Emperyaliste güven olmaz… Peki ya komşuya?
ABD’nin Suriye’de ani biçimde yön değiştirmesinden sonra tarihin ve siyasetin en bilindik ifadelerinden biri bu sefer Kürtler muhatap alınarak bir kere daha dillendirildi: “Emperyaliste güven olmaz.” Doğru, emperyaliste güven olmaz olmamasına da yüzyıllardır yan yana yaşadığına güvenebiliyor musun, asıl soru bu. Bir yerde emperyalist olarak adlandırılan ve dışarıdan gelen aktörlerin etkisini belirleyen en önemli etkenlerden biri o bölgenin yerli halklarının arasındaki ilişkilerdir, karşılıklı konumlanışları, birbirleri hakkındaki algı ve duygularıdır. Yani, komşuna güvenebilsen belki emperyaliste güvenmene gerek kalmayacak zaten ama tabii o iş, komşuya da bağlı. Dolayısıyla, mesele sadece “emperyaliste güvenmekle” sınırlı bir mesele değildir. Başka bir husus şu ki bizdeki yaygın anlayışın tersine emperyalistin emperyalist olabilmesi için mutlaka denizler ötesinden gelmesine gerek yok. Emperyalizm, bir zihniyet, bir politika ve bir güç meselesi. Bunun kaynağı size yakın da olabilir uzak da -ki bugün artık “uzaklar” ne kadar uzak tartışılır.
Dediğim gibi mesele, çok yönlü ve çok değişkenli. Temel bir ilkeyi belirtmekle başlanabilir: Bir hareketin kendi bölgesindeki hedeflerine ulaşmak için başka ülkelerden yardım veya destek alması kendi başına gayrimeşru değildir. (Söz konusu hedeflerin ve hareketin ideolojisinin doğruluğu-yanlışlığı, iyiliği-kötülüğü, gerçekçi olup olmadığı ayrı tartışma konularıdır.) Kaldı ki, tarihteki fiili norm da budur, yani tarihteki birçok hareket bölgesindeki amaçları için doğrudan ve dolaylı dış destek aramış ve almıştır. Örneğin, Amerikan bağımsızlık mücadelesi de millici Ankara hükümeti de silah da dahil olmak üzere her türlü ayni, nakdi ve diplomatik dış yardımı aramış ve almıştır. Dolayısıyla, herkes yeri geldiğinde “dış güçlerle işbirliği” yapar. Başarılı olursanız tarihe “kahraman”, başarısız olursanız “hain” olarak yazılırsınız. Yukarıda zikrettiğim iki örnekte, Amerikan bağımsızlık hareketinin önderleri başarılı olamasalardı İngiltere’nin -o zaman için- “ezeli düşmanı” Fransa’yla işbirliği yapan asiler olarak kalacaklardı veya benzer şekilde Ankara hükümeti başarılı olamasaydı o zaman İstanbul hükümetinin onlar için söylediği şekliyle “din, hilafet düşmanı Bolşeviklerle işbirliği yapan hainler” olarak kayda geçeceklerdi. İkisi de başarılı oldular ve yeni birer devlet kurdular. Bunlar çok uzak örnekler diyorsanız o zaman şu an Şam’da şekillendirilmeye çalışılan yeni Suriye devletine bakın. Başta Türkiye olmak üzere “dış güçlerin” yardımı olmasaydı böyle bir teşebbüs başarılı olabilir miydi?
Dolayısıyla mesele, yabancı bir devletten yardım alıp almama meselesi değil o ilişkiyi yönetebilme, o gücün ve senin karşılıklı konumlarınızı ve amaçlarınızı doğru okuyabilme meselesidir. Bir de tabii dış güç sizin yanınızda durmayı bıraktığı gün için bir B planınızın olup olmaması meselesidir.
Aslında çok açık olan ama nedense çok sık da gözden kaçırılan şu ki bu tür ilişkilerde genellikle sevip-sevmeme, vefa, sempati gibi duygular belirleyici olmuyor. Örneğin, Amerika ve İsrail, “Gazze’de o kadar soykırım yaptık ama Kürtler bize dişe dokunur bir şey demedi”, diyerek son haftalarda Suriye’de yaşanan gidişatı engellemediler. Büyük devletler bir bölgeyle ilgili politika belirlerken genellikle o bölgeye, yani elimizdeki örnekte Suriye’nin bütününe hakim olabileceğini gösteren aktörle çalışmayı tercih ediyorlar. ABD’nin gözünde SDG bu iş için bir alternatif ol(a)madığı için Şara hükümetine yöneldi. Yani, siz sahada ortaya bir şey koyarsanız veya koyabilirseniz yabancı devletler de ona göre bir pozisyon alabiliyorlar. (Lafı dağıtmak istemem ama gene tarihten bir örnek vermek gerekirse, tabii ki o zamanki durum şimdikinden farklıydı ama sahadaki fiili duruma yabancı devletlerin tepki vermesinin bir örneği olarak birincisi 1921’in Ocak ayında ikincisi Mart’ta yaşanan Birinci ve İkinci İnönü muharebelerinde Ankara hükümetinin başarısının ardından Fransa’yla Ekim ayında imzalanan ve Fransa’nın Ankara hükümetini tanıyan ilk İtilaf Devleti olması sonucunu doğuran Ankara Anlaşması’nı hatırlatmak isterim.)
Tabii ki sizin ne yaptığınız veya yapabildiğiniz tek etken de değildir. Yabancı küresel güçlerin kendi hesapları da vardır. Mesela, Erbil Kürdistan Üniversitesi’nden Dr. Arzu Yılmaz, geçenlerde katıldığı bir programda Suriye’de yaşananların Kürtlerin ve hatta Suriye’nin de ötesinde olduğunu, tahminlerine göre ABD ve İsrail’in İran’daki bir rejim değişikliği için gerekli olan kara gücünü yeni Suriye yönetiminden devşirme peşinde olduğunu söyledi. Bu, son derece önemli bir tespit ve öngörü. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz ama gerçekten öyleyse bu ABD’nin Suriye’deki yönelimlerini de açıklar.

