Kendi mezarımızı kendimiz kazıyoruz
Geçen hafta Agos’un manşetini görmüşsünüzdür. Patrikhane’nin 2025 ve 2024 için açıkladığı vaftiz ve cenaze istatistikleri üzerinden atılmış bir başlıktı. 2025’te 183 vaftiz yapılırken 527 cenaze töreni yapılmış. 2024’te ise büyük bir tesadüf eseri gene 183 vaftiz yapılırken 547 cenaze töreni olmuş. Türkiye Ermeni toplumunda bir nüfus azalması yaşandığı aşikar ama bu ne bilinmeyen bir şey ne de uzun vadeli gidişata aykırı. Türkiye Ermeni toplumunun nüfusundaki erime diğer Hıristiyan ve Yahudi gruplarla birlikte yüz küsur yıldan beri devam ediyor. Hadi, cumhuriyeti kuranların iddiasını kabul edelim ve cumhuriyetle birlikte yeni bir sayfa açıldı diyelim. Peki, Hristiyan ve Yahudiler için değişen bir şey oldu mu? Olmadı, erime devam etti. 1927 nüfus sayımında Türkiye’de anadili Ermenice olan 64.475, “dini” Ermeni olan 77.443 kişi kayıt altına alınmıştı. (Neden Ermeniliği din olarak kaydetmişler, o da ayrı bir tartışma. Millet sisteminden kalan bir alışkanlık olsa gerek. Gerçi, öyle anlaşılıyor ki “Dininiz nedir?” şeklindeki açık uçlu soruya kimi Ermeniler de “Ermeni” diyerek cevap vermiş.) Bu nüfus, sadece İstanbul’la da sınırlı değildi. 1927’de Anadolu’nun dokuz vilayetinde 24.000’den fazla Ermeni kayda geçirilmişti. Bu rakamlar her ne kadar Birinci Dünya Savaşı öncesine göre lafı bile olmayacak rakamlar olsa da rahat bırakılması durumunda büyüyecek topluluklardı ama rahat bırakılmadılar, devlet politikaları gereği azaltıldılar.
1965’ten 1985’e kadar yapılan nüfus sayımlarında sorulan anadili ve din sorularının cevapları sadece “ilgili devlet kurumlarıyla” paylaşıldığı ve 1985’ten sonra da “bölücülük” korkusuyla sorulmadığından Ermenilerin -ve diğer grupların- 1965’ten sonraki nüfuslarını kesin olarak bilmiyoruz. Fakat, okul ve öğrenci sayıları gibi verilere sahibiz. 1970’lerin başında okul sayısının 32, öğrenci sayısının 7.400 civarında iken 2000’lerin başında aynı sayılar sırasıyla 18 ve yaklaşık 3.800 idi. Bugün ise Ermeni okullarındaki öğrenci sayısı 2.700’ün altında. Velhasıl, kuşaklara yayılan bir erimeden söz ediyoruz.
Bu erimenin sebeplerini ortaya koyarken de odadaki filden başlamak gerek: Türkiye’deki Ermeni toplumunun erimesinin baş sorumlusu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bugün artık az çok herkesin bildiği uygulamalarda yansımasını bulan hükümetler üstü politikalarıdır. Diğer herşey bir yana Ermeni topluluklarının taşradaki ve kırsal kesimdeki sosyal dokusunu parçaladığınız zaman nüfus artışının önemli bir zeminini de ortadan kaldırmış oluyorsunuz zira genellikle bir toplumun doğum oranlarıyla büyümesine katkıda bulunanlar metropollerde yaşayan üyelerinden ziyade daha küçük yerleşim birimlerinde yaşayanlardır.
Evet, nüfusu azaltan başlıca etken devlet politikalarıdır ama bunun üstüne bir de Türkiye’de hayatı sadece Ermeniler için değil herkes için zorlaştıran sosyoekonomik koşulları da hesaba katmak gerekir. Bunlar da Ermeni toplumunun daralmasında ve dağılmasında belirgin bir rol oynuyor. İşte, uzun zamandır gündemimizde olan, görünüşe göre daha da uzun zaman gündeminizde olacak ve olması gereken Ermeni toplumundaki yoksulluk ve işsizlik meselesi. İşte, Ermeni toplumunun yetersiz sağlık ve sosyal hizmetleri. İşte, Ermeni okullarındaki sorunlar. Bütün bu sorunları halledememiş bir topluluğun nüfus olarak artmasını beklemek mümkün mü?
Belki dikkatinizi çekmiştir, son zamanlarda bütün bunlara eklenen bir başka trend daha var. Gittikçe daha fazla sayıda Ermeni genci lise sonrasında üniversite okumak için yurt dışına gidiyor. Tabii ki herkes bu imkana sahip değil ve dediğimiz gibi bu Ermeni toplumuna özgü bir durum da değil zira gençlerin yurt dışına gitme eğilimi Türkiye için son 8-10 senedir belirgin bir durum. Fakat, bunun genel bir durum olması Ermeni toplumunu olumsuz etkilediği gerçeğini değiştirmiyor zira üniversite okumak için yurt dışına giden gençlerin birçoğu geri dönmeyecektir, en azından dönmemeye çalışacaktır. Bu da ileride kurulacak ailelerin, o ailelerin sahip olacağı çocukların eksilmesi demektir. Yani, bu gençlerin kaybedilmesi sadece şahıs olarak onların kaybedilmesinden öte gelecekteki ailelerin ve çocukların kaybedilmesi demektir ki bu da nüfusun azalmasını yakın gelecekte geometrik arttıracak bir etkendir. Kimse kendisi veya çocuğu için daha iyi bir gelecek aradığı için suçlanamaz. Dolayısıyla, bu gençlere ve ailelerine söylenecek bir şey yok.
Bu gençlerin ve Ermeni toplumundan daha başkalarının yurt dışına gidişine sebep olan ülkenin içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik zorluklar da Ermeni toplumunun ve onun kurumlarının kabahati değil ama o kurumların bir kabahati var: gencinden yaşlısına Ermeni toplumu üyelerine bu zorluklar karşısında yeterli imkan ve desteği sağla(ya)mamak. Kurumlarımız yani vakıflarımız, Türkiye’nin ekonomisini düzeltemezler, daha özgür ve demokratik bir ülke olmasını sağlayamazlar ama bu zor ortamda Ermeni toplumu üyelerine yardımcı olarak, gençlerine umut vererek toplumsal bağları ve dayanışmayı kuvvetlendirecek adımları atabilirler ki bu hem niteliksel gelişmenin hem de niceliksel çoğalmanın önünü açar. Bunları yapmamak, üstelik hep söylediğimiz gibi akılcı ve koordineli bir şekilde yönetilirse yeterli olacak kaynak varken yapmamak artık aymazlıktan öte düpedüz kötülük ve ihanet haline gelmiştir. Bundan kaçınan her vakıf yöneticisi bilsin ki Ermeni toplumunun mezarını biraz da o kazıyor.

