerin hedef kitlesi ya da gelecekteki icracısı diyebileceğimiz insanlar, böyle durumlarda hep siyasi otoriteye bakarlar, “Ne diyorlar” diye. Ve eğer gördükleri bir tür çaktırmadan baş okşanması ise, yolun açık olduğunu bilirler.

Bu meselede de böyle oldu. Zaten tam da bu yüzden, yani devlet aslında ne olup bittiğini iyi bildiği için yılbaşında özellikle İstanbul’da geniş güvenlik önlemleri alındı.

Mevcut durumda Türkiye’de İslamcılık akımını benimsemeyen herkes kendini tehdit altında hissetmektedir ve bu çok normaldir. Çünkü insanlar siyasi otoriteye baktıklarında kendilerini güvence içinde hissedebilecekleri bir kamusal şemsiye görememektedirler.

Bütün bunlara, saldırı sonrasında kimi sosyal medya hesaplarından yayılan “iyi olmuş” temalı iğrenç mesajları da eklediğimizde, tablo bir miktar tamamlanıyor.

Gelelim bu IŞİD’leşmenin yan meselelerine. Saldırının ardından bir kahvede ‘laiklik’ temalı bir konuşma yapan insanların tutuklanmasını neyle izah etmek gerekir? Tam bu konuyla ilgili gibi görünmese de aslında pekâlâ ilgili olan, modacı Barbaros Şansal’ın attığı bazı tweet’ler nedeniyle KKTC’den sınırdışı edilmesi ve Türkiye’ye geldiğinde havalimanı apronunda polislerin arasında olmasına rağmen linç girişimine uğraması ve yine bu gelişmenin kimi çevrelerde sevinçle karşılanmasına ne demek gerekir? İktidara yakın bir gazetenin yazarının Reina saldırısından Amberin Zaman gibi gazetecileri sorumlu tutmasına ne demek gerekir? Televizyonlarda Alevilere üstü açık tehditler yöneltilmesine ne demek gerekir? Eski bir RP’linin televizyonda dile getirdiği “MİT HDP’lilere suikast düzenlemeli” yollu açıklamalara ne demek gerekir? Genel olarak tüm bu olup bitenleri yine Batı’nın oyunu olarak gören ve dönüp kendine bakmayı reddeden zihniyete ne demek gerekir?

Saklanması için pek de çaba gösterilmemiş bir nefret kendine yeni ifade imkânları buluyor ve bu hiç de irkiltici karşılanmıyor siyasi otorite tarafından. Mesele şu ki, hâkim atmosfer, siyasi otorite ve medyası, neredeyse artık bu nefretin açığa çıkmasını tetikleyen bir işlev görmekten başka bir şey yapmaz hale gelmiştir. Haberiniz olsun.

Not: Gazeteci Ahmet Şık, Gülen Cemaati’nin etkin olduğu dönemde tutuklanmasından tam beş yıl sonra, bu kez Gülen Cemaati ile sert bir mücadelenin yaşandığı dönemde yine tutuklandı. Kabul edilebilir bir durum değil. Ahmet her dönem doğru bildiğini yazmış ve tutumunu ilkeli biçimde sürdürmüş bir gazetecidir. Yazdıkları kim bilir yine kimleri rahatsız etti... Bir an önce çıkması ve kalemine kavuşması dileğiyle. Diğer tüm tutuklu gazeteciler gibi.