NAZAR BÜYÜM

Nazar Büyüm

DÖNÜP BAKTIĞIMDA 

Git Bunu Dağlarda Anlat

Jules Feiffer dizi karikatürleri düzinelerce yayında eşzamanlı yayımlanan eşsiz bir mizahçı, toplumsal/siyasal eleştirmen, az bulunur bir hiciv ustasıydı. Boy Girl Boy Girl adlı kitabında iyi giyimli bir bölük liberal, kokteyl partilerine bir siyahiyi davet ederler. Konuk, eleştirileriyle, bu liberal aydınların canına okur, demediğini bırakmaz. Gecenin sonunda onu uğurlarken, bu suçlamalarla suçluluk duyguları bastırılmış, ne denli hoşgörülü oldukları kanıtlanmış, “Haftaya gene gel, gel lütfen,” derler.

James Baldwin öyle değildi. Hiç kimsenin hiçbir eleştiriyle, hiçbir kınamayla suçlarından arınamayacağını bilir, söylerdi. Tanıdığım en bilinçli, en ateşli insan hakları savunucusuydu. ABD’de siyahların yaşadıklarıyla, yüzyıllarca sürerek 1865’e kadar resmen, 20. yy’ın ikinci yarısına, hatta daha da ötesine kadar fiilen devam eden kölelikte yaşatılan eza ve zulümle, tüm bunlarla, bu dertlerle yoğrulmuş bir insandı Baldwin. Ekin iken harman olmuşlardandı. Dağda bulunmuş, kolu kanadı yolunmuş, dolaba layık görülmüş, o nedenle ‘inileyen’ insanlardandı, o insanlar için yaşayan biriydi. İçinde kor gibi yanan isyanı, öfkesiyle.

James Baldwin’i 1967’de tanıdım. Galiba Cevat Çapan tanıştırdı. 2009’da yayımlanan  James Baldwin’s Turkish Decade (James Baldwin’in Türkiye Onyılı) adlı kitapta anlatılan  yıllardı. Sık görüşür olduk, evimize gelip gittiği çok oldu. Onunla Ayazpaşa’da, Japon Konsolosluğu’nun hemen yanındaki evinde uzun bir görüşme yaptım, tam 24 sayfa. Memet Fuat, “Çok uzun bu, kısaltsan...” diyerek Yeni Dergi’de yayımlamadı. Kısaltmadım. Sonra da -utanç verici ama- büsbütün unuttum. O kadar ki, Adam Sanat dergisini onlarca yıl yayımladığımız halde, aklıma getirip bulup çıkartamadım. Zaten yitirmiştim, bulamazdım.

Ama buldum. Şakir Eczacıbaşı’nın sekreteri çok sevgili arkadaşım Sevinç daktilo etmişti; bir kopyasını bunca zaman saklamış, geçen yıl ondan aldım.

Baldwin’in 1954’te yayımlanan ilk romanı Go Tell It On The Mountain (Git Bunu Dağlarda Anlat/Haykır) ile Going to Meet The Man (Onunla Buluşmaya Gidiş), Giovanni’s Room (Giovanni’nin Odası) kitaplarını okumuştum. Go Tell It On The Mountain 19. yy’da yazılmış, İsa’nın doğuşunun sevincini terennüm eden, çok popüler bir ilahiydi; kitabına bu adı vererek Baldwin, 2000 yıl öncesinin Hıristiyanlarının çektiği eza ve kurtuluş umutlarıyla siyahların Amerika’da yaşatıldıkları arasında paralellikler buluyor, kuruyordu. Böyle yaşanmaz, bu böyle sürmez, git bunu dağlarda söyle, herkes duysun, bilsin, diyordu.

O uzun görüşmede ben ne kadar konuyu edebiyata, kitaplarına çekmeye uğraşsam, Baldwin dönüp dolaşıp siyahların ABD’de yaşadıklarına, bunun tarihçesine, zulmün gerekçesine ve köklerine dönüyor, gözlerinden hiç eksik olmayan acılı bakışla, yitik gibi, başka yerdeymiş gibi duruşuna karşı, volkandan saçılan lav gibi sözleriyle içindeki yangını haykırıyordu. Müthiş, uyandırıcı bir görüşme oldu benim için.

O görüşme Baldwin’in Cezzar Tiyatrosu’nda sahneye koyduğu Düşenin Dostu adlı oyunun hazırlıkları sırasındaydı. Blues For Mr Charlie gibi Broadway’de sergilenen  oyunlar da yazmış olan Baldwin’in ilk yönetmenliğiydi, onun gerilimi de vardı üstünde. Oyun eşcinsel ilişkileri konu alıyordu. Engin Cezzar, Ali Poyrazoğlu gibi ünlü aktörler vardı sahnede. Galasına gittik. Böyle bir oyunun Türkiye’de sahnelenmesini ne o tarihten on yıl önce düşünmek mümkündü, ne de hatta on yıl sonra. Tuhaf bir  dönemdi ‘60’lar... Kıyameti kopartanlar da oldu, ama eleştirilerin çoğu olumlu, alkışlıydı. 

James Baldwin New York’un Harlem’inde doğmuştu. Babası öldüğünde 3 yaşındaydı. Üveyler de içinde, dokuz çocuğun en büyüğüydü. 

Baldwin’in müthiş konuşmaları, tartışmaları var. Link’leri yazının sonunda veriyorum. Onu tanıyın, İngilizce bilmiyorsanız bile, konuşma ilerledikçe nasıl büyüdüğünü, bu ufarak, sıska adamın gözünüzün önünde devleştiğini görürsünüz.

Ama önce size, 1967’deki görüşmeden bir-iki kısa bölüm.

JB - Liberallerin hepsi, kara etin sırtından para kazandıkları için affedilmek ister. 

***

JB – Kilise Amerikalı zencilerin tek toplanma yeri ve imkanıydı; bildiğin tüm zenciler, Ray Charles’dan Abernathy’ye, Martin Luther King’e, Malcolm X’e, bana kadar tüm zenciler bu forumdan, kiliseden gelmeler. Öğrendiğimiz herşeyi orada öğrendik. Yani okumayı, önce İncil’i okumayı ve İncil’i gizlice okumayı orada öğrendik.

NB - İncil’i “gizlice” okumayı diyorsun. Neden gizlice?

JB – Yasaktı.

NB – Neden?

JB – Kimse istemez kölesinin okuma bilmesini.

NB – Öyleyse önemli olan İncil değildi, okumayı öğrenmekti.

JB – İncil’di de bir yandan. Beyaz Amerikalılar kendilerini kölelerinin ruhlarını kurtarma görevinde saydılar. Onlara İncil okuyorlardı bundan ötürü, İncil’in, örneğin, Aziz Pavlus’un “Köleler, efendilerinize itaat ediniz,” gibi şeyler söylediği bölümlerini. Ama kendisi okuyunca İncil’i, başka bölümleri de, başka kitapları da okuyacağı belliydi kölenin. Öyle de yaptı.  

*** 

NB – Jimmy, sence Amerika’daki zenci tepkilerinin tutarlı bir siyasal yanı var mı?

JB – Egemenliği olmayan herhangi bir ulusun tutarlı bir etkinliği olabilir mi sence? Güçten söz etmeden politikadan söz edebilir miyiz? Amerika’da siyahlar ve beyazlar arasındaki oluşumlarda bir devrimin gümbürtüsü var. Eğer liderleri öldürürsen, bir kısmını sürgüne yollar kalanları da tutuklarsan, yer altında biriken tüm enerjiyi zorlamış olursun; bir şey daha yapmış olursun, yaptığın da bir gücün yapabileceği en tehlikeli şey olur: İşin farkında olmayanlar da kentin öte yanındaki, ülkenin öte yanındaki olayların gerçekte kendi olayları olduğunu kavrayıverirler birden... 

James Baldwin 1 Aralık 1987’de Paris’te mide kanserinden öldü.

2014 tüm dünyada Baldwin Yılı. Merhaba Jimmy.

Arkada sağdan Jermen, Baldwin’in arkadaşı Fransız yazar Alain, Levon. Önde, Vartanuş, Silva, Jimmy, Nazar


http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=DeFpzp1pBjc#!

https://www.youtube.com/watch?v=-JIp9_IIV3s

https://archive.org/details/1968RevolutionRewindMoment-JamesBaldwin

https://archive.org/details/Bb0641JamesBaldwinLivingAndGrowingInAWhiteWorld.

https://www.youtube.com/watch?v=oFeoS41xe7w

(Link’ler için Phil Jackson’a şükran)