BASKIN ORAN

Baskın Oran

İÇLİ DIŞLI

‘Büyük Barış’tan korkuyorum

Herkes çok umutlu ve sevinçli. ‘Büyük Barış’ geliyor. BDP Genel Başkan Yardımcısı şöyle dedi: “Kürt sorunu çözülecekse, Türkiye’deki demokratikleşmenin önünü açacaksa, bu sorunlar giderildikten sonra BDP ve AKP başkanlıkta anlaşabilir.” (Taraf, 25.02.2013). İster huysuz kişiliğime, ister şüpheci mesleğime, ister Kürt meselesini biraz bilme ve Başbakan’ı biraz tanıma iddiama verin. Çok huzursuzum, hatta korkuyorum, çünkü Kürtlere Öcalan ve BDP aracılığıyla verileceği söylenen ‘haklar’ı getirecek reformlar, Erdoğan’ı ‘Seçilmiş Padişah’ yapma şartına bağlandı. Son cümleyi açalım.

Kim kimdir, ne nedir?

Kürtler’ derken, bilelim: 90 yıldır kimliği inkâr edilmiş, Genelkurmay bildirisinin Mart 2005’te kullandığı tabirle ‘Sözde Vatandaşlar’dan bahsediyoruz. En başta, özerklik sözleriyle aldatılmışlar. Mevcudiyetlerinin farkına, ancak, PKK kurşun sıkmaya başlayınca varılmış. Kendi dillerinde su istemek veya türkü dinlemek cezalandırılmış. 1999’da sınırdışına çekilirken, fırsat bu fırsat denerek yüzlerce mensupları öldürülmüş. Gençleri ‘Türkiyeli’ kavramından bile soğumuş. Yani, artık çok işkilli ve beklentisi çok yüksek bir halktan bahsediyoruz. Eğer Kürtler bu sefer de hayal kırıklığına uğrarsa, Türkiye öldür Allah dikiş tutmaz.

Öcalan’ derken, bilelim: ‘Bebek katili’ sıfatıyla anılan, kendisine ‘sayın’ diyenlere ‘suç ve suçluyu övmek’ ve ‘terör örgütü propagandası yapmak’tan 10 ay hapis verilen, 14 yıldır tek başına bir adada tecride kapatılmış, bunun için Türkiye’de bozulmamış koster bırakılmamış bir mahkûmdan bahsediyoruz. ‘Müzakere’, bu koşullardaki biriyle ediliyor.

BDP’ derken, bilelim: Bir ay öncesine kadar değil muhatap alınmak, KCK tutuklamaları yüzünden belediye başkanı ve yönetici bulamaz hale gelmiş, Kürt meselesi yüzünden, ikisi AKP döneminde olmak üzere 13 partinin kapatıldığı bir ülkede, kapısına dokunulmazlık kaldırma fezlekeleri yığılmış bir siyasi partiden bahsediyoruz.

Haklar’ derken, bilelim: Ortada hak falan yok. Tamamen belirsiz kimi ‘şey’lerden bahsediyoruz. Bunların içinde en öne çıkarılanı, asgari insan hakları getiren Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Misakı. Onu da Türkiye, zaten 1988’de imzaladı, 1991’de 3723 s. kanunla onadı, 01.04.1993’te yürürlüğe koydu, ama sıkı durun, bugün itibariyle 20 yıldır, tek maddesini uygulamadı. Aksine, Haziran 2010’da, kaymakamlar ve valiler, belediye meclisi kararlarını veto yetkisine kavuştu.

Başbakan Erdoğan’ derken, bilelim: “Türkiye'de artık Kürt sorunu yoktur; terör sorunu vardır” (03.02.2013). Büyük yenilik: Atatürk dönemindeki ‘eşkıya’nın yerine ‘terörist’ koymuş. Dolapdere’de DTP’lilere pompalı tüfekle ateş açılınca: “Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, o da kendisini savunma yoluna gidecektir” (Kasım 2008). Öcalan hakkında: “Biz o sırada koalisyonda olsaydık ya idam edilirdi, ya da istifa ederdik, çekilirdik” (Haziran 2011). BDP’lilerin dokunulmazlıkları konusunda: “Biz yargıya zaten gerekeni söyledik, gereğini yapıyor; biz de parlamentoda yapacağız” (Eylül 2012). Tabii, bu sonuncusu, Erdoğan’ın yargı bağımsızlığına nasıl baktığını gösteriyor, bir de fütursuzluğunu.

Maktul BDP nasıl makbul oldu

Böyle bir Erdoğan neden birdenbire BDP’ye yanaştı? Gerçi artık alışıyoruz, ‘başkan’ olabilmek için bir süredir ‘botoks’ yaptırıyor: Ruhban Okulu sözü verip AB’ye, bazı bakanları görevden alıp doktorlara ve öğretmenlere, doğum iznini altı aya çıkarıp kadınlara, mahkûm generalleri ziyaret edip, ‘Şanghay Beşlisi’ diyerek ulusalcılara şirin gözükmeye çalışıyor. Bu mu? Hayır, daha kestirme bir durum:

2011 seçimlerinin ardından, Kürt meselesini artık barışçı bir çözüme kavuşturmak hedefiyle Ekim 2011’de çalışmaya başlayan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun temel ilkesi şuydu: “Md. 6: Komisyon, Komisyonu oluşturan bütün siyasi partilerin mutabakatı ile karar alır. Sürecin tamamlanıp tamamlanmadığı ve nihai metnin tekemmül edip etmediği hususu dahi mutabakat ile belirlenir.” (https://yenianayasa.tbmm.gov.tr/calismaesaslari.aspx).

dört ay geçmiş, toplam 96 madde görüşülmüş, 30’unda kesin uzlaşma sağlanmış, 35 madde için parantez açılmış, vatandaşlığın tanımında bile uzlaşma gözükmüşken, Başbakan birdenbire ‘Başkanlık’ önerisini patlattı. CHP ve MHP reddedince de, ‘diktatörlük’ tanımının gereğini yaptı: Kendi koyduğu kuralı, Komisyon’un ‘mutabakat ilkesi’ni yürürlükten kaldırdı: “Mart 2013 sonuna kadar uzlaşma olmazsa Meclis’ten geçirir, referanduma gideriz.” İşte o referandum için ihtiyacı var BDP’ye.

‘Seçilmiş Padişah’a teslim

Bugüne kadar parya muamelesi görmüş BDP, böyle bir durumda şu inanılmaz yetkileri isteyen Erdoğan’a başkanlık ışığı yakıyor: TBMM’yi fesih yetkisi; ülkeyi AYM tarafından iptal edilemeyecek kararnamelerle yönetme yetkisi; AYM, HSYK, Danıştay ve YÖK üyelerinin yarısını, ayrıca Yargıtay başsavcısını, büyükelçileri ve rektörleri seçme yetkisi. Zaten, yargıçların gerisini de, partisi AKP seçecek. Kuvvetler ayrılığı ilkesi mafiş.

Daha önemlisi, BDP bu inanılmaz desteği, “PKK silah bıraktıktan ve yurtdışına çıkarıldıktan sonra” AKP’nin “yapmayı düşündüğü” reformlar karşılığında verecek. Oysa, bu kadar işkilli ve beklentili bir halkın temsilcileri, umulurdu ki, önce, bu insanların ‘Türkiyeli Kürt’ kimliğini tanıyan özerkliği bir görsünler. Yani, çözüm planının aşamaları ters. Önce özerklik somutlaşmalıydı. Kürtlerin tek pazarlık gücü sıfırlandıktan sonra, PKK’nın (silahın) yerini alacak Kürt sivil toplumunun ve burjuvazisinin eline de, halkını ikna edecek sağlam bir özerklik verilmeden, her şey, Roboski’yi bile örtbas etmiş, ‘Kürt sorunu’ terimini bile reddeden Erdoğan’a emanet.

Peki, ‘kan dökülmesi’ durmasın mı? Tabii ki dursun da, son bir hayal kırıklığı patlak verirse, bir süre sonra her AVM’de bir ‘kan banyosu’ başlayabilir.