‘Surp Haç, al yorganı içeri kaç’

Sonbaharı karşılayan Hıristiyanlığın sonuncu büyük yortusu, geleneksel olarak kışın da habercisi olma niteliğine sahip Sarkis Seropyan 2003 yılında bu bayramın nasıl kutlandığını yazmıştı.

Eylül ayının 14. gününe en yakın Pazar, Hıristiyanlığın büyük yortularının sonuncusu olan Haçveratz ya da halk ağzında söylendiği gibi Sırpheç veya Ulnotz kutlanır (ulnotz/ul: oğlak)

Yortu, İsa Mesih’in idam edildiği çarmıhın (Haç’ın) esaretten geri dönüşüne armağan edilmiştir. İnanışa göre çarmıh, Azize Helen/Heğine tarafından bulunarak törenlerle Kudüs’teki Surp Harutyun Kilisesi’ne yerleştirildi. 612 yılında Kudüs’ü işgal eden Persler başka ganimet olarak ülkelerine götürmüşlerdi. Bizans İmparatoru Herakl, 627 yılında Persler’i mağlup edip Kutsal Haç’ı ele geçirerek 14 Eylül günü yeniden Surp Harutyun Kilisesi’ne teslim etti. 

Hıristiyan yortularının genelde Pazar günü kutlanması nedeniyle de 11-17 Eylül tarihleri arasına rastgelen Pazar gününde de Haçveratz Yortusu kutlanageldi. 

Yöre yöre Haçveratz

Her yortuda olduğu gibi Haçveratz’da da kutlamalar yörelere göre çeşitlilik gösteririr. Maraş yöresinde, Haç aralarında Maraş’ın o mis gibi kokan yeşil ve iri yapraklı rehanının (fesleğen) da bulunduğu çeşit çeşit çeçiklerle süslenir, yörenin kadınları kendi lehçeleriyle ‘Ireheon urşınil’ rehanı kutsamak dedikleri geleneği yerine getirirdi. 

Haçveratz veya Sırpheç sonbaharın başlangıcı veya hasatların toplanarak ambarların konulduğu yılın bir evresinden geçiş olarak kabul edilen sevinçli bir yortu olarak kabul görür ve takip eden Pazartesi mezarlıklar ziyaret edilirdi. 

Cumartesi günü kadınlar hamur yoğurup açarken, erkekler de oğlağı keserdi. Oğlak eti günün özel, vazgeçilmez yiyeceği olduğu için geçmişte onsuz bu yortu tamamına erişmez, yarım kalırdı. Kurban edilen oğlakların bolluğu nedeniyle Şirak’ta bugüne ‘oğlak-ğıran’ da denirdi. Derisi yüzülen oğlak, tandırın içine daha önce yerleştirilen buğday dolu kazanın üzerine asılırdı. Oğlak tüm gece kapalı tandırın içinde hafif ateşte kızarırken eriyen yağ da dipteki buğday tarafından emilir ve Şirak’ta söylendiği gibi ‘keşkek’ oluşurdu. Güneyde, Vayotz Tsor’da oğlağın bir budu ‘ölülerin payı’ olarak papaza verilirken Şirak’ta tüm oğlak parçalara bölünür, keşkekle birlikte lavaşlara dürülür ve mezarlar kutsandıktan sonar papaz ve yanındakilerin yemesi için mezartaşlarının üzerine konurdu. 

Sabahın erken saatlerinde, evlerde kahvaltıda oğlak yağı ile pişmiş pilav yenir, ardından beraberinde yemişler, özellikle üzüm ve karpuz, hamurişleri, kaymak, yeşillik, peynir ve tabii kızarmış oğlak etiyle en yakın mezarlığa gidilirdi. 

Mezarlar, büyük küçük tüm aile fertlerinin katılımı ile ziyaret edilir, mezartaşlarının yanıbaşına yaygılar serilir, üzerine yiyecekler dizilirdi. 

Gün, yas veya üzüntü değil, neşe ve hafiflenme günüydü. Papazın mezarları kutsamasının ardından ziyafet başlardı. Yalnız son yılda vefat edenlerin evlerindeki ziyafetlerde ölçü korunur, ölenin yakınları birbirlerine başsağlığı diler, fakat ağlamak inlemek gibi üzüntü ve yas ifade edilemez, edilmezdi. Diğer gruplarda ise şakalaşmalar, gülüşmeler, konukseverlik sürerken yer sofralarında birbirlerine, özellikle de yeni evlenen gelinlerin ailelerine damat tarafından gönderilen bayram ‘sofrası’nda oğlağın en iyi tarafları sunulurdu.

Muş-Daron yöresinde ise mezarlıklar Cuma günü ziyaret edilir, Sisian’da, o yıl cenazesi olanlar Cuma günü mercimek çorbası pişirip can için dağıtılırdı. Diğer bazı yerlerde ise Pazar günü adak ziyareti yapılır, Pazartesi de ölüler ziyaret edilirdi.

Kesaplılar’a gelince, güzün gelişini “Haç-al yorganı içeri kaç” sözleri ile karşılardı. Buna karşılık Muş’ta bu deyim “Astvadzadzin’de avluya, Sırp Haç’ta ise deliğe gir” şekline girerdi. (Astvadzadzin, 15 Ağustos’ta üzümün kutsandığı Meryem Ana Yortusu)

* Bu yazı 19 Eylül 2003 tarihinde Agos'ta yayımlanmıştır. 

Kategoriler

Toplum Kilise