Berlin'in ödüllü filmleri İstanbul Film Festivali'nde

7-17 Şubat tarihleri arasında düzenlenen 63. Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerlerini yapan filmlerin ikinci durağı 32. İstanbul Film Festivali olacak.

An Episode in the Life of an Iron Picker

Berlinale’nin 16 Şubat Cumartesi akşamı gerçekleştirilen töreninde ödül kazanan birçok film, IKSV tarafından Akbank sponsorluğunda 30 Mart–14 Nisan tarihlerinde yapılacak 32. İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşacak.

Berlin’de Gümüş Ayı’yı kazanan Danis Tanovic’in dokunaklı dramı An Episode in the Life of an Iron Picker, hurda demir toplayarak hayatını zorlukla kazanan Nazif’in öyküsünü anlatıyor. 2001 yılında Oscar No Man’s Land filmiyle Oscar’ın sahibi olan Danis Tanovic’in bu son filminin kadrosunda kendilerini oynayan amatör oyuncuların yer alıyor. Filmin başrolündeki Nazif Mujic de eleştirmenlerden de tam not alarak Berlin’de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı.

İran’ın en çok baskı gören sinemacısı Cafer Panahi’nin, gizlice ve yetkililerden izin almadan çektiği son filmi Perde, Berlin Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’ne layık görüldü. Film çekmesi 20 yıl boyunca yasaklanan Panahi’nin ortak yönetmen Kamboziya Partovi ile birlikte çektiği Perde’nin mekânı pencereleri siyah perdelerle örtülmüş, deniz kenarında bir villa. Hayat, gerçeklik ve film çekmek hakkında fikirler yürütürken hem film türleri hem de öykü içinde öyküler arasında gezinen Perde, Nisan ayında İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşacak.

Özel Mansiyon’a layık görülen, Matt Damon ve John Krasinski’nin beraber oluşturduğu Promised Land, Matt Damon’un yönetmen koltuğunu zamanı olmadığı için dostu Gus Van Sant’a devrettiği bir dram. Film, ABD’de yaşanan ekonomik krizin kasaba halklarını nasıl etkilediğini bir enerji şirketinin operasyonları üzerinden anlatıyor. Başrollerini Matt Damon, John Krasinski ve Frances McDormand’ın paylaştığı film Amerika başta olmak üzere bütün dünyada basınçla kırma tekniğinin olumsuz etkilerinin tartışılmasına yol açtı. Yönetmen Gus Van Sant 2007’de festivale konuk olarak Sinema Onur Ödülü almıştı.

Sebastián Lelio’nun yönetmenliğini üstlendiği Gloria, Berlin Film Festivali’nde hem eleştirmenlerin hem de izleyicilerin büyük övgüsünü topladı. Filmin başrol oyuncusu Paulina Garcîa, 58 yaşında olmasına rağmen başkalarının dediklerine aldırmadan hayatını yaşayan ve gününü gün eden kadın rolüyle Berlin Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görüldü. Filmin yapımcısı ise geçen yıl Filmekimi kapsamında da gösterilen No’nun yönetmeni Pablo Larrain.

Anaïs Barbeau-Lavalette’nin senaryosunu yazdığı ve yönettiği Inch’allah ise Panorama Özel Mansiyon Ödülü ve FIPRESCI Ödülü’ne layık görüldü. Inch’allah, Batı Şeria’daki bir Filistin mülteci kampında, geçici bir klinikte kadın doğum uzmanı olarak çalışan Chloe’nin farklı kesimlerden tanıştıklarıyla birlikte savaşın etkisini içinde hissetmesini anlatıyor.

Filistinli yönetmen Annemarie Jacir‘in filmi When I Saw You, NETPAC Ödülü’ne layık görüldü. Jacir’in Bu Denizin Tuzu’nun ardından çektiği bu ikinci filmi 1967 yılında, Filistinli mültecilerin yerleştiği bir kampta geçiyor ve 11 yaşında, başına buyruk bir çocuğun özgürlük peşinde babasını arayışını konu alıyor. Huffington Post When I Saw You’yu “sinemasal bir şiir, son derece dokunaklı” olarak övdü.

Festivalde yer alacak bir diğer film de yönetmenliğini Malgoska Szumowska’nın yaptığı ve Berlinale’de Teddy Ödülü kazanan In The Name Of filmi. Memleketi Polonya’da özellikle din ve cinsellik konularından büyük tartışmalara yol açan film, küçük bir kasabaya atanan ve pedofili ile suçlanan bir rahibi izliyor.

Kim Mordaunt’un Laos’lu bir çocuğun ve ailesinin öyküsünü anlattığı The Rocket ise En İyi İlk Film Ödülü’nü kazandı. Bu film de İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek.

32. İstanbul Film Festivali’nin bütün programı Mart başında düzenlenecek basın toplantısıyla açıklanacak. 

Kategoriler

Kültür Sanat Sinema