‘Bu hastalıkları biz yarattık, çözümü de bizde saklı’

Tony ve Karen Hill, sağlık alanındaki güçlerini de birleştirerek, uzun yıllar Amerika’da bütünsel beslenme ve ‘fitness’ alanında çalıştılar ve binlerce insanı sağlığına kavuşturdular. Beş yıl önce Türkiye’de yaşamaya karar veren Hill çiftin müdavimleri arasında Kıvanç Tatlıtuğ, Burcu Esmersoy, Bergüzar Korel ve Halit Ergenç gibi ünlü isimler de bulunuyor. Tony ve Karen’la sağlıklı yaşamı konuştuk.

Fotoğraf: BERGE ARABIAN

KARİN BAL
karinbal89@gmail.com

Hayat, Indiana’lı Tony ile İstanbullu Karen’in yollarını Kaliforniya’da kesiştirdi. Tanıştıktan bir ay sonra evlenme kararı alan Tony ve Karen, sağlık alanındaki güçlerini de birleştirerek, uzun yıllar Amerika’da bütünsel beslenme ve ‘fitness’ alanında çalıştılar ve binlerce insanı sağlığına kavuşturdular. Beş yıl önce Türkiye’de yaşamaya karar veren Hill çifti, müdavimleri arasında Kıvanç Tatlıtuğ, Burcu Esmersoy, Bergüzar Korel ve Halit Ergenç gibi ünlü isimlerin de bulunduğu ‘Burnfitness’ adlı merkezde, özel fitness eğitimleri sunuyor. Doğru olarak bilinen birçok beslenme alışkanlığının aslında yanlış olduğunu söyleyen ve insanların doğru beslenme alışkanlıklarını hayatlarının bir parçası haline getirebilmek için çalışan Tony ve Karen Hill’le hikâyelerini ve sağlıklı yaşam kavramını konuştuk.

  • Hayat sizi nasıl karşılaştırdı?

Karen: Üniversiteyi bitirdikten sonra yedi sene daha New York’ta yaşadım. Sonra bir iş için Türkiye’ye döndüm ve burada üç yıl kaldım. Ardından Kaliforniya’ya gittim. Tony’yle 1997’de, oradaki bir spor salonunda tanıştım. Tanıştıktan bir ay sonra da evlendik. Yıldırım aşkı mıydı, neydi, bilemem ama 17 senedir birlikteyiz.

  • Birlikte çalışmaya nasıl başladınız?

Tony: ‘Birbirimiz için yaratılmışız’ sözü bizim için söylenmiş. Birbirimizin zayıf yönlerini tamamlıyoruz. Bu uyum iş yaşantımıza da yansıyor. Birlikte tam bir ekip çalışması yapabiliyoruz. Evlendikten iki yıl sonra emekli oldum ve beraber çalışmaya başladık. 1999’da ‘full fitness’ anlayışıyla, sağlık ve beslenme konusuna odaklandık. Ardından kendi kulübümüzü kurduk.

  • Birlikte ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

K: Ben doğru beslenme ayağını, Tony ise fitness çalışmalarını yürütüyor. Misyonumuz, sağlığı tekrar tanımlayıp insanlara hatırlatmak. Türkiye’ye geldiğimizde sağlık bilincinin çok kötü bir noktada olduğunu gördük, oysa Buranın Amerika’dan daha iyi bir noktada olacağını düşünüyorduk. Yemek kültürü ve hayat tarzı tamamen değişmiş. Artık kimse doğru düzgün evde yemek yemiyor, yese de çok geç yiyor, o da TV’nin önünde, alelacele... Amerika’da ortaya çıkan tüm rahatsızlıkların Türkiye’de de sıradanlaştığına şahit olduk. İnsülin direnci, diyabet, hipoglisemi, kanser, hipertansiyon gibi hastalıklara çok sık rastlanıyor. O yüzden bir hatırlatma şarttı. Bu konuda birçok insana ulaşıp, yaşamlarında olumlu yönde değişime sebep olduk. Artık tek tek kişilere değil, daha geniş kitlelere hitap edebilecek projeler üretmeye çalışıyoruz. Kitaplar ve DVD’ler hazırladık. İki hafta sonra iki yeni kitabımızda daha çıkacak. Bu kitaplarda hiçbir şeyi saklamadan, bildiğimiz her şeyi sunmaya çalışıyoruz. Çocukların beslenme alışkanlıklarına dair bir projemiz de var. Bir araştırmaya göre, yeni nesildekiler, anne ve babalarından çok daha erken yaşta ölecek. Bütün bunlara dur demek istiyoruz.

  • Zayıflamak isteyenler diyetisyenlere koşuyor. Siz nasıl bir farklılık sunuyorsunuz?

K: Diyet denen şeyin bir bitiş tarihi var; hayat boyu sürdüremeyeceğin, kısa süreli faydaları olan bir şey... Biz ise hayat tarzında değişiklik yapmaya çalışıyoruz ki bu diyetten çok daha zor. Biri için beslenme programı oluşturduğum zaman aynı anda haftalık spor programı da veriyorum. Uyku saatlerinden ruhsal durumlarına kadar her ayrıntıya dikkat ediyorum. Çünkü tüm bu olumsuzluklar vücutta yağ birikimine yol açıyor. Doğru yaşam tarzını benimsetmeye çalışıyorum insanlara.

  • Fitness için nasıl bir program izliyorsunuz?

T: Öncelikle hastamı analiz edip ihtiyaçlarını belirliyorum. Uyguladığım programın niteliği kişiye göre değişiyor. Genelde insanlar bana geldiklerinde, ellerindeki dergide gördükleri ünlünün vücudunu göstererek “Böyle olmak istiyorum” diyorlar. Bense bugüne kadar öğrendiklerimi, ihtiyaçlar ve ihtimaller dahilinde hastalarıma aktararak, kendi vücut ağırlıklarını kullanmayı ve bu sayede kas yapmayı öğretiyorum, çünkü yöntemlerimde alet kullanmak söz konusu değil. Bu şekilde daha çok kalori harcarsınız. Antrenman sırasında kadınların vücudunda testosteron hormonu salgılanıyor, bu sıkılaşmayı sağlıyor. Erkekler ise maskülenleşiyor.

Aslında işin yalnızca %30’u fitness, geri kalanı beslenme. Ben fitness için aylık programları oluşturuyorum, Karen ise sekiz haftalık programlar oluşturuyor. Dört ile altı hafta arasında çalıştığınız zaman, vücudunuz bir daha asla eskisi gibi olmayacaktır. Seanslarım 30 dakika sürüyor. Her zaman söylediğimiz bir şey var; doğru yap, yarım saat yap, etkili olsun. İki saat spor yapıp yanlış egzersizler yapmanın hiçbir anlamı yok.

Her şey saatinde yararlı

Türkiye’de birçok danışanının yaşam tarzını değiştiren beslenme uzmanı Karen Hill, doğru yaşam tarzını şöyle anlatıyor: “Türkiye’de gözlemlediğim en büyük problem geç yenen akşam yemekleri. Tüm gün bir şey yenmemiş olsa da, akşam yemeği geç yendiği zaman yağlanmaya neden oluyor. Akşam sekizde yemek çoktan yenmiş olmalı. Öğün, salata veya bir sebze yemeği ve ona eşlik eden proteinden oluşmalı. Akşamları kesinlikle meyve yenmemesi gerekiyor. En masum meyvelerden elma, sabah yendiğinde detoks yaptırır, kilo verdirir, enerji verir, akşam yendiğinde ise karaciğer ve karın bölgesinde yağlanmaya, metabolik sendrom gibi hastalıklara sebep olur.

İkinci önemli konu ise yeterli protein alımı. Türkiye’de yeterli protein alınmıyor. Protein, vücudumuzun ve bağışıklık sistemimizin yapıtaşıdır. Danışanlarıma her zaman, sofraya bakmalarını ve doğadan gelen bir şey varsa onu yemelerini söylerim. Örneğin ekmek mi, pilav mı? Ekmek ağacı diye bir şey yok. Pilavı yemelerini tercih ederim, çünkü doğadan geldiğini biliyoruz. Bir de, iki saatte bir yemek yemek, yeni moda. Doğru dürüst ye, üç öğün ye.”

“Marketteki yoğurda ve süte yaklaşmayın”

“Süt ve süt ürünlerini hayatımızdan olabildiğince uzaklaştırmamız gerekiyor. Günümüzde marketlerde satılan yoğurdun ve sütün yanına bile yaklaşmayın. Yoğurdu buzdolabında bir ay beklettiğinizde rengi kırmızıya dönüşüyor. Güvenilir ve doğal olduğunu söyleyen markalar maalesef bu durumda. İçlerinde hiçbir probiyotik yok. Evde kendi yoğurdunu yapmak en sağlıklısı. Süt ve süt ürünleri, hazmı zor besinler. Ben kendi oğullarıma anne sütünden sonra süt ve süt ürünleri vermedim; o şekilde büyüdüler ve ikisi de gayet uzun boylu ve sağlıklı. Boy uzamasının sütle alakası yok. ‘Uyusun da büyüsün’ diye bir söz vardır ya, aslında bilimsel bir gerçekliğe dayanır. Uyku saatlerin doğru değilse, en muhteşem şekilde beslenmenin de, çok güzel spor yapıyor olmanın da, hiçbir faydası yoktur. İnsan vücudunun belirli hormonları ve onların salgılanma saatleri var. Büyüme ve onarım hormonu akşam 10’la, gece iki ile üç arasında salgılanıyor. Çocuklarım saat 9’da yatarlar; bu Türkiye’de duyulmamış bir şey. Amaç sekiz saat uyumak değil, önemli olan, hangi saatlerde uyuduğun. Eskiden geç saatte yatan çocuk göremezdiniz. Normlarımızla birlikte sağlık durumumuz da değişti, hastalıklar ortaya çıktı. Tıpta iki tür hastalık vardır; biri yaşam tarzından kaynaklanan, diğeri ise mikrobik hastalıklar. Yaşam tarzından kaynaklanan tüm hastalıkları biz yarattık, bunları düzeltmek de bizim elimizde ama doktorlar bunun yerine hastaların ellerine birer ilaç tutuşturuyor. Hayatını değiştirmek daha zor, ve zoru yapmayı kimse istemiyor. Bir de, en önemlisi su kullanımı. Türkiye’de inanılmaz derecede az su tüketiliyor, sudan başka her şey içiliyor. Oysa susuz vücut hastalıklıdır, asidiktir.”

Tony: Benim hikâyem Karen’inki kadar maceralı değil. 1959’da Indiana’da doğdum. Küçük yaştan beri sporla iç içeyim. 17 yaşımda sertifikalı olarak fitness eğitmenliği yapmaya başladım. Bu aslında benim ikinci işim; esas mesleğim polislik. Komiser olarak bir hapishanede görevliydim. Emekli olduktan sonra profesyonel olarak fitness koçluğu yapmaya başladım.

Karen: 1966’da Garo ve Şahnar Elcömert’in kızı olarak İstanbul’da doğdum. Çocukluğum, Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Kurtuluş’un sokaklarında geçti. Sırasıyla Mıhitaryan, Papyon ve Saint Michael okullarına gittim. Okulu hiç sevmeyen bir çocuktum. Üniversiteye gitmeyi bile düşünmüyordum.17 yaşındayken ailemle iki haftalığına New York’a gittik. Bu yolculuk oradaki yaşamın farklılıklarını görmeme vesile oldu ve “Ben geri gelmiyorum” dedim. Tek kelime İngilizce bilmiyordum. Öncelikle İngilizce eğitimi aldım. Dört ay içinde üniversiteye gidecek kadar İngilizce öğrenmeyi başardım. Ardından, üniversitede politika ve ticaret alanlarında eğitimime başladım, stajımı da Birleşmiş Milletler’de yaptım. Üniversite döneminde bilinçsiz beslenme sonucu 15 kilo almıştım. Beni çok mutsuz eden kiloları vermeye çalışırken bu konular ilgimi çekti ve araştırmaya başladım. Konunun çok ilginç ayrıntıları olduğunu gördüm. Bunun üzerine beslenme ve spor üzerine eğitim almaya karar verdim. Bu işin okulunu okuyup, gerekli sertifikaları aldım ve ‘bütünsel beslenme’ uzmanı oldum.

Kategoriler

Toplum Sağlık