YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

HDP: Umutlar, beklentiler…

Geçen haftasonu HDK (Halkların Demokratik Kongresi) genel kurulu ve HDP’nin (Halkların Demokratik Partisi) birinci kongresi vesilesiyle Ankara’daydık. İki toplantı da kritik önemdeydi, zira yerel seçimlere Doğu’da BDP, Batı’da HDP olarak iki partiyle girilmesine karar verildiğinden bu yana HDP’nin nasıl, ne şekilde, hangi felsefe ile kurulacağı, nasıl bir performans göstereceği tartışılmaktaydı. Beri yandan, solda, demokratik platformda faaliyet gösteren çok sayıda siyasi geleneğin, akımın, sivil toplum kuruluşunun, kadınların, LGBT örgütlerinin bileşiminden oluşan ve HDP’nin dayandığı zemini teşkil eden HDK da, bilhassa Gezi Direnişi’nden bu yana ilk kez kendini gözden geçirecekti. Zira HDK baştan beri Gezi’de ortaya çıkan manzaraya “Evet, biz de zaten böyle bir şey kurmuştuk, Gezi bizdeki yapının sokağa yansımasıdır” diye bakıyordu ama bakalım HDK delegeleri ne diyordu?

Cumartesi günkü genel kurula damgasını vuran, Gezi Direnişive HDP’nin kuruluşu oldu. Salona gelenleri dev bir ‘umuda yolculuk’ pankartı karşılamaktaydı ve söz alan herkes, hemHDP’nin yeni bir umut olacağından, hem de Gezi’de temsil edilenle HDK ve HDP’nin aynı zeminde buluştuğundan söz etmekteydi. Bu vurgular büyük coşkuyla karşılandı.Ancak söz alan delegelerin bir kısmı,HDK’nın Gezi’de pek de hızlı bir refleks geliştiremediğinden yakındı. Bu eleştirilerin bazılarının ‘bölge’den gelen delege ve katılımcılardan geldiğini not düşelim.

Beri yandan, Alevi toplulukların da HDK’ya neredeyse siyasal Kürt hareketi kadar ilgi gösterdiği de not düşülmeli. Kongrenin diğer başlıca konusu, AKP’nin Alevilerle ilgili politikalarıydı ve bu konuda söz alan herkes ilgiyle dinlendi, eleştirileri alkış buldu. Gerek kongrenin, gerekHDP’nin Ermenilerin temsiline de önem verdiğinin altını çizmek gerek. Dolayısıyla, bir adım geriye çekilip bakıldığında, Cumhuriyet ideolojisinin, AKP’nin, ‘çoğunluğun’ ittiği, ezdiği toplulukların ve siyasetlerin sanki kendiliğinden gittiği, hani ayakların kendi kendine götürdüğü bir zemin olmaya aday, HDK.

Belli ki HDP’nin de böyle bir felsefe ile kurulması, böyle bir adres olması amaçlanmış. Ertesi günkü HDP kongresi de coşkulu ve kalabalıktı. Oradaki konuşmalarda da mutlaka üzerinde durulan nokta Gezi Direnişi’ydi ve aynı şekilde, HDP’nin, Gezi Direnişi’nin vücut bulduğu parti olduğuna, olacağına dikkat çekildi her fırsatta, bu yöndeki her söz büyük alkış aldı, sloganlarla karşılandı. Fakat doğrusunu isterseniz, bu kadar fazla vurgu biraz da şüphe doğuruyor, iki açıdan. Böyle doğal bir simbiyoz olsa, bunu bu kadar vurgulamaya muhtemelen gerek kalmazdı. Öncelikle, biliyoruz ki Gezi Direnişi’nde kıvılcımı çakanlardan biri Sırrı Süreyya Önder’di fakat direniş, 30 gün boyunca halden hale girdi, kendi içinde dönüşümler geçirdi ama olamadığı tek şey, bir parti ya da klasik bir yapıda vücut bulmaktı.Birkaç gün içinde parka kuruluveren ulusalcı-faşizan güçleri bir kenara koyarak söylüyorum elbette bütün bunları.Böyleydi diye bunu bir veri olarak almak ve Gezi Direnişi ile irtibat kurmayı savsaklamak, benzer şeyler düşünen bir parti için uygun bir politika değildir elbette, ancak her seferinde “Adres biziz” demek ya da bunu ısrarla söylemek de uygun kaçmayabilir. Eğer öyleyse, o direniş zaten gelir, adresini bulur muhtemelen.

İki açıdan demiştik. İkinci olarak ise, bir gün önce HDK genel kurulunda dile getirilen eleştirileri hatırlamak mümkündü. Bilhassa BDP yöneticilerinin –ki, meşru ve anlaşılır bir siyasetti– Gezi’ye az biraz mesafe ile bakan sözleri hâlâ hatırlardaydı ve belli ki burada da bir netleşmeye ihtiyaç var.

Kalan meselelere gelirsek... HDP kongresinde, evet, umut vardı ama bazı soru işaretleri de yok değildi. Neden böyle bir adıma gerek duyulduğu, yani BDP hayli güçlü ve ilgi odağı iken, hatta siyasal Kürt hareketi tarihi macerası boyunca böyle bir meşruiyete ilk kez kavuşmuşken, neden mevcut ve hedeflenen tabanın aklını karıştıracak bir hamle ile yeni bir parti kurulduğu çok iyi anlaşılamamıştı. Gerekçe bir ‘Türkiye partisi’ olmak ise, BDP zaten bilhassa son yıllardaki performansıyla bunu neredeyse yakalamıştı. Bu konuda yapılan izahatlar hâlâ tartışılıyor;siyasal Kürt hareketine yön veren çevrelerinbunu aklındatutmasında fayda var.

İkinci olarak, partinin iddiasını ele alabiliriz. Her fırsatta, partinin Kürtlerin yanısıra sol-sosyalist siyasetlerin, Alevilerin, yoksulların, Ermenilerin, kadınların, LGBT bireylerin adresi olacağı vurgulanıyor ve gerek kongredeki divan kurulunun bileşimi, gerek parti meclisinin dağılımı, gerek kongredeki hava, bize,bu iddianın hayata geçirilebileceği yönünde bir gösterge sunuyor. Sevindirici ve umut vericidir ancak bundan sonrası için de bir söz söylemeye, siyasi zeminde yeni bir söz oluşturmaya ihtiyaç var. Nasıl bir söz olacak bu? İhmale gelir bir mesele değil bence.

Velhasıl;HDP’nin kuruluşu gerçekten de bir umut ve beklenti yarattı. Bilhassa sol- sosyalist hareketin son 30 yıldaki yenilgilerden, çekişmelerden, hayal kırıklıklarından örülü tarihini düşünürsekne kadar önemli ve tarihsel bir dönemeçte olduğumuz daha iyi anlaşılır. Zaten kongrede de bilhassa orta yaşlı kuşağın aklının bir köşesinde hep bu tarih vardıve gerek kürsü konuşmalarında, gerek ikili-üçlü sohbetlerde bu günleri göremeyen, ama hayatlarını bu yola adayanlar anıldı, hatıraları hep taze tutuldu. Keşke Hrant da anılsaydı.

Özetle, umutlar, beklentiler çok büyük. Tam da bu yüzden, bu hamleyi boşa çıkarmamak adına, bileşenlerin, omuz verenlerin üzerine büyük bir görev düşüyor. Hem Doğu’da, hem Batı’da yeni bir umut yaratmak ve yeni bir söz söylemek. Gerekli, ama kolay değil. Yolu açık olsun HDP’nin.