“Ay bacadan aştı uyumaz mısın?”

Mehmet Sadi Aydın'ın kaleminden Define Tefrikası - 5. ve son bölüm

Bahçedeki herkes çok gürültülü hapşırırdı. Karakolun karşısından girip hafif yukarıya doğru kıvrılan yolun herhangi bir yerinden, caminin civarından ve hatta arka taraftan dereye kadar uzayan sokaktaki evlerden birinden duymak mümkündü. Bu gürültü, bir tür imza, bir tür karakter yapısına dönüşmüştü. O gün, Süreyya’nın bahçeye geldiği ilk gün, okuldan eve dönüyordum ve ta bahçenin girişinde hapşırma sesi duymuştum. Gürültünün şiddetinden yahut herkesin kendine ait tonlamasından, artık seçecek hale gelmiştim hapşırıkları. O günlerde içten içe iki şeyle övünüyordum kendimce; ilki hapşıranın uzaktan kimliğini tahmin etmek (neredeyse hiç yanılmıyordum), ikincisi kasabadaki tabelaların hangi tabelacı tarafından yapıldığını imzasına bakmadan anlayabilmek (üç tabelacı arasında kıyasıya bir rekabet vardı). O gün, baharın iyiden iyiye geldiği, hatta yerini sıcağa bırakmaya çok meyilli olduğu bir gündü. Resmi bayram kutlaması için kasabanın dışındaki stada lise öğrencileri harala gürele sesleri içinde götürülmüştü ve Hasan Ocak’ın cenazesi kalkıyordu Gazi Mahallesi’nden –gazeteler öyle söylüyordu. Xelef’in üstünden iki sene geçmiş, kuyular vicdan azabı gibi öylece kalmış, kerpiç ev gözümüzün önünde yavaş yavaş ölen bir yaşlıyı andırırcasına dökülmüş ama yıkılmamıştı. Arka avludaki kuyunun hemen önüne yaptırılan salıncağın en kötüsü bana denk gelmişti ama şu an onu anlatmak istemiyorum. Meselemiz başka.

Süreyya o bahar günü geldi bizim bahçeye. Dedemi görmek istiyordu. Köylümüzdü. Define aradığımız zamandan bu yana geçen iki senede savaş şiddetlenmişti, halen akşamları pek kimse sokağa çıkmıyordu, elektrikler gene sürekli kesiliyordu (“umumi kesinti” deniyordu bütün kasabanın elektriği kesildiğinde) ve faili meçhul dedikleri bir şeylerin haberi dönüyordu habire televizyondan. Süreyya’nın bahçeye geldiği günden tam bir ay sonra biz de ikinci çanağı alacaktık ve o günlerin en popüler meslek grubu işte bu ikinci çanağı doğru ayarlayabilen televizyon tamircileri olacaktı. Çift çanak, LNB, kablo uzatması, uydular bir anda gündemimize ve dilimize dahil olmuştu. Topluca bir halin eşiğinde gibiydik ya da şimdiden bakınca öyle hissediyorum. Evet kimse şu an böyle olmasını istemiyor ama sanki o bir an çok yakınlarda bir yerlerde. Bozuk tarif etmek istemem ama o hissin tarifi çok güç. Havada dolaşan güzel bir bahar kokusu var ama ancak iyice durup beklediğinde hissedebiliyorsun. İşte o günlerdi Süreyya’nın geldiği günler. Köylümüzdü, beş yetimin annesiydi.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN 

Kategoriler

Dosya

Etiketler

Define Tefrikası


Yazar Hakkında