Tiyatromuz yaşayacak mı?

Türkiye’yi Mart ayında vuran salgın ülke genelindeki tüm kültür-sanat ve eğlence faaliyetlerini durdurmuştu. Başlangıçta kimileri “Bir aya düzelir, sahneler açılır” derken, kimileri de sezonun bittiğini söylüyordu. Biz de iptal olan tiyatro oyunlarımızın ardından gözü yaşlı bir şekilde el salladık. Sonra gözümüzdeki yaş kurudu, durumu kabullendik fakat bir türlü çözülmeyen belirsizlik yüzünden el sallamaya devam ediyoruz. Tabii, bu durum sadece Türkiye’deki tiyatro camiasını değil, dünya tiyatrosunu da etkiledi.

Türkiye’yi Mart ayında vuran salgın ülke genelindeki tüm kültür-sanat ve eğlence faaliyetlerini durdurmuştu. Başlangıçta kimileri “Bir aya düzelir, sahneler açılır” derken, kimileri de sezonun bittiğini söylüyordu. Biz de iptal olan tiyatro oyunlarımızın ardından gözü yaşlı bir şekilde el salladık. Sonra gözümüzdeki yaş kurudu, durumu kabullendik fakat bir türlü çözülmeyen belirsizlik yüzünden el sallamaya devam ediyoruz. Tabii, bu durum sadece Türkiye’deki tiyatro camiasını değil, dünya tiyatrosunu da etkiledi. Dünyanı her yerinde salonlar kapanırken, Avrupa ve Türkiye’de birçok tiyatro, oyunlarını belirli kanallar üzerinden, çevrimiçi yayınlamaya başladı. Derken “Dijital tiyatro gerçek tiyatronun yerini tutabilir mi?” tartışmaları başladı. Virüsten sonra bir de dijitalden darbe yiyeceğini düşünen tiyatro camiası “Olur”, “Olabilir”, “Olamaz”, “Olmamalı” diyerek belirsizlik tünelinde el yordamıyla yürümeye devam etti. Ben, yerinde göremediğim oyunları dijital olarak seyretme fırsatım olduğu için bir süre durumun keyfini çıkardım; sonra işin tadı kaçmaya başladı. Yok, tiyatro evin kanepesinden izlenmezmiş, bunu anladım. Yani, ben anladım. Sizler ne düşünürsünüz, bilmiyorum.

Tüm bunlar yaşanırken, birçok tiyatro emekçisi işinden oldu. Oyuncusundan yönetmenine, yazarından sahne amirine, herkes... Bu da zaten bildiğimiz, şikâyetçi olsak da eylemsiz kaldığımız o büyük problemi göz ardı edilemeyecek şekilde ortaya koydu. Sanatın birçok kolu için emek verenler gibi, tiyatro emekçilerinin de güvencesiz oluşu bu sefer daha bir sert çarptı suratımıza. Şimdilerde gündemde Cumhurbaşkanlığı’nın YouTube kanalından yayınlanacak olan ‘İstanbul Yeditepe Konserleri’ var. Söylentilere göre, bu konserler için milyonlarca lirayı bulan bir bütçe ayrılmış. Sadece soruyorum, böyle bir dönemde tiyatroyu da göz önünde bulundurmak bu kadar zor mu?

Yeni bir platform: Tiyatromuz Yaşasın

Süreç bu şekilde devam ederken, ‘Tiyatromuz Yaşasın’ adlı bir platform kuruldu. Platform tiyatroya dair kalıcı çözümler üretebilmek, tiyatro emekçilerinin haklarını korumak amacıyla geliştirdikleri maddelerle bir imza kampanyası başlattı. Bu çerçevede 30 binden fazla imza toplandı. Umuyoruz ki bu sayı gün geçtikçe artacak. Yine de, henüz devlet kanadında bir hareketlenme görülmüyor.

Söylentilere dönecek olursak (artık hiçbir şeyin kesinliğinden emin olamıyoruz), tiyatrolar Temmuz ayında seyircileriyle tekrar buluşacakmış. Seyirci kapasitesi yarıya düşürülecek ve tabii ki sahneler sürekli olarak dezenfekte edilecekmiş. Peki, yarı kapasite çalışan tiyatrolar, üstüne seyircinin çekingenliği de eklenince, nasıl ayakta kalacak?

Kafamızda ne çok soru var, değil mi? Peki, bu soruların muhatabı kim?

Yaşayacaksak birlikte yaşayalım

Burada bahsi geçen konular daha ziyade özel sahnelerin içinde olduğu durumu özetliyor. Bir yandan da sahnesiz, küçük ekipler var. Şimdilik kimsenin onlar adına bir şey söylediğine denk gelmedim. Başka işlerde çalışıp kazandığı parayla tiyatro yapan, ayda birkaç temsil yapabilmek için sahnelerin peşinden koşan bu ekiplerin hâli ne oldu? Bilen var mı? Şimdi biraz da onların durumunu değerlendirelim. Koşullar Türkiye normalindeyken bu irili ufaklı ekipler her türlü maddi zorluğu aşarak bir oyun çıkardılar diyelim. Sıra geldi sahneleme aşamasına... Sahnelerle iletişim kurmaya çalışırlar. Ekip yeni kurulmuşsa ve henüz çok seyirci çekme potansiyeli yoksa bazen göz ardı edilir. Maillerine dönüş yapılmayabilir, telefonları açılmayabilir fakat öyle ya da böyle bu ekipler sahneye çıkarlar. Bir süre sahnelerin takvimlerinde boş kalan tarihler üzerine anlaşmaya çalışırlar ama onlardan daha popüler bir ekip o tarihi isterse bir sonraki ayı beklemeleri söylenir. Birkaç sezon pes etmezlerse sonrasında yolları daha az engebeli olabilir. Küçük tiyatro ekiplerinin durumu budur.

Bu duruma bir de, pandemi sürecindeki Türkiye’de bakalım. Bu ekiplerin ne zaman tekrar sahneye çıkabileceği sorusunun cevabı, şimdilik hayal gücümüzün sınırlarının ötesinde kalıyor. “Daha salgının birinci dalgası bitmedi, ikinci dalga gelecek, üçüncü dalga vuracak” diye konuşulurken bu ekipler sahneye kaç sezonluğuna veda etti, belli değil.

Uzun lafın kısası, bu süreçte kaçınılmaz bir şekilde darbe aldık. Kimi sahneler kapanmanın eşiğine geldi, kimileri kara kara düşünerek bir çözüm üretmeye çalışıyor. Artık daha kapsayıcı, kalıcı çözümlere ihtiyacımız var. Hepimiz görüyoruz ki başımıza gelecek felaketlerin sonu yokmuş. Bu durumda sanat emekçilerinin haklarının güvence altına alınması ve bu konuda küçük-büyük bakmaksızın kapsayıcı davranılması artık elzem.

Sahneleri tekrar doldurmak dileğiyle... Hayal gücümüz pandemiye yenik düşmesin!

Kategoriler

Kültür Sanat Tiyatro

Etiketler

Tiyatro koronavirüs


Yazar Hakkında