Yıl yeni, biz eski
Zaman geçerken değil de birikince fark edilen bir şey. Geçişi sessizdir ama o birikimin yekûnunu fark ettiğiniz anlarda çoğunlukla afallatır. Sizin veya eşinizin dostunuz eski bir fotoğrafıyla şimdiki hali arasındaki farkı fark ettiğinizde, ha keza çocuğunuzun yeni yürümeye başladığı zamanlardan kalma bir video karşınıza çıkıp sanki daha dünmüş hissi uyandırdığında, gençliğinizden kalma bir şarkı kulağınıza çalındığında, çok iyi bildiğiniz semtinizin veya şehrinizin eski fotoğraflarına rastladığınızda…Türkiye söz konusu olduğunda zamanın birikimini hatırlatan acı bir ölçü daha var: haksız yere hapiste tutulan o veya bu kişinin orada geçirdiği yıllar. O kadar ki insan kendini şöyle cümleler kurarken yakalayabilir: “Onu hapse attıklarında bizim çocuk ilkokula yeni başlamıştı.” Siz o sırada bir ömür yaşamışsınızdır ama o kişi o zamanı dört duvar arasında geçirmiştir. Bunu da fark ettiğinizde ve bütün o yıllar boyunca sizin neler yaptığınızı düşününce o sürenin ne kadar uzun olduğunu anlarsınız.
Yaşlanmak sadece yılların uç uca eklenmesi değildir; anların ve anıların katman katman birikmesidir. Yılbaşları, diğer yıl dönümleri gibi, zamanın akışı içinde işte bu farkındalık duraklarından biri olarak algılanır. Doğanın gözlemlenmesi üzerine kurulsa da yıl dediğimiz şey insan icadıdır. Gelgelelim, insanlar şeyler icat edip özel anlamlar atfetmeyi sevdikleri için yılbaşlarının da tuhaf bir gücü vardır. Hem ruhen hem bedenen kim olduğumuzla kim olmaya başladığımız arasındaki farkı fark etmemizi sağlar, eğer fark etmeye niyetimiz varsa.
Bu farkındalık, eğer gerçek bir farkındalıksa, beraberinde bir tür yas veya hüzün de getirir. Asla geri dönemeyeceğimiz hallerimizin yasını tutarız. Öte yandan, bir zamanlar acil görünen şeyler önemsizleşir; küçük görünen işler hayati hale gelir. Günlük hayatın küçük rutinlerini başarmak, yaşlandıkça bir mutluluk vesilesine dönüşür.
Zaman eğer bizi olgunlaştırarak geçmişse her şeyin enerjimizi, özenimizi, kaygımızı hak etmediğini öğreniriz ya da belki de öğrenmek zorunda kalırız çünkü artık enerjimiz ve hislerimiz istediğimiz veya beklediğimiz her şeye kâfi gelmez, aralarından seçmek zorunda kalırız. Yeni yıl, büyük kararlar vesilesi olmaktan çok sessiz ve mütevazı niyetlere dönüşür. Rutin, yeniliğin yerini alır ve yenilik zaman algımızı genişleten bir şey olduğu için biz yaşlandıkça zaman bize hızlanmış gibi gelir. Bir zamanlar bitmek bilmeyen günler artık birbirine karışır. Haftalar anlar gibi geçer. İşin tuhafı, genellikle ellilerimizden itibaren zamanın daha hızlı aktığı hissini yaşarız ama acaba daha da yaşlanmış, diyelim ki doksanlarındaki biri için acaba nasıldır? O yaştakiler için de zaman hızlı geçer mi? (Tabii, insanın fiilen yaşadığı hayat ve içinde bulunduğu hal de belirleyici. Clint Eastwood gibi 93 yaşında film çekerseniz sanırım algılarınız büsbütün başka olur ama kaç tane Clint Eastwood var ki?)
Teşbihte hata olmaz ise yeni yıl zamanla olan ilişkimizi yansıtan bir aynadır. Onun içinden koşarak mı geçiyoruz? Çok mu sıkı tutunuyoruz? Fark etmeden akıp gitmesine izin mi veriyoruz? Yaşlandıkça her yeni yıl insana aynı sessiz soruyu sorar: Önündeki azalan zamanı nasıl yaşamak istiyorsun?
Hepimizin bu soruya gönül rahatlığıyla cevap verebileceği bir yıl olsun çünkü yapabilmek için önce cevabı bilmek gerek.

