Dijital platformlar aldı başını gidiyor

2017’nin benim açımdan en ilginç yapımları, dünyada ‘The Crown’, Türkiye’de ise ‘Sıfır Bir - Bir Zamanlar Adana’da’ dizileri oldu. 2016 yapımı ‘The Young Pope’u keşfetmek de bu yılın en büyük kazançlarındandı.

Dizi ve film sektöründe üretimin dijital platformlara kaydığı uzun zamandır konuşuluyor. 2017 bu açıdan Türkiye için de bir atılım yılı oldu. ‘Netflix-Türkiye’ piyasada iyice yer edinirken, ‘BluTV’ ve ‘puhutv’ de bu platformun diğer önemli oyuncuları oldular. Hiç de uzmanı olmadığım bu sektörde 2017’de dikkatimi çeken iki diziden bahsedeceğim bu yazıda: ‘The Crown’ ve ‘Sıfır Bir - Bir Zamanlar Adana’da’. Jude Law’un başrolde olduğu ‘The Young Pope’ dizisini de 2017’de keşfettim ve etrafımdaki herkese hararetle tavsiye ettim ama –burun farkıyla– önceki yılın yapımı olduğu için, bu yazının kapsamında değil. 

İngiltere tahtının işleri

‘The Crown’, Kraliçe Elizabeth’in 1947’de evlendiği günle başlıyor ve onu merkeze alarak hem monarşinin yakın tarihine, hem de monarşi içindeki kişisel gerilimlere, monarşi-hükümet ilişkilerine bakıyor. 2016’nın Kasım ayında yayınlanmaya başlayan dizinin ikinci sezonu 2017’de Netflix’te yerini aldı. Hemen söylemek gerekir ki dizinin yaratıcısı Philip Morgan, gayet klasik gibi duran bir konudan, çok incelikli ve ustaca bir iş çıkarmış.

İngiltere tahtının yaşadığı buhranlar, toplumla gelgitli ilişkileri, dış politikadaki kritik sorunlar, başta Winston Churchill olmak üzere hükümetle ‘komplike’ ilişkileri, çok detaylı bir tarih araştırmasıyla ama çok güçlü biçimde dramatize edilerek anlatılmış. Ancak dizinin asıl sürükleyici motifi Elizabeth’in evliliğini yürütürken yaşadığı zorluklar, çok genç yaşında ‘taht’ın yanısıra aileyi de yönetmesinin yarattığı güçlükler, kırılma noktaları ve elbette ‘monarşi’nin sırları, pek bilinmeyen gizli tarihi. Son yıllarda izlediğim en iyi yapım diyebilirim. Elizabeth rolünde Claire Foy çok iyi bir oyunculuk sergiliyor, ancak eşi Edinburgh Dükü Prens Philip rolündeki Matt Smith’in de hakkını teslim etmek gerek. Elizabeth’in kız kardeşi Prenses Margaret rolündeki Vanessa Kirby’nin oyunculuğunun altı da çizilmeli. Göründüğünden çok daha fazlasını vadeden, her bölümü bir sinema filmi kurgusunda ve inceliğinde işlenmiş (zaten her bölüm neredeyse bir saati buluyor) bir yapımla karşı karşıyayız. Ayrıca ‘siyasi tarih’ meraklılarının da kaçırmaması gereken bir dizi olduğunu söylemeliyim. Süveyş Krizi, Elizabeth’in amcasının (ki tahttan çekilmesiyle meşhurdur) 1940’larda Nazi Almanyası’yla karıştırdığı haltların işlendiği bölümler gerçekten ustalıkla çekilmiş. Prens Charles’ın ve babası Prens Philip’in çocukluk yılları ve eğitim hayatında yaşadıkları ‘cehennem’in anlatığı bölümler de serinin en iyilerindendi. Ancak Claire Foy’un Elizabeth performansı dizinin başlıca motoru denebilir. Dizi zaten iki Golden Globe ödülü aldı. 

Bir zamanlar Adana

Buradan son derece ilgisiz bir diziye, 2017’nin yerli dizi alanındaki en ilginç işi olan ‘Sıfır Bir - Bir Zamanlar Adana’ya geçeceğim. Ağır küfür, şiddet ve çete dünyası... 2016’da Youtube’da yayınlanmaya başlayan dizi milyonlarca izleyiciye ulaşınca 2017’de BluTV platformuna transfer oldu ve geçtiğimiz günlerde üçüncü sezonun finalini yaptı. Dizi, Adana’nın Hürriyet Mahallesi’nde doğup büyüyen bir grubun (ki kendilerine ‘aile’ diyorlar) hikâyesini anlatıyor. Yerel kodamanlara yönelik küçük ‘koparma’ işleriyle büyüyen grup bir anda daha büyük organize örgütlerle karşı karşıya geliyor ve ‘mahalleye uyuşturucu sokmayacağız’ düşüncesiyle bu örgütlerle çatışmaya başlıyor. Gitgide büyüyen grup, bir dostlarının intikamını alma işine de bulaşınca kendini çok daha büyük bir savaşın içinde buluyor.

Çekimine amatör denebilecek koşullarda başlanan, Youtube’dayken bölümleri kâh 25, kâh 45 dakika süren, deyim yerindeyse kafasına göre takılan dizinin ilginçliği, oyuncularının o dünyaya ve kültüre hâkimiyetinde, ve elbette, yönetmen Kadri Beran Taşkın ile adı açıklanmayan senaristin (jenerikte ismi “??_?//01?” olarak geçiyor), sahneleri –muhtemelen– gerçeğe hayli yakın biçimde kurgulayabilmesinde, hayal edebilmesinde. Küfür ve şiddet dozu yüksek bir dizi, oyunculuklar hâlâ tam olarak oturmamış olmakla beraber iyi performanslar var, diyaloglar kimi zaman iyi çalışılmamış oluyor ama ‘suç dizisi’ açısından çok ilginç bir yapımla karşı karşıya olduğumuz da muhakkak. Bilhassa büyük kanallardaki, hiç de Türkiye’de geçiyormuş gibi durmayan suç dizileriyle karşılaştırılınca, ‘Sıfır Bir’in ‘memleket gerçekleri’ne daha bir yakın olduğu söylenebilir. Üçüncü sezon finalinde, cezaevindeki koğuş baskını sahnesi, içerdiği şiddet dozuna rağmen, bugüne kadar izlediğim en sinematografik sahnelerden biriydi. 

Platformların geleceği

Bu vesileyle bu dijital platformlara ilişkin birkaç kelam edeyim. Siyasi iklimin de etkisiyle büyük kanalların orijinal yapımlara ve fikirlere yer veremeyecek hale gelmesi, yurtdışındaki kaliteli dizileri çevirip yayınlayan butik kanalların da kapanmasıyla talep buralara kaydı, ve bir süre daha buralarda olacak gibi görünüyor. Bir diziyi istediğiniz saatte, istediğimiz mekânda, üstelik isterseniz birkaç bölüm arka arkaya izleyebilmek, büyük rahatlık. Üstelik yönetmenlerin, senaristlerin ve tabii oyuncuların daha da ‘özgür’ olabildiği bir platformdan bahsediyoruz. Burada da mutlaka izlenme-izlenmeme kriterleri vardır, bazı orijinal fikirler kendine yer bulamıyordur, ancak nasıl ki sosyal medya geleneksel medyayı zorluyorsa, dijital platformlar da geleneksel televizyon dizilerini ve zihniyetini zorlayacak gibi görünüyor. Yerini alırlar mı? Sanmam. Ama bazı büyük kanalların da buralara yatırım yaptığını görünce, durumun ciddiyeti ortaya çıkıyor. 

Kategoriler

Kültür Sanat Sinema



Yazar Hakkında

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE