İnsanlığın kendi sonunu ürettiği distopyadan fotoğraflar

Fotoğrafçı Emin Altan’ın CHAOSMOS başlığını taşıyan fotoğraf kitabi Bülent Erkmen tasarımıyla Norgunk Yayıncılık tarafından yayınlandı. Emin Altan 1962 Çanakkale doğumlu. 1996 yılında fotoğrafı kendini ifade edebileceği alan olarak seçti ve 2002 yılına projeler üretti. İFSAK ve Fotoğraf Vakfı çatısı altında Türkiye’li genç fotoğrafçıların uluslararası fotoğraf çevreleri ile buluşmasına yönelik girişimlerde bulundu ve uluslararası fotoğraf festivallerinin organizasyonu için çalıştı. 2002 yılında fotoğraf çekmeyi bıraktı ve on yıl aradan sonra yeniden fotoğrafa başladı. Yeni kitabı vesilesiyle Berge Arabian Emin Altan ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

Zamanından önce yıkılmış modern harabeler, tıpkı beklenmedik bir ölümcül hastalığa yenik düşen, geleceği parlak gençlik gibi. 

Dağılan narsist bir dünya.

Bir zamanlar harika bir orkestranın şefini ve nağmesini yitirmesi gibi.

Fakat her zaman olduğu gibi, ritmi hatırlayan inatçı bir tel var. Devam ediyor, zira tek yolu bu. Her akorla yeni bir tomurcuk, kokusuz çevreye renkli bir umut pırıltısı yayarak açıyor.

Ki Dünya kendisi yenilesin... ve hayat yine sonsuz olsun. Öyle bir kitap, CHAOSMOS. İşte bu kitaptan yola çıkarak Emin Altan ile bir söyleşi için buluştum. 

Sizi bu projeye iten neydi? Kitapta yer alan bazı fotoğrafları, 2014’te düzenlenen Fotoİstanbul sergisinde görmüş ve projenin neredeyse tamamlandığını düşünmüştüm. Bir dört yıl daha bu proje üzerine çalışacağınızı ve böyle bir kitap yayınlayacağınızı hiç öngörememiştim.

Bu, hayatımın bir parçası. 60’lı, 70’li yılların, çocukluğumun anılarıyla yaşıyorum. Çok hızlı bir değişim sürecine tanıklık ediyoruz, özellikle de Türkiye’de. Yozlaşmış bir değişim belki de. Dünyada da böyle... Sanayi devrimi sonrasında çok hızlı bir değişim var ve bu değişimin ivmesi daha da hızlandı. Gerek çevre politikaları gerek insan doğasına uyumlu yaşam koşullarının üretilmesi açısından... Bunun içerisinde kırdan kente göçü, metropolleşme sürecini sayabiliriz, ki bunlar insan doğasına aykırı- ve bir metropolde yaşayan biri olarak tüm bunların sancılarını yaşıyorum. Bir yandan geçmişimdeki izleri arıyorum bir yandan bu insan doğasına ve doğaya aykırı gidiş sürecinin görülmesi, yeniden yorumlanması ve onarılması gerektiğine inanıyorum. Bütün bunlar beni bu projenin içine itti. Projeye önce İstanbul’dan ve İstanbul’un yakın çevresinden başladım. O zamanlar 3. havalimanı yeni yeni gündemdeydi, 3. köprü gündemdeydi, Kanalİstanbul söylentileri konuşulmaya başlanmıştı, ormanların katliamı başlamıştı ve ben o bölgelerde dolaşmaya, gözlemler yapmaya, fotoğraf çekmeye başladım. Kentin kuzey yakasıyla başladım, şehrin sınırlarına yaklaşırken atıklarla da yüzleştim. Moloz dökülen alanlar, taş ocakları, açık madenler, sahillerdeki çarpık yapılaşma... Tüm bunları gözlemledim ve fotoğrafladım. Daha sonra bu çalışmayı yakın çevrede sürdürmeye yöneldim. Zonguldak, Çanakkale, Tekirdağ... Önce Marmara Bölgesi’ni dolaşmaya başladım. Aynı mantıkla otomotiv sektörünün çöktüğü Detroit’e gittim. Detroit artık hayalet şehre dönüşmüş bir kent, tüm çarpıklığıyla ortadaydı. Benzer biçimde Türkiye’de yine Batman ve Diyarbakır çeperlerinde dolaştım. Çin’in Şanghay şehrinde benzer bir arayışım oldu. Daha sonra Ermenistan’a gittim ve proje büyüdükçe büyüdü... Toplam 25 ülke dolaştım, 50’den fazla ayrı noktada çekim yaptım ve her gittiğim yerde de benzer izler buldum, yaşanmışlık izleri, bir dönemin gerçekleşemeyen hayalleri, yıkılmış toplumlar, insan izleri... Bunlar hep beni projenin içine çekti. Sadece insan trajedisi değil, bir bütün olarak trajedi var projede. Fotoğrafladığım alanlar içinde elbette sanayi var ve benim asıl ilgimi çeken de sanayi ama bunun yanı sıra askerî yatırımlar, okullar, hastaneler, spor alanları, evler, kent merkezleri de önüme çıkan yerler oldu.

“YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN”



Yazar Hakkında