Asıl belirleyici olan taziye sonrası gelecek adımlar

Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği Mühürlü Kapı Konfreransı’na katılan siyasetçi ve tarihçi Gerard J. Libaridian’la, gerçekliği hakkında tartışmayı onur kırıcı bulduğu soykırımın 100. yılı yaklaşırken, soykırımı konuştuk.

LORA SARIlorasari@agos.com.tr

MARAL DİNK
maraldink@gmail.com

Hrant Dink Vakfının, 22-23 Kasımda, Ankara Üniversitesinde düzenlediği Mühürlü Kapı: Türkiye Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansındaki ilk panelin oturum başkanı Gerard J. Libaridiandı. 1991–1998 yılları arasında, Ermenistanın ilk cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyanın görevi süresince danışmanlığını yapan siyasetçi ve tarihçi Libaridianın oturumunda, en çok soru panel konuşmacılarına değil, kendisine yöneltildi. Sınır, 1993te kapatıldığında görevde olan Libaridianı bulmuşken, ona soru sormak elbette anlamlıydı. ABDde sahte belgelere dayanarak soykırım iddialarını ortaya atan Libaridian mısınız siz yoksa? diye sorulduğundaysa, ağırbaşlılıkla, Ben burada soykırımın olup olmadığını tartışmayacağım. Soykırımın olup olmadığını hiçbir zaman tartışmayacağım. Ben bunu bir hakaret olarak görürüm yanıtını verdi. Biz de, Libaridianın, gerçekliği hakkında tartışmayı onur kırıcı bulduğu soykırımın 100. yılı yaklaşırken, onunla bu konuyu konuşmadan edemedik.

2015 beklentilerinizden başlayalım. Nasıl geçer dersiniz?

Ermenistan hükümeti, Diaspora, kiliseler, siyasi partiler ve kültür kurumları tarafından yürütülen bazı hazırlıklar ve bir hareketlenme var. Soykırımın 100. yılının, 99. yılından daha farklı bir anlamı olacağıyla ilgili beklentisi olanlar da var. Bir gün önce ya da sonra, yani, 25 Nisan 2015 gününde olup da, 23 Nisan 2015 gününde olmayan nedir? sorusunun cevabı benim için henüz net değil. Kimisi, tüm bu girişimlerin, faaliyetlerin, halka ilişkiler çalışmalarının, lobiciliğin, hükümetlerin kullanacağı dilde daha belirgin bir etkisi olabileceğini düşünebilir. Örneğin, Obamanın belki de bu defa soykırım kelimesini kullanacağına dair beklentisi olanlar var. Bütün bunların, Türkiye hükümetinin algısında herhangi bir değişime yol açacağına dair beklenti içinde olan var mı, bilmiyorum. Ama, birileri muhakkak, konuyu soykırımı tanıma meselesinden, telafi ve tazmin meselesine kaydırmaya çalışacaktır.

Sizce Obama soykırım ifadesini kullanır mı?

Obamanın bu ifadeyi kullanıp kullanmayacağı, benim şahsen umurumda değil. Huzurumuz, planlarımız, gündemimiz, ABD ve Çin başkanlarının bu ifadeyi kullanmasına bağlı olmamalı. Bana kalırsa, Türkiye hükümetinin soykırımı tanıması ne kadar önemli olsa da, bu tercih bizim toplum, ulus ve Diaspora olarak gelişimimiz yönünde alacağımız kararları rehin almamalı. Her şeyin, bir başkasının soykırımı tanımasına odaklanmasından ve bu sebeple de beynimizin, kalbimizin ve ruhumuzun başkaları tarafından kontrol edilmesi yaklaşımından ayrı durduğum yer burası. Obamanın bu ifadeyi kullanma ihtimali nedir, emin değilim. Eğer ABD ve Türkiyenin ilişkileri çok kötü olursa, Obama veya ABD hükümetinden biri bu ifadeyi kullanabilir. Ama yine de soykırım demeyeceklerini düşünüyorum. Büyük Felaket demeye devam edecektir, ya da daha güçlü bir ifade tercih edebilir ama soykırım diyecek kadar ileri gitmez.

Diyelim, Obama soykırım dedi. Sizce bu durum, Türkiye Ermenileri için herhangi bir tehlike yaratır mı? Saldırılar gibi mesela...

Diaspora kurumları ve liderleri, genellikle Türkiye Ermeni toplumuna karşı oldukça duyarsız oldular. Hesaplar ve planlar, genelde buradaki toplum göz önünde bulundurularak yapılmaz. Ama elbette tüm bunlar, Hrantla birlikte değişti. Diğer Ermeni toplumlarına görece daha küçük olsa da, burada da faaliyetlerin olduğunu fark ettik ve bu sadece Hrantın mirası ve Hrant Dink Vakfıyla sınırlı kalmadı. Türkiyeli Ermeniler de hayata geri döndü. Türkiyedeki ve Ermeni toplumu içindeki değişimler göz önünde bulundurulduğunda, Türkiyeli Ermenilerin bir tarihi, temeli, hafızası ve potansiyeli olduğunu gördük. Kilisenin yönlendirdiği ve kilise tarafından tanımlanmış çok muhafazakâr bir toplum var burada. Diğer yandan, daha farklı bir karakteri olan ve kilisenin etki alanı dışında kalan inisiyatifler ve faaliyetler olduğunu da görüyoruz. Açıkçası, aşırı uç unsurlardan bir tepki gelmesi mümkün gözüküyor ve bu konuda ne yapılabilir, bilemiyorum. Fakat, hükümet kanadından bu anlamda bir tepki beklemiyorum. Yine de bu konunun takip edilmesi, Türkiye içinde, Türkiyeli Ermeniler ve hükümet arasında çözümlenmesi ve Diasporanın karışmaması gerekiyor. Aklıma gelen en iyi çözümse, sadece alınabilecek bazı önlemler.

Diaspora, genellikle Türkiye Ermeni toplumuna karşı oldukça duyarsız oldular. Bu, Hrant’la birlikte değişti. Burada da faaliyetlerin olduğunu fark ettik ve bu sadece Hrant’ın mirası ve Hrant Dink Vakfı’yla da sınırlı kalmadı. Türkiyeli Ermeniler de hayata geri döndü.

Ermeniler için 2016yı nasıl görüyorsunuz?

Temelde hiçbir şeyin değişmediğini göreceğiz, işte olacak olan bu. Dünya, her zamanki gibi dönmeye devam edecek. Ve sanıyorum ki, Ermenilerde de belli bir yorgunluk olacak. Soykırımın 100 yıl sonrasındaki dünyaya nasıl ayak uydurulacağını düşünmeye başlayacaklar. Önceden de söylediğim gibi, benim esaslı bir değişim beklentim yok. Bazı değişimler olabilir. Türkiye hükümeti tarafından mütevazı da olsa bazı adımlar atıldı, belki sembolikti fakat önemliydi. Ve bu adımlar, Ermenilerin dünyasında, Türkiye hükümetine daha pozitif bir bakış açısıyla yaklaşılan genişçe bir alanın oluşmasına sebep olabilir. Türkiye hükümeti, belirli bir yönde ilerliyor ve bizim bunu desteklememiz, belki de birlikte çalışarak bu adımlarla mümkün mertebe yol alındığından emin olmamız gerekiyor. Yani, dünyayı sarsacak derecede olmasa da, eninde sonunda nitelikli değişimlerin önünü açacak küçük kazanımlar elde edilebilir.

Erdoğanın taziye mesajı nasıl bir adım sizce?

Büyük bir adım bu. İlk defa, Türkiyenin bir başbakanı bu konu hakkında herhangi bir şey söyledi.

O hâlde, bu adım 2015in nasıl geçeceği hakkında bir fikir verebilir mi?

Olabilir. Yeni başbakan, bu konuda yeni bir söz söyleyebilir ya da belki Erdoğan söyler. Ve bu, duymak istediklerimize daha yakın sözler de olabilir, elbette soykırım ifadesini kullanmadan. Böyle bir şey yapacaklarından oldukça eminim. Soykırımın 99. yılında bir şeyler söyleyip de, 100. yılında söylememelerine imkân yok. Taziye mesajından daha iyi bir açıklama yapılıp yapılmayacağını bekleyip göreceğiz, aslında onların da bunu bildiklerinden emin değilim. Hükümet, Ermenileri dinliyor. Her görüşten Ermeniyle konuşmak için büyük bir çaba harcıyor ve henüz ne denmesi gerektiği konusunda bir karar verildiğini düşünmüyorum. Taziye çok önemli bir adımdı ve halk düzeyinde tartışmalara yol açabilirse, önemli olmakla kalmayıp bir temel de teşkil eder. Fakat, taziye mesajı, tartışmayı kapatmaya teşebbüs ve bir son olarak görülürse, her zamankinden daha zarar verici olur. Yani, kendi içinde ve başlı başına şahane bir adım olsa da taziyenin ardından gelecek adımlar belirleyici olacak.

Taziyenin öncesinde ve sonrasında, lobicilik faaliyeti yapmaktan geri durmadıklarını da gördük bu yıl.

Öyle. Resmî pozisyonları değişmedi. İlk olarak tarzları değişti ve artık stratejileri çok da fazla soykırımın tanınması konusunda kafa kafaya savaşmak üzerine değil. 10 sene önce böyleydi. Şimdiyse, Bu konu tartışmaya açıktır, Bilemiyoruz, Bırakalım tarihçiler karar versin gibi ifadeler kullanıyorlar. Daha incelikli bir yöntem bu. Fakat bir kez pozisyonunuzdan vazgeçerseniz, o zaman altınızdaki toprak da kaymaya başlar. Onların da pozisyonu artık sallantıda. Üzerinde durdukları zemin sağlam değil, çünkü artık onu sağlam tutabilmeleri mümkün değil. Zaten gördüğüm kadarıyla da, bu konuda kana susamış bir halleri de yok. Zemini kaybettiklerinin farkındalar. Bir yandan soykırım değil derken, diğer yandan makul gözükmenin orta yolunu arıyorlar.

Peki sizce neden bu pozisyondan vazgeçtiler?

10 yıl önceki pozisyonu sürdürebilmek çok zor. Yalnızca, Ermenilerin soykırımın tanınması için verdiği mücadeleler sayesinde değil, bu hükümetin zihniyetinin de bir bakıma farklı olmasıyla ilgili. Politik kuramlarında kullandıkları kaynaklar ve bakış açıları ulusalcı olmaktan ziyade dindar bir eğitime dayanıyor. Ki, bu bazı durumlarda Ermeniler için yararlı bir durum, bazen de değil. Ama, ulusalcı geleneğe karşı eleştirel bir tutum sergileyerek Osmanlı geleneğine yaklaşıyorlar. Osmanlının daha hoşgörülü olduğunu düşünüyorlar. Fakat, onları, Jön Türklerin dindar olmadığı konusunda ikna etmeli. Jön Türkler için en önemli şey din değildi, ulusalcılığa doğru ilerliyorlardı ki, bu hükümetin sevdiği bir şey değil. Erdoğan, Dersim Katliamını eleştirerek –ki bunun olması önceden mümkün değildi– ulusalcılığın ve muhalefetin itibarını sarsmak istedi. Yapılacak çok iş var ve biz bu hükümete, önceki hükümetlere davrandığımız gibi davranamayız. Bu Türkiye için daha iyi de olabilir, daha kötü de, fakat yine de bu farklı bir dünya ve Ermenilerin, onların yarattığı bu zihinsel ve felsefi ortamı anlamaya yönelik bir çabası yok. Bu hükümetin, diğerlerinden farklı olduğunu anlamak zorundayız.

 Erdoğan-Davutoğlu ilişkisine dikkat!

 Sizce bu hükümet, sınır meselesine nasıl yaklaşıyor?

Şu anda, bu konuda bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Bence Abdullah Gülün daha farklı bir çizgisi vardı ve bir şeyler yapmak istedi. Fakat Erdoğan, o kadar emin değildi. Zamanla Gülün etkisi azaldı, Erdoğanınki arttı ve Erdoğan bu konuda sertleşti. Davutoğlu hakkında emin değilim. Şimdi, asıl ilginç olan soruysa, Erdoğan ve Davutoğlunun birbirleriyle nasıl bir ilişki kuracağı. Birbirlerine çok sâdık iki dostlar, ama anayasa yetkiyi başbakana vermesine rağmen, Sayın Erdoğanın ülkenin gerçek lideri gibi davranıyor olması, onları eninde sonunda garip bir pozisyona sokabilir. Öyle veya böyle, doğru veya yanlış, Karabağda bir ilerleme olmadıkça, sınır mevzusunda büyük bir fark olacağını sanmıyorum. Bu çok derin ve kökleşmiş bir mevzu.

Konferans nasıl geçti dersiniz? Bir şeylere yardımcı olmuş mudur?

İlla ki... Bu mevzu önceden de tartışıldı, üzerine çokça yazıldı. Ama ilk defa bu konferansla, bütünlüklü bir içerik oluşturuldu. İlk defa, sınırın kapalı olmasının ne anlama geldiğini tamamen anladık; siyasi, ekonomik ve toplumsal yönleriyle... Konferansa konuşmacı olarak katılan 14 Türk akademisyen vardı ve soykırımın tanınması veya benzeri konularda çalışmış kişilerden bahsetmiyoruz. Türkiyede soykırım dışında, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini devlet düzeyinde düşünen ve sınır konusunda çalışan genç insanlar var. Ayrıca, Dışişleri temsilcilerinin de konferansa katıldığını gördük. Sınır meselesinin, Türkiyenin dış politikasında gündem maddesi olarak nasıl bir yeri olacağının formülasyonunun yapılabilmesi açısından da bu konferans, çok önemli bir temel oluşturdu.



Yazar Hakkında

1989 İstanbul doğumlu. Ermeni dili ve kültürü, yaşam, popüler kültür, müzik ve sinema haberleri yapıyor.