‘Kapalıçarşı’da usta-çırak ilişkilerinde kopuş var’

Rezan Has Müzesi’nde 16 Şubat’ta açılan ‘Cevher ve Zanaat: Kapalıçarşı Ustalarının İzinde’ sergisinin küratörlerinden, endüstriyel ürünler tasarımı öğretim görevlisi Yrd. Doç. Ayşe E. Coşkun Orlandi ile sergi ve kuyumculuk hakkında konuştuk.

Rezan Has Müzesi’nde 16 Şubat’ta açılan ‘Cevher ve Zanaat: Kapalıçarşı Ustalarının İzinde’ başlıklı sergide UNESCO’nun ‘Yaşayan İnsan Hazineleri’ envanterinde belirtilen kriterlere uyan 19 Ermeni kuyumcu ustasının (Hraç Arslanyan, Hagop Erol Bahadıroğlu - Aret Çakıcı, Sevan Bıçakçı, Partam Derderyan, Manuk Durmazgüler, Berç Melikyan, Berç Kazancı, Haçik Kelleci, Avedis Kendir, Agop Kuyumcuoğlu, Arman Suciyan, Surmak Susmak, Rafi - Levon Şadyan, Nerses Yağar, Sebuh Yılmaz, Hrant - Şant Zorbaş) el emeği işleri sergileniyor. 30 Nisan’a kadar sürecek olan ve büyük ilgi gören sergi, TÜBİTAK tarafından desteklenen ‘Yaratıcı Ekonomi Kaynağı Olarak Somut Olmayan Kültür Varlığı Kapsamında Zanaat-Tasarım İnovasyon İlişkileri: Kapalıçarşı’nın Yaşayan İnsan Hazineleri’ başlıklı araştırmanın bulgularına dayanıyor. Serginin küratörlüğünü Kadir Has Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi öğretim görevlileri Yrd. Doç. Dr. Ayşe Elif Coşkun Orlandi ve Doç. Dr. Yonca Kösebay Erkan üstleniyor. Serginin küratörlerinden, endüstriyel ürünler tasarımı öğretim görevlisi Yrd. Doç. Ayşe E. Coşkun Orlandi ile sergi ve kuyumculuk hakkında konuştuk.

Serginin hazırlanış sürecinden bahseder misiniz?

Sergiye kaynaklık eden veriler, 2013-2015 yılları arasında TÜBİTAK desteğiyle yürüttüğümüz bir araştırma projesinin sonuçları. Son nesil kuyumcu ustalarının üretim tekniklerinde ve ürünlerindeki inovasyon potansiyellerini araştırmak üzere yola çıktık. İki yıl boyunca sahada 57 ustayla tek tek görüştük, her birinin hikâyesini dinledik ve usta-çırak ilişkisi ile mesleği nasıl öğrendiklerini değerlendirerek, ustaların UNESCO kapsamında ‘Yaşayan İnsan Hazineleri’ kriterlerini ne oranda karşıladıklarını anlamaya çalıştık. Ustaların ortak özelliği, mesleği usta-çırak ilişkisi içinde öğrenen son neslin temsilcileri olmaları. Projenin verileri ve bulguları, elbette, sergide görünenden daha kapsamlı ve geniş. Sergide, proje için oluşturduğumuz tarihî bağlamda, İstanbul kuyumculuğunun tarihini anlatıyoruz ve tarihî hanlardan bahsediyoruz; ardından, izleyicileri ustalar ve işleriyle tanıştırıyoruz.

Sergiye uzanan projenin fikri nasıl ortaya çıktı?

Benim doktora çalışmamın ardından ortaya çıktı. Doktora tezimde Türkiye mücevher endüstrisi ile İtalya’yı karşılaştırmış ve çok belirgin bir kültürel mirasın ortak payda olarak var olduğunu fark etmiştim. Bugün İtalya’nın bu alanda başarılı olmasındaki en büyük etken, yüz yıllık bir soyağacı geleneğiyle günümüze gelmiş olması. Bizde bunun karşılığı Kapalıçarşı. Dolayısıyla, en büyük mirasımız olan kuyumculuğu Kapalıçarşı’da bir çalışma sahası kurarak keşfettik.

550 yıllık bir üretim geleneği teknoloji karşısında ayakta kalabiliyor mu?

Özgünlük olduğu sürece ayakta kalabilir. Bu geleneğin kesilmemesi lazım. Bu damarı çöpe attığımız zaman, geriye bir tek makine endüstrisi kalacak, ki o da kendi kendini besleyebilecek nitelikte değil. Dolayısıyla, bu geleneğin sınırlarının iyi çizilmesi, ustaların yaşatılması lazım. Ustaları besleyen en önemli mekân olan Kapalıçarşı’nın üretim ağına dünya büyük ilgi gösteriyor. Bu geleneğin yaşatılması çok önemli; yaşattığımız sürece, orada yenilik potansiyeli her zaman olacak. 

Sizce inovasyon ile zanaat birleşmeli mi?

‘Geleneksel endüstriler’ diye bir sınıflandırma var; buna zanaat kökenli sınıflandırma (cam endüstrisi, ahşap endüstrisi, kuyumculuk endüstrisi) diyoruz. Zanaat girdisinin kendisi zaten inovasyon kaynağı. Orada makinenin yapamadığı özel bir tekniği elle uygulayabiliyorsanız, bunu yapan makineyi geliştirdiğiniz zaman gerçek anlamda teknolojik inovasyondan ve tasarım anlamında inovasyondan bahsedebileceğiz. Dolayısıyla inovasyonun zanaattan beslenmesi kaçınılmaz. 

Kapalıçarşı’da kuyum sektöründe yeni bir şey üretenlerin sayısı çok değil. Bunun nedeni sizce nedir?

Bu biraz vizyon meselesi; yani, yeni bir şey üretmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz, öncelikle bununla ilgili. Diğer taraftan,  yüksek volüm, ucuz işçilik, düşük kâr payıyla elde ettiğiniz bir başarı var ve bunu sürdürmek gerçekten çok zor. Çünkü sizden daha ucuz işgücüyle başka bir coğrafya dünyaya kiloyla mal sattığı zaman, siz bu rekabet ortamında ayakta duramıyorsunuz. Bu alanda İtalya yüzyıllardır rakipsiz şekilde önder konumda; bunun arkasında bütün üreticilerinin kendi vizyonlarıyla farklı olmaları, özgün işler yapmanın peşinden koşmaları ve ciddi bir ar-ge yatırımlarının olması gibi gerçekler var. 

Kapalıçarşı’da çırak, geleneksel olarak, kuyumcu ustasının yanında işe başlar ve mesleği öğrenir. Sizce usta-çırak ilişkisi bitti mi?

Bitti diyemeyiz ama oranlarına baktığımız zaman bizim sahada görüştüğümüz ustaların neredeyse üçte birinin yanında yeni nesilden bir genç kalfa adayı olduğunu görüyoruz. Geri kalan üçte ikisinde maalesef kayıplar çok büyük. Bu veriler bize çoğunluk açısından bu bağın neredeyse kopmakta olduğunu gösteriyor. Ustaların çok büyük bir kısmı mesleklerini yeni kuşağa aktarma konusunda heyecanlı ama yeni kuşaklar, zamanın ruhu, dış etkenler gibi birçok nedenden ötürü çıraklığa yanaşmıyor. Bu başlı başına, büyük bir problem.

Ustaların, bu mesleğin kaybolacağına ilişkin bir kaygıları var mı?

Var tabii. Görüştüğümüz bir usta, bu kaygıyı “Biz TRT belgesellerinde kalacağız” şeklinde ifade etti. Karamsar bakıldığında durum böyle ama, serginin sonunda ‘Çarşının Sekiz Ustası’ diye bir video tasarımı var, orada ustaların kendi seslerinden, bu işe ne kadar hevesle, şevkle yaklaştıklarını, geleneği sürdürme konusundaki inançlarını, tutkularını dinliyorsunuz. Yani, kopmalar var ama biz bu sergi aracılığıyla herkes için umut kaynağı olmayı hedefliyoruz.

Kapalıçarşı’nın ayakta kalabilmesi için neler yapılması gerekiyor?

Birtakım stratejilerin belirlenmesi ve bunların tartışılabilir olması lazım. Farklı platformlarda yeni öğretilerin ve paradigmaların tartışılması, Kapalıçarşı nasıl korunacak, usta-çırak mekanizması yeniden nasıl ayağa kaldırılabilir, yeni çıraklık formülü nasıl oluşturulabilir, hem okullu olup hem çıraklık yaparak meslek nasıl daha iyi nasıl öğrenilebilir, bütün bunların farklı alanlarda uzmanlar tarafından tartışılması gerekir. Biz bu sergiyle insanları bu tartışmaya davet etmek istiyoruz. 

Kategoriler

Toplum Fark Yaratanlar



Yazar Hakkında