1915’e dair sahici bir diyalog

Yazar Ayşe Kulin’in bir TV programında söylediği “Biz Ermenileri, Almanların Yahudilere yaptığı gibi durup dururken kesmedik” sözleriyle başlayan tartışma, 1915’e dair sahici bir diyaloğun zemini olmaya aday görünüyor. Kulin’in sözleriyle ilgili olarak Karin Karakaşlı’nın geçen hafta Agos’ta yayımlanan yazısına, bu hafta Ayşe Kulin bir mektupla cevap verdi.

Yazar Ayşe Kulin’in bir TV programında söylediği “Biz Ermenileri, Almanların Yahudilere yaptığı gibi durup dururken kesmedik” sözleriyle başlayan tartışma, 1915’e dair sahici bir diyaloğun zemini olmaya aday görünüyor.
 

Kulin’in sözleriyle ilgili olarak Karin Karakaşlı’nın geçen hafta Agos’ta yayımlanan yazısına, bu hafta Ayşe Kulin bir mektupla cevap verdi.
 

Karin Karakaşlı ise Kulin’in mektubunun kendisi gibi pek çok Ermenide uyandırdığı ya da uyandırabileceği duygu ve düşüncelere dikkat çeken bir yazı yazdı.
 

Ayşe Kulin’in 1915’te yaşananlara yönelik bakış açısı, Türkiye toplumunda ciddi bir temsil gücüne sahip.

“Ermeniler ve Türkler korkunç bir savaşın içinde, birbirleri ile savaşarak öldüler.” Kulin’in bu yaklaşımı elbette Karakaşlı’nın “Savaş koşullarını vahşete gerekçe göstermenin kendisinde beni çok yaralayan bir yan var” sözleriyle ifade ettiği gibi Ermeniler için kabul edilebilir değil.
 

Buna rağmen bu diyalogun tüm sahiciliğiyle, 1915’e dair sağlıklı ve geniş tabanlı bir diyaloga başlangıç oluşturmasını diliyoruz.
 

Kıyım olarak adlandırıyorum

Sevgili Karin Karakaşlı,

Aykırı Sorular’daki yayından beri, maruz kaldığım hakaret mesajlarından sadece üçünü yanıtlamış ve meramımı anlatamadığımı görünce, bir daha asla yanıt vermemeye karar vermiştim. Basında bir açıklama yapmaya da çekindim çünkü bana karşı açılan kampanyanın karşı kampanyası da var, başkaları da açılabilir ve ben, hiç istemeden, ait olmadığım fikir hareketlerinin bayraktarı haline geliveririm diye korkuyorum.

Ama hafta sonu Agos’u görünce, sizlere bir açıklama yapma arzum daha ağır bastı. Meramımı birileri anlayacaksa, söylenen bir sözün yanış anlaşılmasına kurban gitmenin ne demek olduğunu birileri bilecekse, bunu en iyi siz Agos ailesi bilirdiniz.

Ben canlı yayının art arda gelen sorularının stresi içinde, devamı ağzıma tıkılan cümlemin gerisini de getiremeden, evet, yanlış bir şey söyledim. Maksadım bana atfedilen, ‘Ermeniler hak ettikleri için kesildiler’ demek asla değildi. Bunu söylemeyeceğimi, böyle düşünmeyeceğimi beni tanıyan veya kitaplarımı okuyanlar bilir. Benim ifade etmek istediğim şuydu, “Bu ülkede Ermenilere yapılanlar, Hitler’in Yahudilere yaptığından farklı idi. Ermeniler ve Türkler korkunç bir savaşın içinde, birbirleri ile savaşarak öldüler. Savaşlar korkunçtur. Her savaş bir kıyımdır, aslında.”

Ben Türklere düşen hata payı için, utanç ve üzüntü duyuyorum. Acılarınızı tüm kalbimle paylaşıyorum. Aynı tarihlerde Balkanlardan ve Kafkaslardan gelirken sürgün ve savaşın acılarını yaşamış bir ailenin kızıyım. Nasıl anlamam, nasıl paylaşmam acılarınızı!

Yukardaki satırlar benim samimi duygularımdır.

Ayrıldığımız nokta, Ermenilerin ve pek çok Türkün, yaşananları bir soykırım olarak adlandırırken, benim gönlümün buna razı gelmeyip, ‘kıyım’ olarak adlandırmayı tercih etmiş olmam.

Ben yanlış anlaşılan bir cümlem yüzünden yaşamımı kaybetmeyeceğimi biliyorum ama inanın yaşama sevincimi kaybetmiş durumdayım.

Yanlış anlaşılan cümlem için, hepinizden, Türkiye Ermenilerinden bütün kalbimle özür dilerim. 1915’te yaşananların bir soykırım değil ama kıyım olduğunu düşünmeye ise, yine sizlerden özür dileyerek, devam ediyorum çünkü kalbim bana Türklerin, Ermenilerin soylarını yok etmek gibi bir niyetlerinin olamayacağını fısıldayıp duruyor. Ve ben buna ve bu ülkenin size ve bana ve hepimize ait olduğuna inanarak yaşamaya devam etmek istiyorum.

Ayşe Kulin
 

Soykırım ya da kıyım değil içerik ve anlam önemli

Sevgili Ayşe Kulin,

Mektubunuzun şahsım üzerinden Türkiye Ermenilerine hitaben yazılmış olması sebebiyle, kısa bir yanıt yazma ihtiyacı hissetim.

Yazım sizin Aykırı Sorular’daki ifadeleriniz ve Ermeni eniştenize ilişkin eski bir yazınızın üzerine inşa edilmiş olmakla birlikte, takdir edeceğiniz üzere esas olarak çok köklü, yaygın bir zihniyet eleştirisidir. Bu haliye hiçbir kampanyanın parçası değildir ama Ermenilerin, nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar ortaklaşabileceği bir infialin ifadesi olarak görülebilir.

Yaşatılmış toplu bir acıyı diğeri ile mukayeseli ele almanın ya da savaş koşullarını vahşete gerekçe göstermenin kendisinde beni çok yaralayan bir yan var. Ermeniler ve Türkler korkunç bir savaşın içinde, birbirleri ile savaşarak ölmediler. Bu toprakların en eski halklarından biri olan Ermeniler, savaş koşulları gerekçe gösterilerek kökünden kazındı. Malını, mülkünü, kilisesini, okulunu, manastırını, bağını, bostanını, dükkânını bıraktı ve vardırmayan yollarda can verdi. Bitimsiz yollar var, son istikameti olmadığı için biz onlara ölüm yolu diyoruz. O yollarda çoğu mezarsız kemik yığınları olarak doğaya karıştı. Ruhları da bugün halen şâd olmak için hakikatin özlemi içinde. Dahası bu büyük acının inkârı, Cumhuriyet tarihi boyunca da yeni sistematik ve domino taşı misali birbiri üzerine devrilen pek çok kötülüğün meşruiyet zemini oldu.

“Savaşlar korkunçtur. Her savaş bir kıyımdır, aslında” diyorsunuz. Ancak maalesef kıyımlar savaş değil. Benim için sizin 1915’te yaşananların bir soykırım değil ama kıyım olduğunu düşünmenizden ziyade, o kıyım sözüne yüklediğiniz içerik ve anlam açısından sıkıntı var. Yazımda da belirttiğim gibi, o insanlar soykırım mı, kıyım mı gibi bir sınıflandırmadan bağımsız, mensubu bulundukları, vatandaşı oldukları bir devlette, II. Meşrutiyet sonrası hep birlikte baskısız bir ortamda yaşayabileceklerini düşünürken, yok edildiler. Tehcir diye adlandırılan kökü kurutma kararı sadece “Ruslarla işbirliği ettiği” söylenen doğu illerinde bahsi geçen Ermeni birlikleriyle sınırlı kalsaydı, sizin de ifade ettiğiniz savaş koşulları ve birbirini öldürmek kavramlarına sığınabilirdik. Ama önce avukatından milletvekiline, doktorundan din adamına, yazarından bestekârına 250’ye yakın aydını tutuklanarak yok edilen, yani öncelikle  sesi kesilen, sonra da tekmil varlığı memleketten silinen atalarım için maalesef kalan bir avuç insanı soykırım olmadığının işareti sayabilmem ihtimal dahilinde değil. Bu bahsettiklerimi içinizde hissetmeniz, yazımın muradını anlamanız ihtimal dahilinde mi, bilemiyorum. “Ben yanlış anlaşılan

bir cümlem yüzünden yaşamımı kaybetmeyeceğimi biliyorum ama inanın yaşama sevincimi kaybetmiş durumdayım” demişsiniz. Hrant Dink yanlış anlaşılan değil, bilinçli olarak bağlamı çarpıtılan bir cümlesi ile hedef gösterildi. Oradaki yargı kıskacı ve basın linci öyle sistematik bir hamleydi ki, bugün cinayetin anması yakın tarihin ilk inkârından bugüne devlet eliyle yaşatılmış bütün acıların ortak simgesine dönüşmüş durumda. Sırf bu gerçek bile bir başına çok şey anlatıyor.

Yaşama sevincine 2007'de topyekûn kastedilmiş biri olarak sizin yaşama sevincinize tez elden kavuşmanızı gönülden dilerim. Ve müsterih olun ki, özrünüzden öte anlayışınızdır benim için esas olan.

Dilerim bir gün gerçekten anlarsınız.

Karin Karakaşlı

Etiketler

Balkanlar kıyım