“Belliydi” makamı
Önce öfkelendim. Vurulana kızdım. Vuran en olağan şeyi yapmıştı.
"Belliydi," dedim.
Sonra utandım.
Mamam gibi konuşmaktan utandım.
Vapurda ‘’Bana mama deme” denilen çocuklardık. Kulağa daha tanıdık gelecek isimler konulmuştu bize.
Utancım kendimeydi. Mamamdan utandım. Televizyonda her gördüğünde mamam, "Bi kötülük yapacaklar bu adama," derdi.
"Olmaz artık," derdim. "Olmaz artık, hangi devirdeyiz?"
Oldu. Bütün kötümserler haklı çıktı. Sanki işin normali buymuş gibi, sanki zaten olması gereken buymuş gibi. Zaten hep belliymiş gibi.
Babam bizim için "kılıç artığı" derdi. Artık öldürmeye değmeyeceği için öldürülmeyenlerin soyundan geliyorduk ve öldürülmeye değer birisi çıkınca belki de öldürülecekti. Belliydi...
Buranın bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi olmadığına inanmak istemiştik. Günahlarımızın kefaretini ödeyen, çarmıhtaki bir İsa gibi bizim haklı olduğumuzu göstermişti Hrant Dink.
Onun cenazesinde hissetmeyi hayal ettiğimizi, belki ilk defa ve belki de son defa hissettim. On binlerce insan, bu memleketin benim de memleketim olduğunu ispat ediyordu. Haliç Köprüsü'nde, sahil yolunda, boylu boyunca İstanbul’da…
Cenazeyi almaya giderken Sebat Apartmanı'ndan Kumkapı’ya aklımdan "Bekle Bizi İstanbul"un dizeleri geçiyordu. Cenaze için Anadolu’dan gelenleri, zılgıt çekenleri, slogan atanları beklemişti İstanbul… Hayatım boyunca hakaret olarak duyduğum Ermeni lafını üzerlerine alan insanları gördüm. Tezer Özlü kendi namına konuşsundu… "Burası benim memleketim ulan!" dedim.
Sonrası yokuş aşağı…
Davayı takip ettikçe pislikler saçıldı iyice. Milli mutabakat cinayeti… Öldürmek için uğraşmamışlardı bile. Bilip de göz yummuşlardı sadece. Beyaz berelerle maçlara çıkılmış, bayrak önünde fotoğraflar çekilmiş; hepimize birer teferruat olduğumuz hatırlatılmıştı.
Babam da mamam da "öldür" diyenlerin yargılandığını göremedi. Davanın "Ankara’nın karanlık koridorlarında" ne hale geldiğini görmedi.
Mutluyum görmediklerine. Dedim ya, sonrası yokuş aşağı… Böyle olacağı da ‘belliydi’. 19 yılda her şey daha kötüye gitti.
Kılıç artığıydık, şimdi ise nefret artığı bir çağın içine hapsolduk. Televizyonda savaş tamtamları çalarken, sınırın ötesinde evinden, barkından, canından edilen Kürtleri izliyoruz. Bir halkın yok edilmesine "stratejik derinlik" veya "güvenlik" diyenlerin bir vicdanı var mı bilmiyorum. Birine "Ermeni" dendiğinde bunu hakaret sanan o karanlık kafa, şimdi "Kürt" dendiğinde dişlerini gıcırdatıyor. Dünya; merhametin iflas ettiği, şiddetin ise borsa gibi yükseldiği devasa bir mezbaha olmaya doğru gidiyor.
Ve birileri çıkıp, "Belliydi," diyorlar. "Yanlış ata oynadılar," diyorlar. ‘’Demiştik’’ diyorlar.
Ne kadar benziyor "Sırtımızdan bıçakladılar" lakırdılarına…
Ben bu "belliydi” makamından tiksiniyorum!

