BASKIN ORAN

Baskın Oran

İÇLİ DIŞLI

‘300 Aydın Bildirisi’ ve ‘Türk’

Neredeyse tamamı ‘E.’ (emekli/eski). ‘300 Aydın Bildirisi’ imzacıları fevkalade mütenasip bir tablo oluşturdu. Tabirdeki gibi, böyle insanlar birbirlerini böyle yerde bulurmuş.

Fakat iki nokta dikkatimi çekti. Birinci ve hüzün verici nokta: Askerî yargıç Baki Tuğ’un imzasının yanında, Mülkiye’de öğrendiğimin yarısını bana öğretmiş hocam Mümtaz Soysal’ın imzasının oluşu. İkinci ve hayreti mucip nokta, imzalar arasında benim için saygıdeğer üç ismin bulunması: Ahmet Say, Prof. Halil İnalcık ve Prof. Cevat Geray. Neyse ki imzalar ‘çakma’ çıktı (aksam.com.tr, 29.03.2013 ve Taraf, 30.03.2013). BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’ninki de. Diğer yandan, bildiri yalan da söylüyor. İstenen şey Türk’ü anayasadan değil, vatandaşlık tarifinden çıkartmak. Çünkü Türk, kucaklayıcı falan değil, etnik ve dinsel yani düpedüz ayrımcı bir terim.

Irksal terim: ‘Türk’

1940’ların sonuna kadar mesela Ankara Askerî Baytar Mektebine Talebe Kayıt ve Kabul edilmek için birinci şart, “A) TC tebaasından ve Türk ırkından olmak”tır. 2004 tarihli Vatandaşlık Kanunu Yönetmeliği, Türk vatandaşı olmak isteyenlerin “soy durumunun tetkiki”ni istemektedir. 2009 tarihli Türk Vatandaşlık Kanunu’nun geçici 1. maddesinin başlığı ‘Türk soylu yabancılar’dır.

Rahmetli dostum Şerafettin Elçi bakanken, “Türkiye’de Kürtler vardır, ben de Kürt’üm” dediği için, ona 30 ay hapis yatırılmıştır ama, İçişleri Bakanı Meral Akşener Mart 1997’de Öcalan’a “Ermeni dölü” deyip, güya ‘Türk Milleti’ kapsamında olan Ermeni ve Kürtlere çifte hakaret ettiği halde, Türklüğü aşağılamayı cezalandıran TCK 301’den takibata bile uğramamıştır. Kasım 2008’de Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül “Bugün Rum ve Ermeniler olsaydı milli devlet olamazdık” demiştir.

Sonuç: Gayrimüslimler ve Kürtler Türk milletinin dışındadır. Yani ‘Türk’, milleti katiyen kapsamayan, etnik bir terimdir. Kaldı ki, Anayasa Md. 66 uyarınca, ‘Türk’ terimi Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olanların adıysa, Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olmayan, mesela Azerbaycan vatandaşlarına niye ‘Türk’ denmektedir? 2009/14699 sayılı Çalışma İzninden Muaf Tutulacaklara İlişkin Yönetmelik’te Yunanistan, Irak, Çin, Afganistan, Bulgaristan ve KKTC’deki “Türk soylu yabancılar” çalışma izninden niçin muaf tutulmaktadır?

Dinsel terim: ‘Türk’

Bir milletin adıdır denen bu etnik terim, aynı zamanda dinsel bir terimdir. Bu ülkede Türk terimi, halk ve özellikle de devlet katında daima ‘Müslüman Türk’ biçiminde algılanmış ve uygulanmıştır. Gayrimüslim vatandaşlara hiçbir biçimde ‘Türk’ denmez, ‘Rum vatandaş’ vs. veya kısaca ‘vatandaş’ denir ve açık açık ayrımcılık uygulanır.

Örnekler sayısızdır. 1920’lerde İstanbul gayrimüslimlerinin il dışına izinsiz çıkmaları yasaklanmıştır. 1930 ve yine 1960’larda ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyaları düzenlenmiştir. Gayrimüslimler 1940’lara kadar normal nüfus kütüklerine değil Ecanip [Yabancılar] Defteri’ne kaydedilmişlerdir. 1941’de İstanbul ve Trakya’daki gayrimüslim erkekler askere alınmış ama yol inşaatında çalıştırılmışlardır. ‘Vatandaş Türk Malı Kullan’ kampanyaları 1950’lerde ‘Türk olmayanlardan alışveriş etmeyin’ kampanyalarına dönüşmüştür. 1942 Varlık Vergisi’nden mallarını, 6-7 Eylül 1955 pogromundan da canlarını kurtarabilen Gayrimüslim vatandaşlar, ‘1936 Beyannamesi’ uygulamasının 1970’lerde devreye girmesiyle, vakıflarından da yoksun kılınmıştır. Mesela Yargıtay’ımız 1971, 74 ve 75’te, Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nın, “Türk olmayanlar” tarafından kurulduğu için, mal edinmesini yasaklamıştır. Oysa, vakıf kurucularının cebinde T.C. nüfus cüzdanı durmaktadır.

Kâfi değilse devam edelim. Gayrimüslim azınlık okullarının her birine 625 s. kanun Md. 24/2 uyarınca ‘Türk asıllı ve TC uyruklu başmüdür yardımcısı’ tayin edilmiştir. 1988’de çıkarılan Sabotajlara Karşı Korunma Yönetmeliği’ndeki tehlikeli gruplar listesinin ilk sırasında şu vardır: ‘Memleket içindeki Yerli Yabancılar (Türk tebalı)’. 17.04.1996’da İstanbul 2 numaralı İdare Mahkemesi’nin bir Rum azınlık okulu öğretmeni için kullandığı terim şudur: ‘Yabancı uyruklu TC vatandaşı’. Şu anda devam etmekte olan gayrimüslim cinayeti davalarında bir türlü ‘örgüt’ bulunamamakta, öldürülenler ya kazayla yahut ‘münferit’ olay sonucunda ölmüş olmaktadır. Aslında, bu kadar laf boşunadır, çünkü günümüzde güzel sanatlar ve üniversite dışında, gayrimüslim devlet memuru yoktur.

‘Bidon’ ne veya kim?

İmzacıların en vitrinde olanı, Prof. İlber Ortaylı. Bir zamanlar Mülkiye’de sevimli bir talebe idi. Diyor ki, “Türkiyeli” diye bir terim olmaz, “bidon terim”dir, çünkü tercüme edilemez.

İzmirli’ oluyor da ‘Türkiyeli’ niye olmuyor veya –kendi kategorisi olan– ‘ulusalcı’yı nasıl tercüme ediyoruz soruları bir yana, İlber kardeşim herhalde yoğun medya faaliyetinden okumaya fırsat bulamamış olacak: Kendisinin hesabınca, ‘bidon’un en önde gideninin şu kişi olması lazım: ‘Gazi M. Kemal’. Çünkü 1921 Anayasası Temmuz 1923’te tadil edilirken, taslakta kendi el yazısıyla, dört maddede (Md. 12, 13, 14 ve 15) ‘Türkiyeli’ terimini kullandı (Türkiye Cumhuriyeti İlk Anayasa Taslağı, tıpkıbasım, İstanbul, Boyut Yayın, 1998). Ama yerim kalmadı devamını anlatacak. Gelecek sefere inşallah; öğretmek sevapmış.

‘300 Aydın Bildirisi’ ve ‘Türk’

Baskın Oran

Neredeyse tamamı ‘E.’ (emekli/eski). ‘300 Aydın Bildirisi’ imzacıları fevkalade mütenasip bir tablo oluşturdu. Tabirdeki gibi, böyle insanlar birbirlerini böyle yerde bulurmuş.

Fakat iki nokta dikkatimi çekti. Birinci ve hüzün verici nokta: Askerî yargıç Baki Tuğ’un imzasının yanında, Mülkiye’de öğrendiğimin yarısını bana öğretmiş hocam Mümtaz Soysal’ın imzasının oluşu. İkinci ve hayreti mucip nokta, imzalar arasında benim için saygıdeğer üç ismin bulunması: Ahmet Say, Prof. Halil İnalcık ve Prof. Cevat Geray. Neyse ki imzalar ‘çakma’ çıktı (aksam.com.tr, 29.03.2013 ve Taraf, 30.03.2013). BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’ninki de. Diğer yandan, bildiri yalan da söylüyor. İstenen şey Türk’ü anayasadan değil, vatandaşlık tarifinden çıkartmak. Çünkü Türk, kucaklayıcı falan değil, etnik ve dinsel yani düpedüz ayrımcı bir terim.

Irksal terim: ‘Türk’

1940’ların sonuna kadar mesela Ankara Askerî Baytar Mektebine Talebe Kayıt ve Kabul edilmek için birinci şart, “A) TC tebaasından ve Türk ırkından olmak”tır. 2004 tarihli Vatandaşlık Kanunu Yönetmeliği, Türk vatandaşı olmak isteyenlerin “soy durumunun tetkiki”ni istemektedir. 2009 tarihli Türk Vatandaşlık Kanunu’nun geçici 1. maddesinin başlığı ‘Türk soylu yabancılar’dır.

Rahmetli dostum Şerafettin Elçi bakanken, “Türkiye’de Kürtler vardır, ben de Kürt’üm” dediği için, ona 30 ay hapis yatırılmıştır ama, İçişleri Bakanı Meral Akşener Mart 1997’de Öcalan’a “Ermeni dölü” deyip, güya ‘Türk Milleti’ kapsamında olan Ermeni ve Kürtlere çifte hakaret ettiği halde, Türklüğü aşağılamayı cezalandıran TCK 301’den takibata bile uğramamıştır. Kasım 2008’de Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül “Bugün Rum ve Ermeniler olsaydı milli devlet olamazdık” demiştir.

Sonuç: Gayrimüslimler ve Kürtler Türk milletinin dışındadır. Yani ‘Türk’, milleti katiyen kapsamayan, etnik bir terimdir. Kaldı ki, Anayasa Md. 66 uyarınca, ‘Türk’ terimi Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olanların adıysa, Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olmayan, mesela Azerbaycan vatandaşlarına niye ‘Türk’ denmektedir? 2009/14699 sayılı Çalışma İzninden Muaf Tutulacaklara İlişkin Yönetmelik’te Yunanistan, Irak, Çin, Afganistan, Bulgaristan ve KKTC’deki “Türk soylu yabancılar” çalışma izninden niçin muaf tutulmaktadır?

Dinsel terim: ‘Türk’

Bir milletin adıdır denen bu etnik terim, aynı zamanda dinsel bir terimdir. Bu ülkede Türk terimi, halk ve özellikle de devlet katında daima ‘Müslüman Türk’ biçiminde algılanmış ve uygulanmıştır. Gayrimüslim vatandaşlara hiçbir biçimde ‘Türk’ denmez, ‘Rum vatandaş’ vs. veya kısaca ‘vatandaş’ denir ve açık açık ayrımcılık uygulanır.

Örnekler sayısızdır. 1920’lerde İstanbul gayrimüslimlerinin il dışına izinsiz çıkmaları yasaklanmıştır. 1930 ve yine 1960’larda ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyaları düzenlenmiştir. Gayrimüslimler 1940’lara kadar normal nüfus kütüklerine değil Ecanip [Yabancılar] Defteri’ne kaydedilmişlerdir. 1941’de İstanbul ve Trakya’daki gayrimüslim erkekler askere alınmış ama yol inşaatında çalıştırılmışlardır. ‘Vatandaş Türk Malı Kullan’ kampanyaları 1950’lerde ‘Türk olmayanlardan alışveriş etmeyin’ kampanyalarına dönüşmüştür. 1942 Varlık Vergisi’nden mallarını, 6-7 Eylül 1955 pogromundan da canlarını kurtarabilen Gayrimüslim vatandaşlar, ‘1936 Beyannamesi’ uygulamasının 1970’lerde devreye girmesiyle, vakıflarından da yoksun kılınmıştır. Mesela Yargıtay’ımız 1971, 74 ve 75’te, Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nın, “Türk olmayanlar” tarafından kurulduğu için, mal edinmesini yasaklamıştır. Oysa, vakıf kurucularının cebinde T.C. nüfus cüzdanı durmaktadır.

Kâfi değilse devam edelim. Gayrimüslim azınlık okullarının her birine 625 s. kanun Md. 24/2 uyarınca ‘Türk asıllı ve TC uyruklu başmüdür yardımcısı’ tayin edilmiştir. 1988’de çıkarılan Sabotajlara Karşı Korunma Yönetmeliği’ndeki tehlikeli gruplar listesinin ilk sırasında şu vardır: ‘Memleket içindeki Yerli Yabancılar (Türk tebalı)’. 17.04.1996’da İstanbul 2 numaralı İdare Mahkemesi’nin bir Rum azınlık okulu öğretmeni için kullandığı terim şudur: ‘Yabancı uyruklu TC vatandaşı’. Şu anda devam etmekte olan gayrimüslim cinayeti davalarında bir türlü ‘örgüt’ bulunamamakta, öldürülenler ya kazayla yahut ‘münferit’ olay sonucunda ölmüş olmaktadır. Aslında, bu kadar laf boşunadır, çünkü günümüzde güzel sanatlar ve üniversite dışında, gayrimüslim devlet memuru yoktur.

‘Bidon’ ne veya kim?

İmzacıların en vitrinde olanı, Prof. İlber Ortaylı. Bir zamanlar Mülkiye’de sevimli bir talebe idi. Diyor ki, “Türkiyeli” diye bir terim olmaz, “bidon terim”dir, çünkü tercüme edilemez.

İzmirli’ oluyor da ‘Türkiyeli’ niye olmuyor veya –kendi kategorisi olan– ‘ulusalcı’yı nasıl tercüme ediyoruz soruları bir yana, İlber kardeşim herhalde yoğun medya faaliyetinden okumaya fırsat bulamamış olacak: Kendisinin hesabınca, ‘bidon’un en önde gideninin şu kişi olması lazım: ‘Gazi M. Kemal’. Çünkü 1921 Anayasası Temmuz 1923’te tadil edilirken, taslakta kendi el yazısıyla, dört maddede (Md. 12, 13, 14 ve 15) ‘Türkiyeli’ terimini kullandı (Türkiye Cumhuriyeti İlk Anayasa Taslağı, tıpkıbasım, İstanbul, Boyut Yayın, 1998). Ama yerim kalmadı devamını anlatacak. Gelecek sefere inşallah; öğretmek sevapmış.