Agos'un Arşivinden: Hocalı sorumluluğu

Agos'un arşivinden bu hafta, 26 Şubat 1992'de düzenlenen Hocalı katliamı var. Rober Koptaş, 2013 yılında kaleme aldığı yazı, "Gelecek, Hocalı’nın acısını yüreğinde duyan Ermenilerle, Sumgayit’ten ötürü üzülen Azerilerin ve onlar gibilerindir" sözleriyle sonlanıyordu.

Bundan 21 yıl önce Hocalı’da yaşanan, büyük bir katliam ve bir insanlık trajedisiydi. Biz Türkiyeli Ermeniler, o gece orada ne olup bittiğini yakın zamana dek bilmezdik. Hâlâ da bilmeyenimiz veya bilmek istemeyenimiz çoktur.

Türkiye devletinin resmi yalanlarına benzer bir propaganda malzemesi olarak görürdük Hocalı’yı; hâlâ da öyle görürüz. Bu nedenle, daha adını duymaya başladığımız andan itibaren, zihnimizde “yalan” etiketini yapıştırıp yüksekte bir rafa kaldırıp unuttuğumuz olaylardan olmuştur Hocalı.

Bu, meselenin türlü yönlerinden biri. Bir başka açıdan baktığımızda, Hocalı gerçekten de Azerbaycan devletinin en önemli propaganda malzemelerinden biri bugün. Aliyev rejiminin kendini meşrulaştırmak için kullandığı bir araç. Ancak Hocalı katliamının Azerbaycan devleti açısından bu tür bir kullanım değeri olması, o gece orada yüzlerce masum sivilin katledildiği gerçeğini değiştirmiyor.

“Savaşın karanlık yüzü” denilip geçilebilir belki. Ancak eğer failler Ermeni’yse, eğer Ermeniler bu olayı konuşmak istemiyorsa, Ermeni kimliğini taşıyan ama milliyetçilikle malul olmayanların karşısına ahlakla ve vicdanla ilgili bazı sorular çıkacak demektir: Soykırım acısının kurbanı olan Ermeniler tarafından işlenmiş cinayetler bize ne ifade edecektir? Failleri Ermeni olunca, bir katliam görmezden gelinebilir mi? Susmak, onaylamak değil midir? Ben bu soruların çağrısına kayıtsız kalamadım.

Ne olmuştu?

Önce bir Hocalı fotoğrafı, sonra bir genel Karabağ fotoğrafı çekmeye çalışalım.

Birkaç spot bilgi: Hocalı’da yaklaşık 7 bin insan yaşıyor; Karabağ savaşı açısından bu yöre, stratejik bir önem taşıyordu. 26 Şubat 1992 gecesi, Ermeni güçleri, kenti boşaltıp, açılan “güvenli koridorlardan” kaçmakta olan Azeri nüfusun üzerine ateş açtı, onları bombaladı. Kalabalığın arasında silahlı Azeri askerleri de vardı, ancak insan hakları örgütlerine göre, yapılan, savaş koşulları altında dahi kabul edilemeyecek, sivilleri hedef alan bir saldırıydı. Bölgede görev yapan en önemli iki örgüt, BM İnsan Hakları İzleme (HRW) ile –2012 Hrant Dink Ödülü sahibi– Memorial Topluluğu’ydu. İki örgütün tespitleri birbirine paraleldi.

Araştırmacı Thomas De Waal, yıllar sonra, şu anki Ermenistan cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a Hocalı’yı sordu. Sarkisyan’ın kısa cevabında, meselenin içyüzünü açık eden önemli cümleler var: “Azeriler hep şunu düşündüler, Ermeniler masum insanlara el kaldırmazlar... Bunu kırmak lazımdı, öyle de oldu. O çocukların [Ermeni milisler] arasında Sumgayit’ten, Bakü’den [şiddetten] kaçanlar olduğunu da dile getirmek lazım. Hocalı’da sivil nüfus vardı. Ama füze siville askeri ayıramıyor ki, gözü yok bunun. Bir etnik temizlik vardı burada, başka türlü de olamazdı. Ama bu metodu biz yaratmadık. Onlar yarattı; Gadrut ve Şuşi bölgelerini bizim insanlarımızdan arındırmaya kalktıklarında yarattılar.”

Şiddet haklı çıkarılmaya, savunulmaya çalışılsa da, anlayan için çok bariz bir itiraftı bu: O gün Ermeni güçleri, Hocalı’da ateş açtıkları takdirde sivillerin öleceğini biliyordu. Ama ateş açtılar. Nokta.

Katliam sonrasında, ölü bedenlerin fiziki bütünlüğünün olayı propaganda malzemesi haline getirmek isteyen bazı Azeriler tarafından bozulduğuna yönelik iddialar var. Kim bilir, belki de doğrudur. Ancak, ölümlerden Ermeni silahlı güçlerinin sorumlu olduğuna şüphe yok. Bir nokta daha.

Karabağ savaşı, yöre nüfusunun ağırlığını oluşturan Ermeniler için bir tür yurt savunmasıydı. Bu özerk bölgenin Ermenileri, Azerbaycan yönetiminin baskılarına karşı ayaklandılar. Azerbaycan eğer kendi vatandaşları olan Karabağlı Ermenilere eşit davranabilseydi, savaş yaşanmazdı. Ancak Ermenilerin bu noktadaki haklılığı, yaptıkları hataları ve öldürülen sivilleri görmezden gelmeye neden olmamalı.

Hocalı, kanlı Karabağ savaşının önemli dönüm noktalarından, şiddetin zirve yaptığı anlarından biriydi. Elbette ki, Türkiye’de tek taraflı bir şekilde gösterilmeye çalışıldığı gibi savaşta öldürülen siviller sadece Azeriler değildi. Ermeniler de, Bakü’de ve başka yerlerde katliama maruz kaldılar. Karşılıklı saldırılar sonucunda, Ermeni kültürü açısından çok önemli bir kent olan Bakü Ermenisiz kaldı. Karabağ ve Ermenistan ise Azerisiz. Bugün Azeri-Ermeni ortak yaşamı, Agos’un geçen sayılarından birinde gösterdiğimiz gibi, sadece Gürcistan’ın bazı köylerinde sürebiliyor ne yazık ki.

Evet, Hocalı katliamı şu anda, baskıcı bir rejim olan Aliyev yönetiminin elinde, iç siyaseti denetlemek, Azerbaycan halkını oyalamak ve türlü yolsuzlukları gizlemek için kullanılıyor. Enerji zengini Azerbaycan devleti, milyonlarca lirayı, Azerbaycan içinde ve dünyada bu propagandayı canlı tutmak için harcıyor. Bu göz boyama faaliyetinin asıl bedelini ise, Azerbaycan halkı, demokrasiden ve özgür söz hakkından mahrum kalarak, ülkenin zenginliğinden hiç pay alamayarak ödüyor.

Ancak Aliyev yönetiminin yanlışları, Ermenilerin yanlışlarının üzerini örtemez. Aliyev’in yaptıkların Aliyev, Azerbaycan’ın yaptıklarından Azerbaycan sorumludur. Kendi hatalarından arınmak ise Ermenilerin görevidir.

Hatayı kabul birleştirir

Azerbaycanlı yazar Ekrem Eylisli, Karabağ’da yaşananlara Ermeni-Azeri karşıtlığı gözüyle bakmadığı, meseleyi bir insanlık sorunu olarak gördüğü için suçlanıyor bugünlerde Azerbaycan’da. Onun yaptığı, Azerilerle Ermeniler arasında düşmanlığın kader olmadığını, yan yana yaşayan iki halkın gelecekte yeniden barışması için öncelikle kendi şiddetleriyle yüzleşmesi gerektiğini anımsatmaktı.

Araştırmacı Thomas De Waal de, “Ermeniler ve Azeriler, aralarındaki çatışmaları barışçıl yollarla çözmek istiyorlarsa, her iki taraf da diğerinin elinden çektiği acılar yerine kendi uyguladığı şiddete yönelik sorgulamaya ve yüzleşmeye girişmelidir” sözleriyle aynı tutumu paylaşıyor.

Hatalarda ısrar etmek, onların üzerini örtmek, toplumları küçültür. Büyümek için, önce hatalarımızı kabullenmek gerekir. Böylece, düşman sandıklarımızdan çok da farklı olmadığımızı, nihayetinde hepimizin biçare faniler olduğumuzu görebiliriz. Şuna yürekten inanıyorum: Gelecek, Hocalı’nın acısını yüreğinde duyan Ermenilerle, Sumgayit’ten ötürü üzülen Azerilerin ve onlar gibilerindir.

*Bu yazı 28 Şubat 2013 yılında Agos Gazetesi'nde yaıymlanmıştır. 



Yazar Hakkında

1977 İstanbul doğumlu. Türkiye’de demokratikleşme ve insan hakları, siyaset, tarih ve kültür üzerine yazıyor.