Papalık Nasıl Devlet Oldu?

Papa 16. Benedikt Hazretleri’nin görevden çekilmesinin sonrasında seçimlere hazırlanan Vatikan yine dünya medyasının yakın gözlemi altında. Binyıllardır süren ritüellerin yeniden tekrarlandığı Papa seçimi, Hıristiyan olsun olmasın tüm toplumların ilgisini çekiyor. Peki bu dini merkez neden bir devlet olma ihtiyacı duydu ve bu merkez neden Roma’dadır?

BUĞRA POYRAZ

Papa 16. Benedikt Hazretleri’nin görevden çekilmesinin sonrasında seçimlere hazırlanan Vatikan yine dünya medyasının yakın gözlemi altında. Binyıllardır süren ritüellerin yeniden tekrarlandığı Papa seçimi, Hıristiyan olsun olmasın tüm toplumların ilgisini çekiyor. 1,5 milyar inananın dini lideri olan Papa, tarih boyunca siyasi olarak belli bir gücü de elinde bulundurmuştur. 1929 yılında Vatikan Devlet Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Kardinal Pietro Gasparri ile Benito Mussolini arasında imzalanan Lateran Paktı ile Papalık Makamı ve Katolik Kilisesi Yönetim Hiyerarşisi olan Vatikan, özerk bir devlet statüsü elde etti. Ancak şunu da söylememiz gerekir ki, Papalık zaten bu tarihten önce de topraklara ve siyasi güce sahipti.

Peki bu dini merkez neden bir devlet olma ihtiyacı duydu ve bu merkez neden Roma’dadır?

Öncelikle bunun ruhsal sebebini anlamaya çalışalım. İsa, havarisi Simon’un adını “kefas/kaya” anlamına gelen “Petrus” olarak değiştirdi ve ona şöyle dedi: “Sana şunu söyleyeyim, sen Petrus'sun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek. Göklerin Egemenliği’nin anahtarlarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak; yeryüzünde çözeceğin her şey göklerde de çözülmüş olacak.” (Matta 16, 18-19)

Bu kaynak ayetler gösteriyor ki Petrus bizzat İsa tarafından seçilen ve atanan ilk “otorite”dir ve bu ayetlere göre onun “baş olması” da ilk Papa oluşunun da işaretidir. Petrus ve Pavlus tarafından kurulan en önemli ve ilk cemaatler Roma’dadır ve her ikisinin de burada iman şehidi oldukları biliniyor. Öte yandan, Havariler arasında en çok söz sahibi olan Petrus ile bizzat İsa’nın oniki havarisinden olmayıp sonra İsa tarafından seçilen ilk kuşaktan olan Pavlus’a elbette tüm dünyaya yayılmakta olan Hıristiyanlar saygı gösteriyor ve onlardan gelecek mektupları sabırsızlıkla bekliyorlardı. Nitekim oniki havari Yeruşalim Konsili’nin ardından tüm dünyaya yayılmış, hepsi farklı kültürlerden farklı cemaatlere önderlik ediyorlardı.

Burada Roma’nın İmparatorluğun başkenti olduğunu hatırlamalıyız. Roma’ya çeşitli sebeplerden dolayı birçok Hıristiyan gidiyor, gizlice toplanan diğer Hıristiyanlarla iletişime geçiyorlardı. Gelen hacılar Petrus ve Pavlus’un mezarını ziyaret ediyor ve başkent Roma’daki cemaat hem ruhsal hem de maddi olarak güçleniyordu. 313 yılında Hıristiyanlara yapılan zulüm sona erdi ve Hıristiyanlar inanç özgürlüklerini elde ettiler. 27 Şubat 380 tarihinde de Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline geldi. Bundan bir yıl sonra ise putperestliğe ilişkin her türlü uygulama yasaklandı. 382 yılından itibaren putperestler ölümle cezalandırılır oldular.

Tüm bu gelişmeler elbette Roma’nın Kilise’nin kalbi olmasına katkı sağlamıştır. Eski bir Roma atasözü “Roma Caput Mundi” (Roma dünyanın başıdır) der. Ancak Roma Episkoposu’nun yani Papa’nın  tüm Kilise’nin önderi olmasının ruhsal bir sebebi de var. Petrus’un ardılı oluşu başta olmak üzere, Petrus ve Pavlus’un hatırasının yanı sıra, Roma cemaatinin ruhsal ve maddi tüm varlığını, dünyanın diğer yerlerindeki Hıristiyanlar için kullanması en önemli etkendir. Yani Roma Kilisesi, diğer tüm kiliselere havarisel oluşu, kilisenin tekliği ve bütünlüğü ile ruhsal ve maddi olarak hizmet ve yardım ettiği için hepsinin bağlılığını kazanmıştır. İşte, bu yüzden Roma Kilisesi öncü kilisedir ve Roma Episkoposu tüm kilisenin lideridir, papadır. Papa’nın kendisini “Allah’ın Kullarının Hizmetkârı” olarak nitelemesi de bundandır.

Papalık Makamı, çağlar boyunca çeşitli siyasi ve askeri gücü de ellerinde bulundurmuştur. Bu konunun derinliğine bu köşede değinmeyip yalnızca şu anda bu devlet statüsünün ne için korunduğuna bakmalıyız. Vatikan, 1,5 milyarı temsil ediyor ve 44 hektarlık bir şehir devleti. Bu küçük devlet hiçbir diğer devletten vize istemiyor, Avrupa para birimini kullanıyor. Aslında burada sadece birkaç resmi bina ve bahçeler var. Vatikan’ın devlet olması, en çok diplomatik ilişkilerde işe yarıyor. Papa Hazretleri, bir devlet başkanı olarak Kilise’nin faaliyet göstermesinin yasak olduğu, ya da Türkiye gibi (Lozan Antlaşması uyarınca) Katolik Kilisesi’nin tüzel kişiliğinin olmadığı yerlerde elçilik açarak bu topraklarda yaşayan cemaati ile buluşabiliyor ve onları temsil edebiliyor. Bilindiği gibi Katolikler  Türkiye’de tüzel kişiliğe sahip değiller, mal edinemiyorlar ve ellerinde bulunan Osmanlıca tapulu kiliselerinin yönetiminde zorlanıyorlar. Türkiye’de çoğunluğu Süryani ve Ermeni Katolik olmak üzere 20.000 civarında Katolik olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamın içinde daha az sayıda Keldani Katolik, Latin Katolik, Maronit Katolik ve Avrupa’dan iş ya da evlilik sebepleriyle buraya yerleşenler de var. Anadilleri Türkçe olan bu Katolik cemaatlerin her birinin episkoposları var, ancak devlet nazarında Episkoposlar Kurulu ile görüşmeler yapılsa da tüzel kişilikleri yok ve devlet nazarında 20.000 Türkiyeli Katoliği temsil eden tek resmi makam Vatikan Büyükelçisi.

 

 

Kategoriler

Güncel Dünya