Değişen sadece resmin ismi mi?

Cihat Burak’ın, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda yer alan ‘Aliye Berger Portresi’nin adı ‘Fahrünnisa Zeid Portresi’ olarak değiştiriliyor, bu değişiklikten kimsenin haberi olmuyor!

SEDA YÖRÜKER
sedayoruker@gmail.com

Cihat Burak’ın Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda yer alan 1970 tarihli ‘Aliye Berger’ adlı portresi, portreyi yapan ve portresi yapılan olmak üzere iki sıradışı figürün çok renkli enerjisini karşımıza çıkarır; onların sanatsal ve kişisel dünyalarını bir bellek haline getirir. Her iki sanatçı da bu ülkenin kültür tarihinde hayatları, karakterleri ve etrafında oluşturdukları hikâyeleriyle olduğu kadar sanatsal algıları, yerleşik öğretilerin dışında kalmaları ve birbirinden farklı biçimlerde sanat ile yaşam arasında ördükleri damarlarla bugün bize hâlâ çok şey söylüyor.

Portre resmi, doğrudan bireye ilişkinse, burada çifte portre, çifte hikâye bizi kuşatıyor. Resim, Türkiye’nin sanatçı portreleri içerisinde kuşkusuz en değerli yapıtlardan biri olma özelliğini taşıyor. İşte bu resmin künyesinin, son günlerde ismi sayısız kayıp ve sahte eser olayıyla gündeme gelen Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde hazırlanan bir rapor sonrasında değiştirildiği bilgisini, bu yapıt hakkında kısa bir metin yazdığım henüz hazırlık aşamasındaki ‘101 Portre’ kitabının çalışmaları sırasında öğrendim. ‘Aliye Berger’ yerine, şu an müzedeki yapıtın altında Berger’in kardeşi; ‘Fahrünnisa Zeid’ künyesi yer alıyor ve bunu kimse fark etmiyor ya da garipsemiyor!

Ankara Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne ve Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi Genel Müdürlüğü’ne birer dilekçe göndererek konunun aydınlatılmasını istedim; bu bilgi neye göre ve niçin değiştirilmiş, böylesi bir başyapıtın ismini ilgili dönemi çalışan sanat tarihçilerine danışmadan değiştirmek mümkün mü ve dahası bu değişiklik bu zamana kadar neden sanat kamuoyuyla paylaşılmadı? Dünyada sanat tarihini etkileyecek böylesi bir değişiklik yapıldığında, müzeler bunu sanat kamuoyuyla paylaşır; günlük basında bir haber, sanat yayınlarında ise bir makale konusu olarak yer alır. Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi bu profesyonel sorumluluğu niçin duymuyor? Kendisiyle görüştüğüm önde gelen sanat tarihçileri bu büyük değişimden niçin habersiz bırakılıyor? Sorular sonsuz. Koleksiyonundaki onlarca eserinin nerede olduğu bilinmeyen, envanteri konusunda sayısız şüphe teşkil eden bir müzeye dair hangi haber artık bizi daha çok sarsabilir, şaşırtabilir, değil mi? Ama hayır, kanıksamaya değil; sarsılmaya ve şaşırmaya devam etmek zorundayız, çünkü birileri arzu ettiğince ve hiç hesapsızca istediklerini yapabilme hakkını kendinde görüyorsa, bize bu noktada çok iş düşüyor.

Belgelere kayıtlı tarih

Cihat Burak’ın 1994’teki ölümünden önce, 1991 yılında Ada Yayınları’ndan ‘Cihat Burak’ kitabı çıkmıştır. Söz konusu resim, ‘Aliye Berger’ künyesiyle bu kitabın 108-109 sayfasında, iki sayfa şeklinde yer alır. Sağlığının henüz yerinde olduğu aynı yıl sanatçı, Garanti Sanat Galerisi’nde bir sergi açmıştır. Burak’ın resminin ‘Aliye Berger’ künyesiyle bu kitabın içinde, yaşarken ve sağlığı yerindeyken yer alması önemlidir.

Diğer yandan araştırmacı, yazar Taha Toros (1912-2012), Antik ve Dekor dergisinin Eylül-Ekim 2002 tarihli 72. sayısında yer alan ‘Yaşamı ve Sanatıyla Aliye Berger (1903-1974)’ adlı makalesinde, portrenin yapıldığı güne tanıklık etmiş ve olay gününü şöyle anlatmıştır:

“Artık, Büyükada’daki “Şakir Paşa Köşkü” yitirdiği yaşamıyla insanın içine işleyen bir görünümdedir. Yıkıcıların varisler ile görüşmeleri sıklaştıktan sonra, bir gün köşk yıkıcılara teslim edilir. Aliye Berger, bu eski ve büyük ailenin bir bavul dolusu “evrak-ı metrukesi”ni buraya getirmişti. “Aliye Hanım bu eski zaman hatırası, solmuş, susmuş kağıtların tasfiyesini arzulamaktadır.” Ailenin yakın tarihini ve geçmişini iyi bildiğimden olacak ki, bu konuyla benim ilgilenmemi rica etti. Bir gecede iki işi birden çözümlemeyi amaçladığından, Cihat Burak’ı da çağırdı. Cihat Burak, bir portre ressamı olmamakla birlikte, Aliye Berger’in, saraylıların kıyafetini andıran, ipek giysiler içerisinde portresini yapacak ve biz de aile bavulundaki belgeleri birer birer inceleyecektik. O günlerde ülserim ilerlediğinden bana Markiz’den bol miktarda muhallebi ısmarlama inceliğini göstermişti. Cihat Burak ile karşılıklı içmek üzere de, masaya iki şişe şarap koymuştu. Aliye Berger sık sık yatak odasına girip, ipekli elbisesini değiştirerek, Cihat Burak’a poz veriyordu. O kadar hareketliydi ki, Cihat Burak’ın ricalarına aldırmayıp, gözlerine sürekli değişik kirpikler takıyor ve yakışıp yakışmadığını soruyordu. Bir yandan da kağıtları bavuldan tek tek alıp bana okutuyordu. Çoğu eski dönemden kalan, emlak, işleriyle ilgili mektuplar, elektrik faturaları ya da gereksiz hesap pusulalarıydı. Önce bana okuttuğu belgeyi sonra da kendisi göz atıp, sağdaki çöp sepetine bırakıyordu. Bavuldan çıkan Cevat ve Şakir Paşalar’ın kaleme aldıkları tarihe ilişkin el yazılarından oluşan eserleri, notları, kendilerine verilmiş berat, ferman, şehadetname ve nişan gibi belgeleri sınıflandırarak, özenle dosyalarına yerleştiriyordu. Bavuldan, Karl Berger’in yurtdışı yolculukları sırasında kendisine gönderdiği gezi mektupları da çıkıyordu. Bunlardan bir ikisi vardı ki, Cihat Burak ile yırtmaması için ricada bulunduk, ama Aliye Berger kabul etmeyerek, kendisine gelen mektupları çöp sepetine atmayı sürdürdü. Örneğin, Karl Berger’in bir mektubu, Tahran’dan gönderilmişti. İran Sarayı’nda verdiği konseri anlatıyor, Şah’ın övgü dolu sözlerini aktarıyordu…” (sayfa 91-92)

Burada anlatılanlardan portrenin Aliye Berger’in Narmanlı Han’daki mekânında değil; Şakir Paşa Ailesi’nin Büyükada’daki köşkünde yapıldığını öğreniyoruz. Resmin sol üst köşesinde, ‘Fahrünnisa’ yazılı ve üç küçük resimli bir kağıt ya da kumaşın, onun da altında bir başka yazılı şeyin asılı olduğunu görüyoruz. Bunlar, o gün Şakir Paşa Köşkü’nde var olan şeylermiydi, yoksa Aliye Berger’in köşke getirdiği aileye ilişkin dökümanların yer aldığı bavuldan çıkan ve resmi yapan Cihat Burak tarafından bir anma olarak oraya eklenen şeylermiydi, portrenin yapıldığı günü anlatan Toros bunlara ilişkin bir bilgi vermiyor. Örneğin o gün evde bir kedinin varolup olmadığını da bilmiyoruz; sağ alttaki kedi Cihat Burak’ın resimlerinin karakteristik bir figürü olarak resme girmiş olabilir. Toros’un o güne dair çok önemli tanıklığı ve elbette Burak’ın 1991 yılında yani yaşarken yayınlanan kitabının içinde söz konusu resmin künyesinin ‘Aliye Berger’ olarak geçmesi, atlanmaması gereken bilgilerdir. Bunların hiç birinden haberdar olmasa dahi Şakir Paşa Ailesi’nin iki efsane figürü; Aliye Berger ve Fahrünnisa Zeid’in en azından fotoğraflarını görmüş herkes, portredekinin Zeid değil, Berger olduğunu bilir, anlar. Eğer tüm bunlar atlanıyor ve resmin ismi yıllar sonra belirsiz bir şekilde değiştiriliyor ve bundan, kendisiyle görüştüğüm hiç bir sanat profesyonelinin haberi olmuyorsa, ürpermemiz gerekir. Çünkü bu durum, müzede isim değişikliği yapanların söz konusu sanatçılara dair bilgisinin ve ilgisinin hiç olmadığı sonucunu ortaya çıkarır. Müze yönetimi ve ilgili kişiler, resmin isminin kimler tarafından, hangi maksatla değiştirildiğini sanat kamuoyuyla paylaşmalıdır.

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nden gerçekten de akıl almaz  haberler geldi. Ancak önümüzde koskocaman bir yumak gibi duran olaylar silsilesi, benim ve eminim pek çok kişinin zihninde özel bir yeri olan biricik Cihat Burak’ın, biricik Aliye Berger portresinin insafsızca ve hesapsızca yanlış bir bilgiyle sunulmasına ayrıca karşı çıkmamızın engeli olamaz. Bu yapıt müzede bir an önce doğru bilgi ile yer almalıdır. Gündeme gelen kayıp, şüpheli her eserden tek tek ama şu an müzede yanlış bilgi ile sunulan Cihat Burak’ın ‘Aliye Berger’ portresinin başına gelenden ayrıca ve fazlasıyla sorumlu olanlar, gerekli açıklamayı yapmalıdır.

Kategoriler

Kültür Sanat Resim