Yeni müfredat yine eskisi gibi

Millî Eğitim Bakanlığı müfredatı yeniliyor ama eleştiriler yoğun.

Millî Eğitim Bakanlığı, temel eğitim ve orta öğretimde okutulan derslerin içeriğini yenilemek için çalışma yapıyor. 800 bini aşkın öğretmen ve 18 milyon öğrenciyi ilgilendiren ve şimdiye kadar yapılan en kapsamlı çalışma olan değişiklikler kapsamında 53 öğretim programı üzerinde yoğunlaşılıyor. Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, çalışmaların uzun süredir devam ettiğini ve sona yaklaşıldığını açıkladı. Taslaklar, Bakanlığın internet sitesinde yayımlandı. Bakan Yılmaz, 10 Şubat’a kadar dileyen herkesin önerilerini bakanlığa iletebileceğini söyledi. Yeni müfredatın 2017-2018 eğitim ve öğretim yılında uygulamaya geçirilmesi hedefleniyor. 500 okulda pilot uygulama başlayacak. Sınav sistemlerinde bir değişiklik yapılmayacak. 

Taslakların yayımlanmasıyla birlikte müfredat konusunda eleştiriler de başladı. Uzmanlardan, Evrim Teorisi’nin müfredattan çıkartılması başta olmak üzere pek çok dersin içeriğine ilişkin eleştiriler geliyor. Alevilerin din dersleri konusundaki tepkileri de devam ediyor.

Mevcut müfredat değişikliklerinden azınlık okulları da etkilenecek. Ermenice ve Din derslerinde farklı müfredat uygulayan azınlık okulları, diğer derslerde MEB tarafından hazırlanan müfredatı kullanıyor.

Müfredat değişikliklerinde, Türkiye’nin çokkültürlü yapısını, anadili Türkçe olmayan öğrencileri dikkate alan düzenlemeler yok. Uluslararası Azınlık Hakları Grubu Türkiye Koordinatörü Nurcan Kaya’yla, müfredat değişiklikleri üzerine konuştuk.

Dindar ve milliyetçi bir kuşak

Azınlık okullarında okuyan çocukların anadili ve kültürel kodları diğerlerinkinden farklı. Çokkültürlü toplumlarda farklı bir bakış açısına ihtiyaç yok mudur?

Türkiye, onyıllarca uygulanan, farklı kimliklere sahip toplulukları asimilasyona maruz bırakan politikalara rağmen hâlâ çok etnili, çok dilli, çok dinli bir toplum yapısına sahip. İnsan hakları, eğitim hakkı ve benzer konularda çalışan sivil toplum kuruluşları olarak eğitim sisteminin dilinin, ideolojisinin, müfredatın, ders kitaplarının bu çok kimlikli yapıyı kapsayacak şekilde tasarlanmadığını yıllardır dile getiriyoruz. Seçmeli dil derslerinin müfredata girmesi (ki katılımcı olmayan bir şekilde planlanıp müfredata alınan o derslerin alınmasında çokça sorun yaşanıyor) ve bazı ayrımcı/ayrıştırıcı ifadelerin müfredattan ve ders kitaplarından çıkarılması olumlu adımlardı ancak bu gelişmeler çok yetersizdi. Bir yandan küçük olumlu adımlar atılırken, bir yandan eğitim sisteminde katılımcılık ilkesine uyulmadan, toplumdaki farklılıklar gözetilmeden 4+4+4 sistemine geçilmesi, müfredata yeni derslerin alınması gibi değişiklikler farklı kimliklere sahip toplulukların mağdur olmasına yol açtı. Yerleştirme sınavlarında din kültürü ve ahlak bilgisi dersine ilişkin sorulara yer verilmesi, azınlık okullarında öğrenim gören ve bu dersi almayan öğrencileri mağdur etti mesela. Bu örnek, eğitim sisteminde reformun, ancak katılımcı bir şekilde ve toplumdaki farklılıklar gözetilerek planlanıp hayata konabilirse yararlı olabileceğini de göstermiş oldu. 

Şu an süreç nasıl işliyor?

Şu anda planlanan değişiklikler konusunda öneriler alınması için 10 Şubat’a kadar süre tanınmış görünüyor, ancak katılımcılığı sağlamak ve önerilerin dikkate alınmasını güvenceye almak için bir sistem kurulmuş mu, belli değil. Dolayısıyla “Önerilerin alınması için süre tanıdık” demek, bu önerilerin dikkate alınacağını garantilemiyor. Maalesef eğitim sistemi bugüne kadar hep toplumu, siyasette hâkim olan grubun benimsediği ideolojiye göre şekillendirme aracı olarak görüldü. Bugün de aynı şey yapılıyor. Eğitim sistemi, dindar ve milliyetçi bir kuşak yetiştirme esasına göre yenileniyor. Çocuğun üstün yararı ve eleştirel bakış açısının geliştirilmesi ve toplumsal barışın teşvik edilmesinden ziyade belirli bir şekilde düşünen, inanan, yaşayan bir gençlik yetiştirilmesi hedefleniyor. Bugün tartışılan, Evrim Teorisi’nin müfredattan çıkarılması, Felsefe derslerinin içeriğinin daraltılması gibi bazı değişiklikler de bu hedef doğrultusunda atılmış adımlar gibi görünüyor. 

Derslerin içerikleri ve materyallerinin bu farklılıklar yönünden geliştirilmesi gerekmez mi?

Farklı kimliklere sahip toplulukların kurduğu ve bizim gibi bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşları yıllardır eğitimde reform önerisinde bulundular. Eğitim sisteminin toplumdaki çok kimlikli yapıyı kapsayacak şekilde yenilenmesini, çok dilli bir eğitim sistemine geçilmesini, toplumdaki farklılıkları kapsayan, çok kimlikli yapıyı içeren, tanıtan ve olumlayan bir müfredatın oluşturulmasını ve ders kitaplarının içeriğinin buna göre yenilenmesini istedik. Zorunlu din dersinin kaldırılmasını, müfredatın dinler tarihini kapsamasını önerdik. Araştırmalar yapıldı, raporlar yazıldı, konferanslar düzenlendi, kitaplar yayımlandı. Başka ülkeler bu konuda neler yapmışlar, bunlar tartışıldı. Somut öneriler paylaşıldı. Tarih Vakfı mesela çok fazla çalışma yürüttü bu konuda. Biz Uluslararası Azınlık Hakları Grubu olarak, tüm etnik, dilsel, dinsel grupların eğitim sisteminde yer almasını amaçlayan çalışmalar yürüttük. Bu önerilerimize henüz cevap verilmiş değil.

Geniş topluma “Bu topraklarda Ermeniler, Rumlar da yaşıyor, Ermenice, Rumca, Süryanice diye diller var” demek gerekmez mi?

Gerekir tabii, bu hayati bir ihtiyaç bana sorarsanız. Müfredat ve ders kitaplarının önerdiğimiz şekilde değiştirilmesi, farklı kimliklere sahip toplulukları içeren, tanıtan, olumlayan bir içeriğe sahip olması toplumdaki kutuplaşmayı, ırkçı veya ötekileştiren bakışı ortadan kaldırmada ya da azaltmada önemli bir işlev görebilirdi. Şu anda tam tersi yönde bir işlev görüyor. Belirli bir kimliğin üstünlüğü üzerine kurulu eğitim sistemi şimdi belirli bir siyasi düşüncenin üstünlüğüne göre şekilleniyor. Ders ortamı dahi bunlardan etkileniyor. Ellerine idam ipi verdiği öğrencilerle poz verebiliyor bir öğretmen.

Dünyada bu tür meselelere dair nasıl örnekler var? 

Pratik uygulamalardan ziyade devletlerin yükümlülüğü konusunda bilgi verebilirim. Bu konuda bir şeyler yapmış ya da yapması gereken tek ülke Türkiye değil. Bütün devletler çok kimlikli bir toplum yapısına sahipler ve bu nedenle müfredatta olması gereken çok kimlikliliğe dair standartları belirleyen uluslararası sözleşmeler var. İnsan hakları standartlarının omurgası olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Türkiye’nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi, Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, Türkiye’nin henüz taraf olmadığı Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşme, AGİT’in kabul ettiği belgelerden olan Ulusal Azınlıkların Eğitim Haklarına İlişkin Lahey Tavsiyeleri, bu metinler arasında yer alır. Bu metinler, eğitim sisteminin insan hakları ve temel özgürlüklere saygının güçlendirilmesini amaçlamasını öngörür. Buna göre müfredatın farklı etnik, dilsel ve dinî gruplar arasında anlayışın ve hoşgörünün geliştirilmesi için kullanılması; devletlerin azınlıkların tarihlerine, dillerine, geleneklerine ve kültürlerine ilişkin bilgiler almalarını özendirmek için eğitim sisteminde tedbirler alınması gerektiğini kabul eder. Keza devletlerin genel zorunlu müfredatının, ulusal azınlıklarının tarihi, kültürü ve geleneklerinin öğretilmesini kapsayacak şekilde hazırlanmasını ve müfredatın azınlıklarla ilgili kısmının, söz konusu azınlığı temsil eden kurumların aktif katılımıyla geliştirilmesini talep eder. Yine bu metinlerde, tarih ders kitaplarında yer alan kalıp yargılar ve önyargıların ortadan kaldırılması ve tarih konusunda eleştirel düşüncenin teşvik edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Biz de tüm önerilerimizi, Türkiye’nin uymakla yükümlü olduğu bu standartları esas alarak oluşturduk.

Eğitim Sen: Oldubittiye getirilmek isteniyor

Türkiye’de eğitim emekçilerinin örgütlü olduğu sendikalardan Eğitim Sen de müfredat değişikliklerine tepkili. Sendikanın müfredat çalışmalarında ilişkin eleştirileri şöyle: 

“MEB’in askıya çıkardığı taslak programların pilot uygulama yapılmadan, bilimsel bir inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmadan önümüzdeki eğitim öğretim yılından itibaren uygulanacağının açıklanması son derece sakıncalıdır. Bakanlığın, gelecek öneriler doğrultusunda ders kitapları yazım sürecinin 20 Şubat’tan itibaren başlayacağını açıklaması, tıpkı 4+4+4 düzenlemesinde olduğu gibi, müfredat gibi önemli bir konunun bir oldubittiye getirilmek istendiğini göstermektedir.”

Eğitim Sen şu önerilerde bulundu: 

* Eğitim müfredatı hazırlanırken bilimsel, demokratik, laik, bireyin yanı sıra aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten, insan hak ve özgürlüklerine dayalı eğitim programlarının oluşturulması gereklidir. 

* Müfredatta içerilen bilgi ve değerler, demokrasi karşıtı (dinî istismara dayanan, ırkçı, etnik ayrımcı, bölgeci, cins ayrımcı, farklı renk ve kültürleri aşağılayıcı, savaş yanlısı, çevre düşmanı, piyasacı vb.) öğeler asla olmamalı, var olanlar çıkarılmalıdır.

* Ders kitaplarında gözlenen tekdüzelik son bulmalı, içerik bilimsel, sistematik ve öğrenciye göre olmalıdır.

* Ders kitabı, uygulama aşamasında çeşitli öğretim yöntemlerini kullanmaya olanak sunmalı; öğrencinin katılımı, merak, yaratıcılık ve eleştirel düşünme yönleri ön plana çıkarılmalıdır.

Alevilik anlatılmalıdır

Cem Vakfı da müfredata ilişkin önerilerini açıkladı. Türkiye’deki zorunlu din derslerine yönelik olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararları hatırlatan Cem Vakfı, Din Kültürü dersinin, Türkiye’deki inanç çeşitliliğini yansıtacak ve ebeveynlerin felsefi görüşlerini dikkate alacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve zorunlu olmaktan çıkarılması gerektiğine dönük karar alındığına vurgu yaptı.

Cem Vakfı, açıklamasında, Aleviliğin mevcut müfredatta yer aldığını ancak içeriğinin yetersiz, dilinin ise sorunlu olduğuna dikkat çekerek, Sünni ritüellerinin ‘farz’, Alevi ritüellerinin ise ‘gelenek’, ‘düşünce’ diye geçmesini örnek gösterdi. Çocukların okulda ilkokul yediden itibaren bu bilgiyle tanıştığını, kendi hazırladıkları metinde Alevilikle ilgili bilgilerin ilkokul 4’ten başlayıp lise bitene kadar sürmesini öngördüklerini belirtti. 

Kategoriler

Toplum Okullar Gençler



Yazar Hakkında

1985 doğumlu. Güncel politika, insan hakları, azınlık mülkleri ve Kürt meselesi üzerine haberler yapıyor. Musa Anter Gazetecilik Ödülleri 2008 yılı en iyi haber ödülü sahibi.