Geçen 1 Aralık’ta, 1991’de ilân edilen bağımsızlığın yıldönümünde Ukrayna’nın önde gelen aydınları Ayakta Kal, Diren, Üstün Gel başlıklı bir manifesto yayımladılar. Öne çıkan vurgular şöyle:
“Yaklaşık on iki yıllık savaş — bunun dört yılı topyekûn savaş — toplumda yorgunluk, tükenmişlik ve umutsuzluğa yol açtı. Yine de zaferin mümkün ve ulaşılabilir olduğunu ilân ediyoruz. Önemli olan bu zaferi tanımlamak, ona giden yolu aydınlatmak ve sağlam temellere dayanan bir umut sunmak.
Rusya başlangıçtaki planlarının hiçbirini gerçekleştiremedi ve artık Ukrayna’ya karşı zafer kazanamaz.
Ukrayna başından beri, çatışmaların sona ermesi, işgal güçlerinin çekilmesi ve ülkenin tanınmış sınırları içinde toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması dâhil olmak üzere tüm boyutlarda mutlak zaferi hedefledi.
Mutlak zafer, kaçırılan tüm çocukların, savaş esirlerinin ve sürgün edilenlerin geri dönmesini, Rus rejiminin bir uluslararası mahkemede yargılanmasını ve sorumluların hesap vermesini, verilen zarar için tazminat ödenmesini içerir. Ukrayna ise, herhangi bir kısıtlama olmaksızın Avrupa Birliği ve NATO üyeliği ile güvenlik garantileri almalıdır.
Bu azamî zaferdir. Bu hayalin tarihsel temeli vardır: imparatorluklar ebedî değildir. Ancak gerçekçi olmalıyız: Rus emperyal projesinin dağılması uzun vadeli bir perspektiftir. Bu nedenle bu yolun başlangıcını işaret edecek en yakın noktayı — zaferimizin ikna edici bir başlangıcı sayılabilecek noktayı — tanımlamalıyız. Buna asgarî zafer diyelim.
Üç boyutu vardır: İlki, düşmanın askerî saldırılarını püskürtmeyi ve Ukrayna’nın barışını tehdit etme kapasitesini devre dışı bırakmayı amaçlar. İkincisi, ülkemizin uzun vadede hayatta kalması için gerekli ön koşulları içerir. Üçüncü boyutun gerçekleştirilmesi ise düşmanın, ne kadar yüksek bir bedel ödemeye hazır olursa olsun, gelecekte başarılı olmasını imkânsız kılınmasıdır.”
Bu girişten sonra metin “asgarî zafer” kavramının içini dolduran tespit ve önerilerde bulunuyor.
-Savaşın amacı toprak değil. Rusya zaten ihmal edilmiş ve geri kalmış geniş topraklara sahip, işgal ettiği Ukrayna toprakları ise sistematik olarak harap edilmekte, ekonomik ve insanî potansiyelleri yok edilmekte.
-Savaş, Rus rejiminin yapısal temeli ve hayatta kalmasının anahtarı hâline gelmiştir.
-Kremlin’in stratejik hedefi Ukrayna’yı dünyanın siyasî haritasından silmek ve Ukrayna halkının kimliğini yok etmektir.
-Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılımı da pazarlık konusu olamaz. AB üyeliği yoluyla Avrupa’ya dönüşümüz ve Rus dünyasından nihaî kopuşumuz son on yıllardaki siyasî gelişimimizin ayırtedici özelliğidir. AB üyeliği güvenlik ve refahımız için stratejik bir meseledir.
-Ukrayna, yeni bir Avrupa güvenlik mimarisinde güvenilir bir aktör ve modern saldırı biçimleriyle nasıl mücadele edileceğine vakıf benzersiz bir tatbikî deneyim sahibi olarak Avrupa’yı güçlendirecektir.
-Küresel etkiyi ve ulusal güvenliği sürdürmek, hukukun üstünlüğüne ve etkili kamu yönetimine dayanan bir ülke inşa etmeye yönelik politikalar gerektirir.
-Böyle bir Ukrayna’da devlet insan odaklıdır — kapsayıcı siyasî ve sivil kurumlara sahip bir hizmet devletidir; devlet toplumun mülkiyetindedir. İnsan odaklı devlet insan haklarını önceler, kendine bakamayanlara sahip çıkar ve herkes için eşit fırsatlar garanti eder.
Çağrıcılar gerçekçi bir yaklaşımla Batı’da da hayli yaygın olan “Ukrayna’nın kazanması mümkün değil” duruşuna karşılık “asgarî zafer” kavramını öne sürüyor. Rusya’nın, bütün zaaflarına rağmen nüfus ve nüfuz üstünlüğü tüm gözlemcilerce başından beri dile getiriliyor. Buna karşılık Ukrayna’nın yorgunluğu aşikâr. İlâveten Rusya’da hesap vermez bir faşist idare var, diğer yanda her şeye rağmen toplumunu gözeten bir siyasa.
Yine de cephenin dondurulmasına kimin aracılığıyla ulaşılacak, belli değil. Ukrayna’ya 1994’ten beri ihanet eden ABD’ye ve Rusya muhibbi Trump idaresine güvenen yok. Diğer Batı, ABD’nin silâh desteğine bağımlılığından ve Rusya’yı daha sıkıştırmama siyasetinden ötürü biçare. Ukrayna’ya her türlü desteği sürse de dört yıldır Rusya’ya direnen Ukrayna, Avrupa değil. Verdiği yegâne somut perspektif AB üyeliği. Bu, Ukrayna’yı NATO’ya gerek kalmadan yeni AB savunma ve güvenlik mimarîsinin kilit taşı konumuna getirirken ülkeyi kalıcı şekilde dönüştürme potansiyeli içeriyor.
Ukraynalıların yıllardır yaşadığı kâbus bitse de Rusyalılarınki bitecek gibi durmuyor. Bunu ileride daha ayrıntılı işlemek kaydıyla…


