Bir kendindelik itirazı

ARİF TAPTAN

İlk baskısını geçtiğimiz mayıs ayında yapan ‘Yazı ve Ölüm Bir Psikanalistin Edebiyat Yolculuğu: Proust, Shakespeare, Conrad, Borges…’ Metis Yayınları tarafından ‘metis diyaloglar’ serisi içinde yayımlandı. Söz konusu seri altında önemli yazar ve düşünürlerle yapılan söyleşilere yer veren Metis, ‘Yazı ve Ölüm’de psikanalist André Green (1927-2012) ile romancı, çevirmen ve eleştirmen Dominique Eddé’nin yaptığı söyleyişe yer veriyor.

André Green ile 2000 ve 2001 yıllarında yapılan söyleşilere dayanan kitap, belirli çıkış noktaları ve belirli yazarlar ve yapıtlar üzerinden esasında ‘metin ile bilinçdışı arasındaki ilişkiler’i okumaya, görmeye; bir yerde onları ters yüz etmeye niyetleniyor. On bir ayrı başlık altında toplanan söyleşiler “Green tarafından seçilen yapıtlar ve yazarlar arasında bir çeşit gidiş geliş ve serbest çağrışım”a endeksli. Bu olabildiğince serbest dolaşıma ve çağrışımlara açık metnin sınırlarını belirleyen temel iki ağırlık noktası ise psikanaliz ve edebiyat (ya da bilinç ve edebiyat).

‘Ölümcül şey’

Freud’a ve onun üç çağdaşı, Proust, Conrad ve Henry James’e; Shakespeare ve Borges’e, Lacan, Lévi-Strauss ve Foucault’ya bolca referans verilen kitapta Green, “bir yandan yüceltme ve ölüm dürtüsü, öte yandan bellek ve yineleme arasındaki ilişkileri masaya yatırıyor.” Bunu yaparken de özellikle Freud’un 1920 sonrası düşüncesinde ortaya çıkan ‘ölüm dürtüsü ve yineleme zorlanımı’nı bir dönüm noktası olarak görüyor. Psikanalizin sanat ve edebiyat alanına uygulanması meselesi ile başlayan söyleşi, Henry James’in yapıtlarındaki ‘tamamlanmamışlık’la, dil ile ‘ruhsal gerçeklik’ arasındaki ilişkilerle, ‘yüceltme’ ve ‘bastırma’ arasındaki diyalektik eleştiriyle, Freud ve Proust’taki hem benzer hem farklı bellek çözümlemesiyle, ‘yaşanmışlık’ ve ‘yaratım’ arasındaki ilişkilerle, ‘bilinçdışı’ sözcüğünün yazarlar ve psikanalistlerce kabul gören farklı tanımlarıyla, James, Proust ve Conrad’da aşk/sevme/acı’nın nasıl yer bulduğuyla, psikanaliz ve Yunan mitolojisi arasındaki alışverişle, ‘Hamlet’teki piçlik temasıyla devam ediyor. Kapanışta ise tekrar başa dönerek, Freud’un “ölüm dürtüsüne”ne bağlanan kitap, bu dürtünün Green’e göre beraberinde getirdiği “ölümcül güzellik”le olan ilişkisini sorguluyor ve Green, “‘radikal arzunun adlandırılamaz alanı’ ile ‘ölümcül şey’ kavramları arasında çok güçlü bir bağ” olduğunu öne sürüyor.

Bana göre çalışmayı önemli kılan ilk husus günümüzde özellikle belirli sebeplerle popülerleşen (ya da popülistleşen) bir eğilimle kendisinden sürekli sanki doğal sınırlara sahip ve başı sonu belirli olan sabit ve somut bir nesneymiş gibi bahsedilen edebiyat eleştirisinin, tam aksine, nasıl sınırsız, geçirgen, muğlak; nasıl katmanlı, çapraşık ve olanaksız olduğunu/olabileceğini bizim gözümüze sokuyor olması. Elbette burada hem kendisiyle söyleşi yapılan André Green’in ömrünü psikanaliz üzerinden bu işe adamış olmasının, hem de söyleşiyi yapan Dominique Eddé’nin payı büyük. Bir süre Türkiye’de de yaşamış ve Edward Said ile Hrant Dink’in metinlerinin Fransızcaya çevrilmesine katkıda bulunumuş, kendisi de bir romancı, eleştirmen ve çevirmen olan Eddé’nin Green’e yönelttiği sorular ve söyleşiyi yönlendirişi, yönetişi oldukça zihin açıcı.

Geçmiş duygusu

“Yazı üzerine, daha özgül olarak da yaratımda tamamlanmamışlık, iç ruhsal çatışmalar – bunların çözüm ya da kopuş noktaları- ve bitmemişliğin ‘örneğini’ oluşturan ‘Geçmiş Duygusu’ üzerine yoğunlaşan” Green’e göre “gösteren, yaşamı asla tüketmediği” için “olanaklı ve olanaksız [olan] amansızca at başı giderken, yazının hareketini sonu gelmez biçimde durduran ve yeniden başlatan o başa çıkılmaz tatminsizlik duygusu” incelenmeye değerdir. Eddé’nin de kitabın önsözünde dikkat çektiği gibi “hakikatin alanını bir an bile zihinsel rasyonelliğe terk etmek niyetinde olmayan André Green ‘unutmanın kaçınılmazlığı’ndan hareketle Nietzsche’nin izinden giderek, Yunan trajedisinin, iç hakikatin sezgisel ama psikolojik olmayan kavranışına katkısını araştırırken, felsefe ve psikanalizin ayrılık noktasına işaret ediyor.” Bu da çalışmanın bir diğer önemli tarafı olarak, özellikle belirli bir edebi yazına dair eleştirinin ya da eleştirinin ötesinde sadece o yazını anlayabilme, anlamlandırabilme, yazının mevcut anlamlarını hem çoğaltma hem de seyreltme girişimlerinde göz önününde tutulması gereken bir hususus olarak kendini gösteriyor ve Green söyleşiyi “edebiyatsız nasıl yaşanır ki” diyerek noktalıyor.

Yazı ve Ölüm

André Green

Çeviri:
Nesrin Demiryontan 

Metis Yayınları

160 sayfa.