Akşamdan kalmanın anatomisi
Bir çocuk kitabı gibi düşünülse de "Küçük Prens" dünya edebiyatının en hüzünlü ve düşündürücü karşılaşmalarından birini barındırır metninde. Kendi gezegenine hapsolmuş olan sarhoş adamla Küçük Prens arasında bir konuşma geçer. "Küçük Prens" önündeki boş ve dolu şişelerle oturan adama neden içtiğini sorduğunda "Unutmak için" cevabını alır. "Neyi unutmak için?" diye üstelediğinde ise o sarsıcı itiraf gelir: "Utandığımı unutmak için... İçtiğimden utandığımı!" Saint-Exupéry’nin bu kısa ama derin anekdotu, alkolün insan ruhunda yarattığı o meşhur kısır döngüyü anlatır. Ancak bu döngünün bir de sabahı vardır; dillerimize "hangover" olarak yerleşen, Türkçede ise "akşamdan kalmalık" dediğimiz o puslu, ağrılı ve pişmanlık dolu eşik.
Kelime kökeni itibariyle "hangover", 19. yüzyılın sonlarında bir dönemden geriye kalan, üzerinden atılamayan sarhoşluk anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Bazı şehir efsaneleri bu terimi, eski zamanlarda evsizlerin geceyi bir ipe asılarak geçirdikleri ucuz konaklama yerlerinden sonra sabah o ipten "asılı vaziyette" (hanging over) uyanmalarına bağlasa da gerçekte bu durum, vücudun alkolün toksik artıklarıyla verdiği amansız bir savaştır. İlginçtir ki bu savaşta herkes aynı yaraları almaz. Bilimsel araştırmalar insanların yaklaşık yüzde 25’inin, yani her dört kişiden birinin, ne kadar içerse içsin ertesi gün hiçbir akşamdan kalmalık belirtisi göstermediğini ortaya koyuyor. Bu "şanslı" azınlık, alkolü ve onun zehirli bir yan ürünü olan asetaldehit maddesini genetik olarak çok hızlı parçalayabilen bir metabolizmaya sahip. Onlar için sabah, herkes kadar aydınlık ve ağrısız başlar.
Geriye kalan çoğunluk için ise durum oldukça karmaşıktır. Özellikle birçok kimse, kırmızı şarap içtiğinde baş ağrısından mustarip olduğunu söyler. Genelde bu ağrının sebebi olarak sülfit gösterilir. Sülfit; her ne kadar astımı olanlar ya da migren ağrısı çekenler gibi çok duyarlı bünyelerde hoş olmayan durumlar yaratsa da kırmızı şarap içtikten sonra oluşan baş ağrısıyla doğrudan ilişkili değildir. Eğer sadece sülfit baş ağrısı yapıyor olsaydı; birçok paketli gıda, kuru meyveler hatta bazı şarküteri ürünleri de aynı sonuca yol açardı; çünkü bunlarda şarapta olduğundan çok daha fazla sülfit bulunur. Aynı zamanda beyaz şaraplarda da en az kırmızı kadar, belki de daha fazla sülfit olduğu gerçeği, ağrının sadece kırmızı şarapta ortaya çıkmasını açıklamaz.
Asıl mesele; şaraba o güzel rengini veren antosiyaninler, antioksidan etkili quercetin ve damarları etkileyen tanenlerdir. Bu bileşenler bazı bünyelerde alkolün parçalanma sürecini sabote ederek ağrıyı tetikler. Üstelik madalyonun diğer yüzünde maya ve histamin gerçeği yatar. Bazı bünyeler şarabın üretim sürecindeki mayalara karşı doğrudan alerjik bir tepki verirken, fermente içeceklerdeki yüksek histamin miktarı bu hassasiyetle birleşince o meşhur baş ağrısını başlatır.
Halk arasında sıkça dile getirilen "içkileri karıştırmanın çarptığı" yönündeki inanış ise aslında miktarla ve içkinin niteliğiyle ilgilidir. Farklı alkoller içmekten ziyade; viski veya kırmızı şarap gibi koyu renkli içkilerde bulunan ve "congeners" denilen yan ürünlerin fazlalığı ertesi günü daha da zorlaştırır. İçkileri karıştırdığımızda genellikle ne kadar içtiğimizin kontrolünü kaybeder ve vücudumuzun asıl ihtiyacı olan suyu ihmal ederiz.
Sonuçta asıl mucizevi çözüm yine doğada gizlidir: Bol su içmek, eksilen mineralleri yerine koymak ve karaciğere işini yapması için zaman tanımak. Belki de en doğrusu, Küçük Prens’in karşılaştığı o sarhoş gibi unutmak için değil; sabahında kendimizden utanmayacağımız, hatırlamaya değer güzel bir akşamın anısı olarak kadehi tadında bırakmaktır.

